Ülkücünün el kitabı...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Yüreğindeki güzelliği yüzüne yansıyan insanların sayısı o kadar az ki. Yaşadığı tüm güzellikleri sevdikleriyle paylaşmaktan geri durmayan bu insanları geç tanımanın hüznünü yaşayıp, gıpta ile takip etmek bile huzur verir. Daha gençlik yıllarında şiirlerini keyifle okuyup, birkaç toplantıda selamlaştığımız Yağmur Tunalı ağabeyimi yakından tanıyıp, 1968-1980 yıllarını kaleme aldığı "Kavga Günleri"ni okuyunca meftun oldum. Nam-ı diğer Abdullah Postallı... Kayserili hemşehrim. Yazılarından sonra memleketteki mücadelesini o günleri yaşayanlardan öğrendiğimde bir başka görünür oldu gözlerime...

Türk Milliyetçiliğinin en kıdemli teorisyeni Prof. Dr. İskender Öksüz ve romanları ile bizim kuşağın düşünce dünyasına ışık tutan Emine Işınsu Hocamın evinde 6 Nisan 2014 günü bir araya geldik Yağmur Tunalı ile... Olağanüstü nezaket ile imzaladı "Kavga Günleri"ni. "Hayatını dolduran ülkücülük ve şiir" üzerine sohbet etmektense günlük gelişmeleri değerlendirdiğimiz üç-beş saat, İskender Hocam'ın yaptığı yemek ile doyumsuz lezzetler bırakarak sona ermişti. Bir süre ihmal edip elime aldıktan sonra bırakamadım. Türk Milliyetçiliğinin 80 öncesi ve sonrasındaki mücadelesinden kesitleri, kendisine has üslubu ile öylesine güzel kaleme almış ki içerisinde mücadele, ihanet, hayal kırıklığı ve olması gerekenlerin idealize edildiği ölümsüz bir roman okuduğunuz hissine kapıldım. Ülkücülerin kültür ve sanat penceresinin niçin gün ışığına çıkamayışının dramatik öyküsünü okudum.

Bazı kitapların talihsizliğine bir kez daha kanaat getirdim. Bilge Kültür Yayınevi'nden 2013 yılında ilk baskısı yapılan "Kavga Günleri" halen 100 bine ulaşmadıysa bu işte yanlışlık değil sakatlık var demektir.

 

Tarihe düşülen not

------------------------

Milliyetçi-ülkücü harekette bir tek yazar bugüne kadar yaşadıkları, tanık olduklarının muhasebesini yaparak, sosyolojik sorgulamaya kayıt düşmediği gibi, "zülfüyâre dokunur" endişesi ile yazmayıp, yazılmasını engelleyerek ya da öteleyerek, kör-topal gidişata boyun eğmiştir. Yağmur Tunalı "Adanmış Nesil"in "Sevda"sını, "Anlaşılma derdini", "kavga içinde sanatlı yılları"nı, "Milliyetçiliğin değişen profili"ni, dergicilik günlerini, "12 Eylül öncesi ve sonrası medya"yı, "devletin ya da MİT'in adam"larını ve darbe günlerini yazmış. "Geride kalan, geriye kalan"ı, "Kavga Yılları"nı, "Kavganın Kavgasını" kaleme alırken, milliyetçi gelenekte pek de rastlanmayan öz eleştiriyi gerçekleştirerek tarihe not düşmüş.

Aydın endişe duyan insandır. Herkes uyurken o sabahlara kadar çalışır... Nitekim Yağmur Tunalı sadece geçmişten ders çıkarılacak konulara eğilmeyerek günümüze ve geleceğe de kafa yormuş. "Bu günden o günü göremeyenler"e "Kavganın kavgasında son kavgalar"ı, "Milliyetçiliğin dar eşikteki imtihanını", "Küvez mağdurları", "ötekileştiren ötekiler"de ve "mağdurlar koalisyonu"nda cemaatlerin milliyetçilerin altını oyuşuna dikkat çekmiş. "Hesap görme de bir kültür işidir" derken, "yeni savruluşlar", "milliyetçiliğin aks değiştirmesi", "kalenin içeriden yıkılışı" ve "Sloganlar sahteciliği örter" başlıklarında ideolojik savruluşlara dikkat çekmiş. Kimileri bugün inkar etse, tevil etmeye çalışsa da "Savrulmanın en kuvvetli yönü: Dini hareketlere ve siyasetlere kayan milliyetçiler" olduğu gerçeğini gizlemenin anlamı yok. Tam da Türk Milliyetçileri olağanüstü kongre çalışması içerisindeyken "Milliyetçiler niçin devşirilir?", "Kan kaybeden milliyetçiler"in "yeni bir dalgasına" kapılışını ise: "Din üzerinden kendini tarif eder hale gelen milliyetçiler, bu durumdan rahatsızlıklarını belli etmediler. Kendi Müslümanlıklarını onlara beğendirme telaşına girdiler" tespiti ile kelimenin tam anlamı ile 12'den vurmuş Tunalı...

 

Fetreti anlamak için

--------------------------

Binlerce yıllık Türk Milliyetçiliği fikri 1990'lı yıllarda yeniden yükselişe geçmişken bugünkü düştüğü durumu, milliyetçiliğin siyasi temsilcileri olduğunu iddia edenler sorgulama zahmetinde bulunmasa bile, Türk aydınları bunun acısını hissediyor.

"Türkçesiz Türkler, Görgüsüz Kaybeder ve Yaratıcılık Milliyetçilerden İslamcılara geçmiştir" başlıkları ile "Milliyetçiliğin Zor yılları"nı, "Türk'ün hakimiyet hakkına kastetme çılgınlığını" ve "Milliyetçilerin en büyük zaafı"nı teşhis ve tespit eden Tunalı bakın ne diyor:

"Türklük üzerinde bu kadar derin operasyonların olduğu dönemde milliyetçilerin seslerinin çıkmaması, derin bir hipnozda olduklarını gösteriyor. Sanki bu kadar vurdum duymaz olmalarının açıklanabilir bir sebebi yoktur."

Ve bir çoğumuzun unuttuğu 1913'lü yılları. Mehmet Akif'in "Uyanış"a vesile olduğu o muhteşem dizeleri hatırlatıyor:

"His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin..."

Bilmem bu dizeler milliyetçilere, ülkücülere neyi hatırlatıyor. Türk Milliyetçilerinin yaşadığı fetret dönemini anlayıp, kavramak ve çözüm yolları bulmak için "Kavga Günleri"ni anlamak şart!

Eline, yüreğine sağlık Yağmur Abi...

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları