Üslübu beyan, aynıyla Erdoğan

Altemur KILIÇ
Recep Tayyip Erdoğan’ın “Referandum” konuşmalarını, hayret ve dehşetle dinliyoruz. Başbakan herhalde “açılım” yani hastane, pastane vb. “açmak” gerekçesiyle devlet araç ve parasıyla gittiği yerlerde herhalde örtülü ödenekten satın alınan oyuncakları çocuklara dağıtırken muhaliflerine öfke saçıyor! Çok Başbakan gördüm, hiçbiri bu üslup ve öfkeyle konuşmamış ve siyasetın seviyesi bu kadar düşürülmemişti!
Bu “seviyenin” açılış anahtarı Başbakan’ın üslubu... O böyle konuşunca muhalefet partisi liderleri de aynı seviyeye inmeye mecbur oldular! Karşılarındakinin ancak bu üsluptan anlayacakları mantığıyla... Mahallenin kabadayısına ister istemez anlayacağı dilde mukabele edilir!
Bilmiyorum. Bu üslup halkı nasıl etkiliyor? “Avamfiriplik” Halkın seviyesine inmekse. Ben halkımızın ortalama seviyesinin bu olmadığına, inanmak isterim.
Eğer Türkiye “demokrasi” değil de bir “plütokrasi” yani “tramvay dolusu çoğunluğun” egemen olduğu bir ülkeyse hakemi olmayan bu futbol maçında kabadayı santrfor kazanır... Onu fanatikler alkışlar... Maliyeti ülkeye ağır olacakmış ne gam! 
Benim, her sınıf ve meslekten oluşan çevremde, Erdoğan’ın konuşmalarının ve üslubunun hiç de hoş karşılanmadığını görüyorum... Bazı tepkileri burada açıkça yazarsam hakkımda dava açılır!
Günün fıkrası
Ortalıkta bir fıkra dolaşıyor: Adamın biri tıraş olmaya berbere gitmiş... Koltuğa otururunca kalfaya “Aç şu televizyonu, Erdoğan’ı dinleyelim” demiş... Berber, “Herhalde Başbakan’ın hayranısınız” deyince de adam, “Hayır, ama onu dinlerken tüylerim diken diken oluyor. Kolay tıraş eder, perdahlarsın” diye cevap vermiş!
Ben Erdoğan konuşurken Hitler’in konuşmalarını hatırlıyorum...  Erdoğan konuşurken, televizyonda, yandaki karede o diktatörün konuşmaları gösterilse ne demek istediğim, anlaşılır.!
Üslup bir tarafa içeriğe gelince mesela, Erdoğan her konuşmasında muhalefet liderlerini “Ergenekon çetesini” savunmakla suçluyor ama böylelikle bu davaların “fahri savcısı” olduğunu teyit ediyor... Daha da vahimi bu davaların hiçbirinde son hüküm verilmemişken ve “masumiyet karinesine” rağmen tarafsız olması gereken Başbakan, ihsas-ı reyde bulunuyor ve peşin hüküm vermiş oluyor! Bu davaların sonu boş çıkarsa vebali kimin boynunda kalacak?
Ramazan ayındayız... Hoşgörü zamanı... Sayın Başbakan haydi Silivri ve Hadal’da aylarca bekleyen tutukluları düşünmez onlara iftariyelik göndermez... Ama acaba onların babalarına hasret çocukları düşünmez feryatlarını duymaz mı? Ne var ki bu çocuklara oyuncaklar gönderse o çocuklar bunları kabul etmezler!
Yazarlık hayatımda çok yanıldım... Bazı yazdıklarımın yanlış olduğunu, tenkit ettiklerime haksızlık yaptığımı, sonradan anladım hatta vicdan azabı çekerim! Fakat iki hususta, iki kişi konusunda yanılmadım...
Erdogan’a “pervazız kabadayı”
demiştim... Hakkımda dava açtı beni
de birçok yazar-çizer gibi tazminat vermeye mahkûm ettirdi... Binlerce lira “haklı”(!) kazancı var! Emekli maaşıma, Gazi maaşıma haciz kondu... Ama
ben teşhisimde yanılmamıştım; şimdi kanıtlanıyor! 
Başka bir kişi konusunda da yanılmamıştım; 2002 yılında Bülent Arınç TBMM Başkanı olduğunda. “Bu adamın hudutsuz emelleri var... İlerde çok sıkıntılara sebep olacak” demiştim... Şimdi, bu zatın her konuşması ayrı sıkıntı!
Sıkıntılarımız çok! Fakat son söz: “Benim Başbakanım. Benim Cumhurbaşkanım” diyememek ne kadar acı! 
AMENTÜ: Ambalaja “Hayır”. AKP iktidarı yıkılmalı. T.C. yaşamalı.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş