Ülkücüler birbirini yalnızca 'musalla' taşında mı severler?

İsrafil K.KUMBASAR

Senin başucunda taş, bizim gözümüzde yaş
Sen borcunu ödedin, Sıra bizde ülküdaş

Ülkücü hareketin efsane isimlerinden biri olan Mehmet Gül, Türk milletinin, İslam dünyasının ve bütün insanlık aleminin kurtuluşu için çıktığı kutlu ve çetin yolculuğa hiç beklenmedik bir anda ara verip, ‘tekbirler’, ‘dualar’ ve ‘gözyaşları’ arasında ebedi istirahatgahına uğurlandı.
Cenaze törenine, musalla taşında yatan er kişinin ‘cesaretine’, ‘asaletine’, ‘yiğitliğine’, ‘delikanlılığına’, ‘insan sevgisine’ yakışan bir atmosfer hakimdi.
‘Eskisiden’, ‘yenisine’ bütün dava arkadaşları, tek bir yumruk halinde oradaydı.
Ülkücü hareketin ilk şehitlerinden biri olan Süleyman Özmen’in annesi Emine Ana bile bir kenara çekilmiş, sanki ‘biricik evladını’ henüz yeni kaybetmiş gibi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Mücadele verdiği fikrin bir zamanlar ‘karşı saflarında’ yer alan kişilerin de Mehmet Gül’ün arkasında saf bağlaması hiç şaşırtıcı değildi.

* * *

Fatih Camii, son yılların en kalabalık cenaze törenlerinden birine ev sahipliği yaptı.
Cami avlusuna adımlarını atanlar, sanki bir cenaze töreni ile değil de, 12 Eylül öncesinde düzenlenen bir ‘şehit uğurlama’ merasimi ile karşılaştılar.
Ülkücüler, o günleri yeniden yaşıyor gibiydi.
Mehmet Gül’ün naaşının arkasında saf tutarken belli ki, onun ‘mücadele azminde’ kendilerini görüyor, kendilerini canlandırıyorlardı.
Musalla taşında yatan, sanki kendileriydi.
Onlara bu canlı duyguyu yaşatan, tabii ki Mehmet Gül’ün sempatik kişiliği idi.
Ama aynı zamanda, onun kişiliğine hakim olan haksızlığa boyun eğmez tavrına duydukları saygıydı.
Mehmet Gül, eğer öyle ‘sıradan bir milletvekili’ olmuş olsaydı, eminiz ki (diğer örneklerde olduğu gibi) son yolculuğunda böylesine bir kalabalığı arkasında bulması asla mümkün olmayacaktı.

* * *


Mehmet Gül, bir ‘eylem’ adamıydı.
Che Guavera, Latin Amerika’da bağımsızlık mücadelesi yürütenler için ne anlam ifade ediyorsa, Mehmet Gül de ülkücüler için aynen oydu.
Öyle ki, Türk tarihinde en çok sevdiği kahramanın ‘Kürşad’ olduğunu söylerdi.
Mehmet Gül, bir ‘sevgi’ adamıydı.
Kendisini yaradıcısına adamış bir derviş kadar ‘saf’ ve ‘temiz’ bir yüreğin sahibiydi.
‘Herşeyi yok edebilecek’ gibi görünen o ‘sert’ mizacının altında, aslında ‘karıncayı dahi incitmeyecek’ bir kişiliğin yattığını kim nereden bilebilirdi ki?
Dikkatlerden kaçmayan en çarpıcı özelliklerinden birisi de asla ‘kin’ tutmamasaydı.
Kızgınlıkları, en fazla 24 saat sürer, eğer yaptığı bir hareketin haksız olduğunu anlamışsa, ‘kırdığını’, ‘incittiğini’ düşündüğü gönülleri yeniden kazanabilmek için bir yol arar ve mutlaka bulurdu.

* * *


Mehmet Gül, aynı zamanda bir ‘fikir’ adamıydı.
Literatürü çok yakından takip eder, önemli bulduğu kitapları, dava arkadaşlarına tavsiye ederdi.
İnandığı düşüncelerin arkasında her yerde, her zaman, hep dik durmayı bildi.
Nazım Hikmet’in tanrılaştırılmak istendiği bir dönemde, belgelere dayalı bir kitap hazırlayarak, maskeleri düşürmeyi başardı.
Son günlerde, ‘Kürtler’ ve ‘Küresel Emperyalizm’ üzerine iki kitap üzerinde yoğunlaşmıştı.
Geçirdiği ağır hastalığa rağmen, durmadan okuyor, çalışmaları hakkında bilgi, belge ve kaynak toplamaya çalışıyordu.
Eski PKK’lılar ile görüşüyor, notlar alıyordu.
Ülkesi için çok önemli bir hizmet olacağına inandığı bu kitaplar, inşallah tamamlanmıştır.
Rasim Ekşi ve arkadaşlarının başlattıkları çalışmanın sonucunu merakla bekliyoruz.

* * *

Bir ‘bozkurt’ daha ‘uçmağa’ vardı.
‘Tek başına’ karşı grubun elinde bulunan fakülteyi düşürmeyi başaran, hayatı boyunca ‘hiç kimseye’ boyun eğmeyen Mehmet Gül, sonunda sadece ‘Allah’ın karşısında’ boyun eğdi.
Arkasından oluşan sevgi seli, o bildik soruları bir kez daha akıllara getirdi.
Ülkücülerin artık ‘nefislerini’ bir kenara bırakıp, birbirlerini sevmelerinin, ama mutlaka ‘sağlıklarında’ sevmelerinin zamanı gelmedi mi?
Öldükten sonra, ‘mezar başında’ ağlamanın, feryat figan etmenin kimseye bir faydası var mı?
En iyi ülkücü, ‘ceset haline gelen’ ülkücü müdür?
Ülkücüler birbirlerini sadece ve sadece ‘musalla taşında’ mı severler?
Sevgiyi ifadenin başka bir yolu yok mudur?
Söyler misiniz Allah aşkına?
Yok mudur?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş