Ulusal Halk Cephesi

A+A-
Rauf DENKTAŞ
Güney Kıbrıs’taki Rum Cumhuriyeti’nde halen var olan yer altı teşkilâtlarının, yer üstündeki masum yüzlü maskelerinin gerçek yüzleri, arada sırada, gözler önüne serilmektedir. Rum tarafının silâhlanmak için akıttığı paraya da bakıldığında  “silâhtan arındırılmış bir Kıbrıs”  için uğraştıklarını söyleyen Rum liderliğinin uzlaşma konusunda samimiyeti de gerçek bir sahtekârlığa dönüşmektedir.
ELAM adını verdikleri aşırı sağ bir kuruluşun 2009’un son gününde yaptığı gösteri, Rumlarla bir arada yaşamak meraklılarının gözlerini açar mahiyetteydi. ELAM, Ulusal Halk Cephesinin ilk harflerinden oluşan bir isimdir. EOKA’nın yerini alacak diğer yeraltı kuruluşlarından da gençleri içeren bu kuruluşun 31 Aralık’taki kavgası kendi içlerini ilgilendiren bir istihdam kavgasıydı. AB üyesi olduklarını söyleyen Güneydeki idarenin insanları AB’nin serbest dolaşım, serbest yerleşim ilkelerine de ters düşen bir yaklaşımla “Yabancılar dışarı. Kıbrıs Kıbrıslılarındır. Bir yabancının bir yerde çalışması, bir Kıbrıslı Yunanın işsizliği anlamına gelir”  sloganları ile etrafa tedhiş havası yaratmışlardı. Rum basınına göre polisin olağanüstü gayreti sayesinde  “faşizme hayır” diyenlerle ELAM’cılar arasında kan akması zor önlenmiştir.
Siyah gömlekli, ellerinde Yunan bayrakları taşıyan bu gençler, Ellino Kipriyo (Kıbrıslı Yunan) olmayan yabancıların adadan çıkmasında ısrarlılar.  “ELAM, Yunan, kan, şeref” sloganları ile yürüyen gençler  “Gece gelip sizi bulacağız hainler” diyerek yollarına devam ettiler.
ELAM’ın temsilcisi Stratos Karanikolau  “Kıbrıs’taki Yunan ırkının daha fazla yozlaşmasını istemiyoruz. Biz Yunanlılarız, Kıbrıs da bir Yunan adasıdır” sözleri ile  “Kıbrıs Kıbrıslılarındır” diyenlere yeni bir ders vermiştir. “Kıbrıslı”  Güneydekilerin literatüründe ve lûgatında Kıbrıs’ta yaşayan Yunanlı demektir; bu deyimin içinde Kıbrıs Türkleri yoktur.
Rum liderleri arasında da, “ELAM’ın gerçek niyeti, hazırlıkları yakından takip edilmelidir. Bu tür insanların iki taraf arasında yeniden şiddet olaylarını tahrik etmeleri zor olmayacaktır” diyenler var! Ancak kilise, bunlara da el atmış durumda. Başpapaz, yılbaşı gecesi halka, adanın her yöresinde, Kıbrıs’ın Türkleşeceği korkusunu yayarak Ellino Kipriyano’luları (yani bizim Rum deyip geçtiğimiz tarafı) uyanık olmaya davet etmiştir.
Uzlaşma olacak; ada, halk, ekonomi, kurumlar birleşsin diyenler  “Kıbrıslı”  deyiminin dışında kalan Kıbrıs Türklerine 46 yıldır “Beğenmiyorsanız geldiğiniz yere gidiniz” denildiğini unuttular mı? “Kıbrıs Yunandır, biz Yunanız” inancının kilisede, okulda, basında beslendiği bir ortamda Türkiye’nin garantisi sayesinde var olabildik. Şimdi,  “Kıbrıs Yunandır, biz Yunanız, Yunan ırkının daha fazla yozlaşmasına karşıyız” diyenlerin Talat-Hristofyas görüşmelerindeki tek hedefi  “Yunan Kıbrıs’ı”  ve Kıbrıs’taki Türk azınlığı (!) Türkiye’den koparıp ayırmaktır. Hedef Garanti Antlaşmasıdır. Sonrası Girit modeliyle tarihe mal oluştur.
1955-58’leri, 1963’den bugüne yaşananları değerlendirememişsek, Ellino Kipriyo komşularımızın milli siyasetlerini hâlâ anlamamışsak 2010’da beklenen uzlaşmanın getireceği felâket karşısında  “Ah ne yaptık?”  demenin hiçbir yararı olmayacaktır.
Hristofyas, Makarios’un izinde,
EOKA’dan aldığı ilhamla Türkiye’ye “aklını başına al” diyor. Hâlâ, 2010’da
uzlaşma mı?
Yazarın Diğer Yazıları