Vakit çok geçmeden!

Sadi SOMUNCUOĞLU

Bu hafta bir hikayeyi, Vali Kümbetlioğlu’nun hikmet dolu hikayesini sizlerle paylaşmak istiyoruz.  “1950 seçimleri öncesi Demokrat Parti’nin ileri gelenleri yurdu taramakta ve her gittikleri yerde vatandaşların ayağa kalkmasına, idarecilerin müdahale etmesi üzerine de olaylar çıkmaktadır. DP Genel Başkanı Celal Bayar ve arkadaşları Urfa iline giderler. Bu sırada Urfa Valisi Hikmet Kümbetlioğlu’dur. DP’liler flama ve bayraklarla il sınırında bekleyişe geçerler. Bayar ve arkadaşlarını bekleyenlerin biraz ilerisinde Vali Kümbetlioğlu da vardır. DP Heyeti il sınırına geldiğinde karşısına ilk defa valinin forsunu dalgalandıran araba çıkar. Bayar hemen konvoyu durdurur\’85 Vali Bayar’ı saygı ile karşılar; ’Benim demokratik anlayışıma göre hükümet başkanı ile muhalefet lideri aynıdır. Sizi karşılamak görevimdir’ der. Bayar ve arkadaşları bu kabulden olağanüstü etkilenirler. Daha önce gittikleri her ilde tartaklanmışlardır, çünkü. Sonra Kümbetlioğlu, DP heyeti ile vilayete gelir. Bayar ve arkadaşlarına makamında ikramda bulunur ve Bayar‘ın karşısına oturur, ısrarlara rağmen makamına geçmez. Haber Ankara’ya tez ulaşır. CHP’li teşkilat ayağa kalkmıştır. ’Biz Demokratik valiyi istemeyiz’avazeleri her tarafı çınlatmaktadır. Vali, seçimlerden önce Urfa’dan alınır, Elazığ’a nakledilir. 
Seçimler sonuçlanır. DP’liler ezici bir üstünlükle Meclis’e gelmişlerdir. Bu kez yurdu taramak görevi CHP’ye düşmüştür. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, Güney- Doğu Anadolu gezisi sırasında Elazığ’a uğrar. Kümbetlioğlu, bu kez Gülek’e itibar gösterir. Ona göre ilke aynıdır. Muhalefet lideri Hükümet Başkanı gibi saygı görmelidir. Gerçi CHP’nin Başkanı İnönü’dür, ama O’nun yerine yurdu Gülek dolaşmaktadır. Gülek Elazığ’dan ayrıldıktan sonra, Elazığlılar ayağa kalkar ve ’Bu CHP’li valiyi istemeyiz’ derler. Zamanın Başbakan’ı Menderes, Kümbetlioğlu’nu olayla ilgili bilgi almak üzere Ankara‘ya çağırır. Vali, Ankara’da 17 gün boyunca Başbakanlığa gider-gelir, kabulünü bekler. Nihayet 18. gün makama alınır. Nazik ve centilmen Menderes’ten eser yoktur, Kümbetlioğlu’na azarlarcasına şunları söyler: 
‘Ben Türkiye’nin en güçlü, en büyük partisiyim, teşkilatımın da aynı seviyede olmasını istiyorum. Bana ilinde ad ver, yeni parti kurulu oluşturalım.’ Kümbetlioğlu bozulur, ’Ben devletin valisiyim, ne CHP’liyi, ne de DP’liyi tanırım’ cevabını verir. Menderes ısrar eder, bunun üzerine Kümbetlioğlu ayağa kalkar, izin ister. Menderes, Vali kalkarken ’gidin yerinize, benim talimatımı bekleyin’ der. Sonra Vali’nin acele kararnamesi hazırlanır, Çankaya’ya sevk edilir. Tenzili rütbe ile Nüfus İşleri Genel Müdür Yardımcısı yapılacaktır. Cumhurbaşkanı Bayar, en kötü günlerinde kendilerine kucak açan valiyi hatırlar, kararnameyi imzalamaz. Sonra Hikmet Kümbetlioğlu Elazığ’dan Hatay Valiliğine nakledilir. 
Gel zaman git zaman, Kümbetlioğlu Danıştay üyesi olur. 27 Mayıs Harekatı’nda Vali Kümbetlioğlu kendisini Yüksek Soruşturma Kurulu İkinci Başkanlığı’nda bulur. Sıkı disiplin altında soruşturmalar sürdürülmektedir. Bir gün kapısı çalınır, içeriye giren Binbaşı, Kümbetlioğlu’na ’Sanık Menderes’i getirdim efendim’ deyince, hemen yerinden fırlar. Adnan Menderes’i karşılar, saygı ile koltuğu gösterir ve Menderes’in karşısındaki yerini alır. Menderes, Kümbetlioğlu’na yerine geçmesini rica eder. Kümbetlioğlu o zaman şu şekilde karşılık verir: ’Emrederseniz yerime geçerim efendim, çünkü siz benim hala başbakanımsınız’. 
Menderes ve Kümbetlioğlu’nun gözleri dolar. Menderes, hafif bir sesle şu cevabı verir: ‘Devlet işte bu, Hikmet Bey...’. 
Kümbetlioğlu ağlamamak için dudaklarını ısırır ve duyulur- duyulmaz bir sesle - şu karşılığı verir: Ben Milletimden aldığım terbiyenin gereğini yapıyorum... ” 
H  H  H
Devlet de millet de, bu idi!
Türk Milletinden aldığı terbiyenin gereğini büyük bir kalp huzuru içinde yerine getiren rahmetli Kümbetlioğlu’nun bu muhteşem hikayesini okuyunca, aklımıza büyük Türk Milliyetçisi, şair, edip ve düşünce adamımız rahmetli Arif Nihat Asya Hocanın  “Mersiye”  başlıklı şiirinde geçen  “Azîz-i Vakt idik... a’dâ zelîl kıldı bizi!”  mısraı geldi.  Bu ifade; Zağra Müftüsü Hüseyin Raci Efendinin  “93 Harbi”  diye anılan 1877-78, Osmanlı-Rus savaşında yaşananları anlattığı  “Zağra Müftüsünün Hatıraları”  eserinden alınmıştır. Bu eser için edebiyat ve fikir dünyamızın çınarlarından olan Yahya Kemal Beyatlı,  “Bu kitap, Türklerin vatan edebiyâtında en samîmî, yüksek bir şâheserdir...” demiştir. İşte tarih şuuru budur.
Ama...
Bugün: milli terbiyeden, kamu düzeninden, hukuktan, gelenek-görenek-örf ve adetten, can-mal güvenliğinden, hür bireyden bahsedemez hale gelmişiz. Helal ile haram, güzel ahlak ile ahlaksızlık birbirine karışmış. Artık kararlarından dolayı hakim ve savcıları bile,  “terör örgütü kurmak” damgası vurularak cezaevlerine kapatılıyor. İlkel bir zihniyetin güdümünde, özümüzle savaşır hale gelmişiz. Devlet, Millet ve vatan tehlikede. 
Kurtuluş için uyanalım! Seçimlerinde oyumuzu  “Hepimiz Türk’üz”  diyenlere verelim; hepsi bu kadar.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş