Uzlaşmanın ilkeleri

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Hristofyas ve Yunanistan’ın Cumhurbaşkanı Papulyas, birlikte, Kıbrıs meselesinin halli için öngördükleri ilkeleri açıkladılar: Ortaya çıkacak sonucun işleyebilir ve yaşayabilir olması gerekir diyorlar. Böylelikle, 1960 veya Annan Planı benzeri iç içe bir çalışma mekanizmasının dişlilerini, 1960’da yaptıkları gibi, birbirine geçirerek  “işlemiyor, yaşayamaz, böyle devam edemez”  diyerek çöpe atmaları ihtimali açık kalıyor.
Her iki taraf kendi egemenliğinde kendi devletini kendisinin seçeceği kişilerle idare ederken, BM ve AB üyeliği için Dış İlişkiler konusunda anlaşsalar daha akıllıca bir davranış olmaz mı? Her iki tarafın güvenliği açısından böyle bir anlaşma kalıcı rahatlık getirmez mi? Bu soruya BM Genel Sekreteri’nin temsilcisi Hugo Gobi ve birçok düşünür olumlu yanıt vermişti. “Olmaz” diyen Kıbrıs’ın tümünü kendisine mal etme siyasetine devam eden Rum liderliğidir.
Her iki tarafın iç içe ortaklığına dayalı, üç ülke tarafından garantilenmiş, Türk Alayının da bulunduğu bir ortamda yapılanları gördük. Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak için yapılanlardan sonra, suçlu Rum  “meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak bu statüsünün tanınmasında ısrarlı.
Biz hâlâ iç içe çalışmayı öngören Rum’un er geç yıkacağı bir model üzerinde durmakla ne elde etmeğe çalışıyoruz? Kalıcı barış mı? Hem de garantisiz!
Yine Hristofyas - Papulyas ikilisi varılacak uzlaşmanın “temelde demokratik değerlere, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne” dayanmasını istiyor.
Bu “ikili”, demokratik değerlerden bahsederken, Kıbrıs’ta tek halkı oluşturan cemaatlerin hadlerini bilmelerini, boylarına göre konuşmalarını istiyorlar. Hristofyas bunu açıkça söyledi. Çoğunluğun hakları gölgelenmemelidir dedi. Bunlar 1960 antlaşmalarının kendilerine (çoğunluğa) haksızlık yaptığını söyleyerek çatıyı yıkmışlardı. Şimdi, AB normlarının zaten  “Kıbrıs Halkının” demokratik haklarını koruyacağını, Türklere verilecek özel haklarla tek halka dayalı demokrasinin derogasyonlarla bozulmasına izin vermeyeceklerini açıklamış bulunuyorlar.
Bu şartlar altında, iki ayrı devletin yan yana işbirliği şartlarını görüşmeleri; yeniden çatışmaya yol açması kuvvetle muhtemel karmaşık iç içe yaşama koşullarından vazgeçilmesi, akıl ve mantık işi değil mi?
“Demokrasi” isteyen Rum halkı kendi devletinde egemen ve demokratik hayatını sürdürürken, Kuzeyde Kıbrıs Türklerinin kendi devletlerinde egemen ve demokratik hayatlarını sürdürmelerinin Rumlara kötülüğü ne ki?
“Kıbrıs bizimdir, biz Kıbrıslılarındır”  diyorlarsa, onlara hatırlatmak gerek,  “1960 Antlaşmasının biz Kıbrıslılara kendi kendimizi BM üyesi bir Ortaklık Cumhuriyetinde idare etme şansını vermişti, bunu 1963’de yerle bir eden siz değil miydiniz? “Kıbrıslılar” deyimi eşittir “ellino Kipriyo” (Yunan Kıbrıslı) diyen ve “Kıbrıs Türkleri azınlık statüsünü kabul etmezse, geldikleri yere gidebilirler” fetvasını veren de siz değil miydiniz?
O halde bu görüşmelerin hedefi, Hristofyas’ın dediği gibi Türk askerinden ve garantilerden kurtularak AB üyeliği sayesinde Türkiye’nin temel hakkı olan Türk-Yunan dengesini Yunanistan’ın lehine bozmak olduğuna göre, bizim ayrı demokrasi, ayrı egemen halk, ayrı devlet ilkelerimizin hangisi sizin de kendiniz için savunduğunuz ilkelere ters düşmektedir ki, “kabul edilemez” diyorsunuz?
Kıbrıs’ın iki halktan ve iki devletten oluşu, kalıcı uzlaşmanın vazgeçilmez ilkeleridir. Gerisi fasa fisodur.

Yazarın Diğer Yazıları