Uzun Kulaklı Dede Efendi’nin türbesi!

İsrafil K.KUMBASAR

Vakt-i zamanında, develerin tellâl, pirelerin henüz berber olmaya kalkışmadığı bir kasabada, türbedarlık yapan bir dede ve bir torunu yaşarmış.
Dede ve torun, türbeyi ziyarete gelenlerin verdiği sadakalar ile geçinip giderlermiş.
Gün gelmiş dedenin torunu büyümüş.
Türbeyi ziyarete gelenlerin sayısının iyice azaldığı bir gün dede torununu kenara çekerek nasihatlere başlamış:
- “Evlâdım, görüyorsun ben yaşlandım, hayatımızı zar zor ancak sürdürebiliyoruz. Sen artık büyüdün. Benim az bir ömrüm kaldı. Geçimini sağlayabileceğin bir yere git. Kendi hayatını kur. Benim sana verebileceğim malım, mülküm, akçem yok. Sadece bir eşeğimiz var. Onu da yanına al.”

***


Nasihatlerden bıkıp usanan torun, bir gün eşeği de alarak yola koyulmuş.
Epeyce bir yol gittikten sonra, tam ‘kervan yollarının kesiştiği’ bir noktada eşek nalları dikmiş.
Çok sevdiği eşeğinin ölümüne çok üzülen torun, hemen oracıkta bir mezar kazmış ve leşini gömmüş.
O esnada yoldan geçmekte olan bir kervancı başı, torunu görmüş ve yanına gelmiş. Bakmış ki torun bir mezarın başında ağlıyor:
- “Evlâdım bu kimin mezarıdır?”
Mezardakinin eşek olduğunu söylemeye çekinen torun, kaçamak bir cevap vermiş:
- “Uzun Kulaklı Dede Hazretleri’nin mezarıdır.”
Kervancı başı, mezarın başında birkaç dua okumuş ve toruna da birkaç gümüş para vererek ayrılmış.

***

Gel zaman git zaman, kervan yolları üzerindeki ‘Uzun Kulaklı Dede Hazretleri’nin mezarı, gelip geçen insanların akınına uğramış.
Kitaba hoca ayarlamak isteyenlerden kızına koca arayanlara kadar, duyan herkes türbenin yolunu tutmuş.Türbenin etrafındaki ağaçlara bağlanan çaputlardan, yapraklar bile seçilemez olmuş.
Her gelenin, türbedar toruna bir ‘sakal’ atmadan gitmeye gönlü razı olmazmış.
Derken, torun işi ilerletmiş. Topladığı
paralarla mezarın üzerine ‘oldukça görkemli bir türbe’ yaptırmış. Kendisine de kralları aratmayacak ‘muhteşem kıyafetler’ almış.
Aradan çok geçmeden ‘Uzun Kulaklı Dede Hazretleri’nin türbesinin namı bütün ülkeye yayılmış.

***


Türbenin namı en sonunda torunun dedesinin kulağına kadar ulaşmış.
Oldukça yaşlanan dede, “Bari ölmeden gidip ben de şu Uzun Kulaklı Dede Hazretleri’nin türbesini ziyaret edip dua edeyim” demiş.
Zahmetli bir yolculuktan sonra bakmış ki insanlar akın akın türbeye koşuyor, girip çıkanın haddi hesabı yok.
Torun da habire akçe toplamakla meşgul.
Dedesini gören torun hemen yanına koşarak, baş köşeye buyur etmiş. Hoş beşten sonra torun, dedesine işin gerçek yüzünü anlatmaya karar vermiş.
Torununu can kulağı ile dinleyen dede, sakallarını sıvazlayarak gülümsemiş:
- “Tasalanma evlât” demiş, “Diğer türbede yatan da zaten senin sıpanın anasıydı.”

***


Bu hikâyeyi niye mi anlattık?
‘Bilgi’ kirliliğinin ‘zihinlerde’ yaptığı tahribat yüzünden, insanlar artık ‘gerçeklere’ değil, ‘gerçekmiş’ gibi kendilerine yutturulan ‘yalanlara’ inanmaya başladılar.İpleri birilerinin elinde olanlar, ‘yapmaları’ gereken şeyleri yapamamalarını, hâlâ “Ülke şartları böyle gerektiriyor” mavalı ile açıklamaya devam ediyorlar.
İnsanlar, resmen enayi yerine konuluyor.
Siz siz olun, her sakallıyı ‘hoca’ sanmayın, her duaya da ‘amin’ diye bağırmayın.
‘Sorun’, ‘soruşturun’, ‘araştırın’, olup bitenleri, kulağınıza üflenen yalan yanlış bilgiler ile değil, ‘akıl’ ve ‘mantık’ süzgecinden geçirerek anlamaya çalışın.
Yoksa, ömür boyu ‘Uzun Kulaklı Dede Hazretleri’nin türbesinden himmet beklemeye devam edersiniz.
‘Ters köşeye’ yatırıldıktan sonra kafayı taşlara vurmanın bir anlamı yok.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş