Uyuyan dev ile karşı karşıya gelmek

Kürşad ZORLU

Özbekistan için “uyuyan dev” yakıştırmasını yapmak hiç de zor olmamalı. Demografik özellikleri, tarihi dokusu ve ekonomik potansiyeli ile Özbekistan, Türk dünyasının vazgeçilmez ülkeleri arasında yer alıyor. Bu ülkeyi farklı kılan sebepler, meydana getirilen bağlantısız ortam üzerinde şekilleniyor. Fakat Özbekistan’ın uzun süredir gerçek gücünün ve etkisinin uzağında olduğunu belirtmek gerekiyor. Orta Asya bölgesinin ticaretini neredeyse ellerinde tutan Özbekler, yeraltı ve yerüstü yeteneklerini optimum kullanamıyor. Ülkedeki demokratik ve sosyal dönüşüm evrensel kıstasların gerisinde kalıyor. Buna rağmen Özbekistan’ı kendi paradigmasında değerlendirmek yapılacak en doğru iştir. Çünkü Özbek yönetim sistemini belirli meseleler karşısında travmatik ve aşırı refleksli hale getiren gelişmeler gerçekten ciddiye alınması gereken türden. Bu durumu fazla küçümseyen toplumların ya da devletlerin nasıl dönüştürüldüğü ortada. Böyle bir tehlike karşısında önlem alınmamışsa artık renklerden renk beğenerek muhtemel devrime hazırlanmak mümkündür.

Nasıl uzaklaştık?
Üzerinde yaşattığı medeniyet ve bilim geçmişi ile bir zamanların rönesansını başlatan Özbekistan, Türkiye ile ilişkilerde son derece sessiz. Peki neden? Neden “uyuyan dev” Türkiye’ye bu kadar soğuk ve uzak. Aslında bunun üç temel sebebi var. Ama şimdilik sadece birisinden bahsetmek isterim. Hatırlarsanız 2005 yılında Özbekistan’ın Andican bölgesinde oldukça üzücü olaylar yaşandı. Olaylarda orantısız güç kullanıldığı ve 200’ü aşkın kişinin öldürüldüğü iddia edildi. Özbek yönetimi bu iddiaları şiddetle reddetti. Olayların bu hale gelmesinden ABD’yi sorumlu tuttu. Nitekim olaylara karışanların ABD’nin desteğini itiraf ettikleri belirtildi. Bu konuda o dönemin Birleşmiş Milletler Özbekistan koordinatörü olan Fikret Akçura’nın olayların dünya basınında abartıldığı ve ülkedeki gerçeklerin böyle olmadığı yönündeki açıklamalarını anımsamak gerekir.

İmza atılmamalıydı
ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin Özbekistan karşıtlığı nihayet BM’nin insan hakları raporu ile taçlandı ve ülkede bu konuda ciddi ihlaller yaşandığı ifade edildi. Rapora imza atarak destek verenler arasında Türkiye de vardı. Hani bir zamanlar Türk dünyasının lideri olduğunu söyleyen Türkiye. Kaç tane Orta Asya uzmanı olduğu tartışmalı olan Türk Dışişleri ise bu imzayı “insan hakları konusundaki tutarlılık” şeklinde açıkladı. Ancak belki de AB’nin gözüne girmek için yapılan bu davranış karşısında Almanya’nın tutumu şaşırtıcı nitelikteydi. Zira Almanya olayları görmezden geldi ve tartışmaların uzağında kaldı. Biz ise Özbekistan’ı kırdık ve küstürdük. Özbek yetkililer bu yaklaşımın ardından Antalya’daki Türk zirvesine katılmaktan vazgeçtiler. Çünkü Özbeklerin algılaması ile dost ve kardeş dedikleri Türkiye onları yarı yolda bırakmıştı. Kendi sözleri ile “hayal kırıklığına” uğramışlardı. Eleştiriye değil, atılan imzaya kızmışlardı.
Ya sonuç ne oldu? Bu raporu hazırlayanlar bölgede yeni senaryolar oluşturdu biz ise iyice uzaklaştık, kaynaklardan soyutlandık. Acaba Türk kurultayı toplamakla problemler çözüldü mü? Onca organizasyon ve kuruma rağmen ortaya çıkan irade gerçekten Türk dünyasını mı temsil etti? Türk kavramını etnik kimlik düzeyine indirgemekle bu netice arasında bir ilişki kurmak mümkün mü? İsterseniz haftaya bırakalım bunları. Ne de olsa bayram bugün. Kutlu olsun bayramınız; bahtınız açık olsun...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş