Uzlaşma ve sonrası

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Cumhurbaşkanı Sayın Talat kendini uzlaşmaya adamış. Uzlaşma olmazsa ben de siyasette yokum diyecek kadar kendini buna adamış bir kişi! Uzlaşma zorunluluğu var diyor ve bu nedenle de, uzlaşma olsun diye ayrı devlet, ayrı egemenlik istemediğini açıklamış bulunuyor. Uzlaşma olsun diye ABD temsilcisi Bryza’nın önerdiği gibi, önerilerini Rumların kabul edebilecekleri bir çizgiye indirmeğe çalışıyor. Bu arada uzlaşmanın ötesinde barış isteyen halkının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’miz ve ayrı egemenlik kabul edilmeden, Türk garantisi devam etmeden yapılacak bir anlaşma barış getirmeyecek dediğine pek de kulak vermiyor. Halkın iradesi 2004’de Annan Planı’na verilen oydur noktasında diretiyor. Rum karşıtının kalıcı bir barıştan ziyade yeniden yıkabileceği bir uzlaşmadan yana olduğunu görmek istemiyor.  “Türkiye arkamdadır”  diyebilmenin rahatlığı içinde hareket ediyor. Rum tarafından gelen seslere de kulak vermiyor.
Bu nedenle 15 Kasım 2009’da biz Kuzey’de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yıl dönümünü kutlarken, Rum tarafında cereyan eden olayları yeniden gündeme getirmek istedim.
Binlerce Rum öğrenci adanın her tarafında protesto gösterilerinde bulundu. Ellerinde Yunan bayrakları ile Kıbrıs’ın Yunan olduğunu haykıran öğrencilerin ellerindeki pankartlarda  “En İyi Türk Ölü Türk’tür”  -  “Büyük, Kırmızı Bayrağı Yakacağız”  - “Kayıtsız Şartsız İstilaya Hayır”  -  “Atilla’ya Hayır!”  yazıları vardı.
Bunlar bir avuç fanatik insan deyip bu gerçekleri es geçemeyiz. 1960 antlaşmaları yapılırken Rumların bu antlaşmalara sadık kalmayacaklarının bilinci içinde hareket edildi. Garantilerin sözde kalmaması, fiili ve etkin olması için mücadele verildi. Başımıza gelenler buna rağmen geldi. Rum toplumunu sindirmek ve peşlerine takmak için silahlı yer altı gruplarının çok büyük olması gerekmez. EOKA günlerinde bunları yaşadık. En ılımlı Rumlar bile  “Ne yapıyorsunuz, ayıptır, günahtır”  diyemediler!
Ben şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Talat’a soruyorum. Hristofyas ile başarır ve müşterek bir belgeye imza atarak bize ve dünyaya  “işte uzlaşma”  dediği an, içi rahat edecek mi? Rumların yeniden bu antlaşmayı da bozmak için harekete geçemeyeceklerinden nasıl emin olacaktır? Rumların ellerinden gelse bizi oksijenden da mahrum edeceklerini söyleyen kendisiydi. Şimdi Rumlar da, Rum Milli Konseyinde, büyük bir vicdan muhasebesi yapılıp  “Kıbrıs meselesi 1963’de başladı; Türklere yaptıklarımızdan utanıyoruz ve özür diliyoruz. Tazminatlarını görüşmeye hazırız”  demeye mi başladılar? Yoksa iki eşit egemen halk olduğumuzu, self-determinasyon hakkımız olduğunu kabul mu ettiler?  “Türklere yaptıklarımız nedeniyle onların 1960’takinden de sağlam garantilere ihtiyaç duymaları, bunu da ayrı devletlerinde görmeleri doğaldır”  diyenler mi var?
ABD, İngiltere, AB ülkeleri acele barış istiyorlar. Bunların tümü Kıbrıs meselesine 46 yıl teşhis koymaktan kaçınmış, Kıbrıs Türklerinin uluslararası antlaşmalarla tespit edilmiş haklarını Makarios çatır çatır çiğneyip yutarken ses çıkarmamış, soykırımı teşebbüsü karşısında hareketsiz kalarak çöküp, Rum’a teslim olmamızı beklemiş taraflardır. Uzlaşma istiyorlar. Barış demiyorlar. 1974’de Türk müdahalesi ile adaya gelmiş olan barışı, Rum istemiyor diye onlar da istemiyor,  “uzlaşmadan yana bir lider”  diyerek sırtınızı okşayarak bu barışı bozmak için uğraştıklarını artık görmek gerekmektedir. Türkiye de inşallah uzlaşma peşinde koşarken, uzlaşmanın barışa tekabül etmeyeceğini takdir eder ve devletsiz, egemenlikten yoksun, yani sakat bir uzlaşmayı onaylamayacağını bütün dünyaya duyurur.
Garantiler devam edecek diye kendi kendimizi kandırmayalım. Rumların %95’i garantilere hayır diyor. İngilizler şimdiden hareketlendiler. Garantilere Rumların kabul edebilecekleri şekil vereceklermiş, yani fiili ve etkin olmaktan çıkaracaklar! Kağıt üzerinde bırakacaklar. Silahsızlanma da bir oyundur. Türkiye adadan bir çekilsin(!) bekledikleri budur. Ondan sonra, şimdiden sakladıkları silahları kullanma zamanını yine kendileri tayin edecek. 1963-74 yıllarında bize yaptıkları yanlarına kaldı. Tek başlarına hükümet oldular, AB’ye girdiler. Kıbrıs bizimdir, Tek halkız diyorlar. Daha ne desinler?

Yazarın Diğer Yazıları