Ümitvâr olalım mı?

A+A-
Ahmet SEVGİ

Yeis (ümitsizlik) kötü huylu bir hastalıktır. Bu hastalığa yakalananlar iflah olmazlar. Çünkü ümidini kaybeden her şeyini kaybetmiş demektir... Bunları elbette biliyoruz. Lakin gidişat bizi ümitsizliğe zorluyor.
Hani -Sâdî’nin güzel ifadesiyle- insanoğlu bir vücudun âzâları gibiydi?.. Hani vücudun herhangi bir yerindeki bir ağrı, bir sızı, diğer uzuvlarımız tarafından nasıl ânında hissedilirse, başkalarının çektiği acılara da aynı şekilde ortak olmamız gerekirdi?.. Cemiyet olarak böyle bir hassasiyetimiz kaldı mı?
Alt kattaki daireye şehit cenazesi gelmiş, üst kattakiler “başınız sağ olsun” deme gereği bile duymadan, üstlerinde mayoları, denize
gidebiliyorlar.
Çocuğunu doyuramadığı için anne kahrından intihar ediyor. “Bir mahallede zengin varsa fakir yok, fakir varsa zengin yoktur” diyen bir ecdadın torunları ise “Çocuk doğurmasını bilen, doyurmasını da bilecek” diyebiliyor.
Dolmuşta gidiyoruz, iki genç kız koltuğa oturmuşlar, ellerinde cep telefonu... Gelişigüzel numaralar çevirip arkadaş (!) arıyorlar. Uygun birisini bulamıyorlar herhalde ki herkesin duyacağı bir ses tonuyla “Parası çok, aklı yok bir adam bulamayacak mıyız yaavv...” diyerek fingirdiyorlar. Etrafa bakıyorum, hiç mi hiç rahatsız olan yok. “Parça bütünün habercisi” olduğuna göre toplumun ar damarı çatlamış desem yanlış söylemiş olur muyum?
30 yıldır başımızda bir terör belası var. 30-40 bin can aldı. Daha birkaç gün önce 8 askerimiz daha şehit edildi. 8 âilenin ocağına ateş düştü diyorlar. Niye 70 milyon gönle ateş düştü diyemiyoruz? Diğer bir ifade ile niye 70 milyon gönle ateş düşmüyor?
Bilmem şu kadar terörist etkisiz hale getirildi diyor medya. Yani pusu kurarak askerimizi, polisimizi şehit eden canilere “öldürüldü” demekten bile çekiniyoruz... Eksik ol(ma)sunlar, kimi aydınlarımız çok hümanist. Keşke ayrım yapmadan hümanist olsalar... Onların hümanistliği teröristler için geçerli. Şehit polisler, şehit askerler onları pek ilgilendirmiyor.
Gazeteciler ellerini kollarını sallaya sallaya Kandil’e gidip PKK elebaşlarıyla röportaj yaparak gazetelerde yayımlıyorlar ve yaptıkları da gazetecilik olayı oluyor. Hatta Türkiye’de en çok satılan/dağıtılan bir gazetenin mümtaz yazarı çıkıp “Avni Özgürel’in Kandile gitmesi ve Karayılan’la görüşmesi bile işlerin yoluna girdiğinin tek başına kanıtı” diye yazıyor. Ama aynı gün PKK 8 askerimizi şehit ediyor. Bizim mümtazgillerse hiçbir şey olmamış gibi işi pişkinliğe verip kalemşorluğa devam ediyorlar.
Benim esas anlamadığım şu: Bir gazeteci gidip Kandil’de terörist başıyla görüşüp çay-kahve içebiliyor da, devlet niye gidip o canilerin yakasına yapışamıyor? Devlet bu kadar güçsüz mü, bu kadar âciz mi? Bir yetkili bunu bize izah etsin.
Tutturmuşlar bir “mesele tam da yoluna giriyordu ki yine sabote edildi” edebiyatı gidiyor. Sabote eden kim? Teröristler değil mi? Demek ki onların derdi Kürtlerin hakkını savunmak filan değil. Bunu anlayıp gereğini yapmazsanız işler daha çoook “yoluna girer-çıkar.”
Evet, ümitsizlik kötü bir şey... Fakat ülkenin genel manzarası da bu. Ümitvâr olalım mı? Ne dersiniz?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları