Uluslararası Kadı Burhaneddin Sempozyumu...

Ahmet SEVGİ

Türk Dil Kurumu ve Cumhuriyet Üniversitesi iş birliğiyle Sivas’ta “Tarihsel Gelişimi İçinde Oğuz Türkçesi ve Kadı Burhaneddin” adlı uluslararası bir çalıştay yapılıyor. Dün başlayan ve bugün sona erecek olan bu çalıştayın amacı ilk duyuruda şöyle belirtiliyordu:
 “Oğuz Türkçesi olarak adlandırılan ve 13-15. yüzyıllar arasında bugünkü Türkmenistan, Azerbaycan, İran, Irak ve Anadolu topraklarında konuşulan Türkçenin tarihî seyri ile Türkçenin bu evresini yaşatan dönem ve coğrafyanın tarihî, kültürel ve sanatsal özellikleri, Kadı Burhaneddin Ahmed hakkındaki bilgi, belge ve görüşlerin bilimsel disiplinler çerçevesinde tartışmaya açılması ve söz konusu alanlardaki yeni bilgi, belge ve görüşlerin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir.”
Elimizdeki program, çalıştayın büyük ölçüde amacına ulaşmış olduğunu gösteriyor. 18 Profesör, 11 Doçent, 15 Yrd. Doçent ve 9 Arş. Görevlisi olmak üzere toplam 53 öğretim elemanı gerek Oğuz Türkçesi gerekse Kadı Burhaneddin hakkında çeşitli bildiriler hazırlamış bulunuyorlar. Bildirilerin başlıklarına bakıldığında sempozyumun ağırlıklı konusunun Kadı Burhaneddin olduğu görülüyor. Kanaatimizce olması gereken de budur. Kadı Burhaneddin bizde ilk Divan sahibi hükümdardır. Bilginlik, devlet adamlığı, şairlik gibi birçok özelliği şahsında toplamış olan bu gözü kara zatın şu “tuyuğ”u kulaklara küpe olmalıdır:
“Özünü eş-şeyh gören serdâr olur//Ene’l-Hak dâvâ kılan berdâr olur//Er odur hak yoluna baş oynaya//Döşekte ölen yiğit murdar olur.” (Kendini şeyh gören bir topluluğa önder olur. ’Ben Hakk’ım iddiasında bulunan -Hallac-ı Mansur gibi- asılır. Er, hak yoluna baş koyandır, yatakta ölen yiğit murdar olur.)
Gerçekten de Kadı Burhaneddin döşekte değil, at sırtında ölmüştür. Yani o, kavli fiiline uyan bir şahsiyettir.
Katılımcılardan Prof. Dr. A. Habip Sakızlıoğlu’nun, Kadı Burhaneddin’in rubâîleri hakkındaki şu tespitlerini sizlerle paylaşmak isterim:
“Ömer Hayyam’dan Ârif Nihat Asya’ya uzanan gelenek incelendiğinde rubâînin öncelikle bir tefekkür kalıbı olduğu ve daha çok dînî-tasavvufî-felsefî düşünceleri dillendirdiği görülür. Oysa Kadı Burhaneddin, rubâîlerinde salt beşerî aşkı terennüm etmiştir.[...]
Aslında rubâîlerde aşk konusu da işlenir. Lakin ağırlık dînî ve felsefî düşüncelerdir. Kadı Burhaneddin’in rubâîlerinde beşerî aşkı işlemesinin sebebi, kanaatimizce Kadı’nın dînî-felsefî konuları daha çok ” tuyuğ “larında dile getirmeyi tercih etmiş olmasından kaynaklanmaktadır. [...] Türk şairleri, Kadı Burhaneddin’in açtığı yolda yürüyerek istediği aruz kalıplarıyla yazabileceği -hece vezniyle bile yazılmaya elverişli- ” tuyuğ “u bir tefekkür kalıbı olarak yaygınlaştırabilseydi edebiyat dünyamız ve düşünce hayatımız sanırım bugünkünden çok daha zengin olacaktı. Bu açıdan bakıldığında Kadı Burhaneddin’in ileri görüşlü müceddit bir şair olduğu da söylenebilir...”
Birbirinden güzel bu tebliğlerin bir an önce kitaplaştırılmasını dört gözle beklediğimizi belirtiyor, böyle güzel bir bilgi şölenini düzenleyen Cumhuriyet Üniversitesi ve TDK yetkililerini tebrik ediyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş