Vakit gerçekten daralıyor

A+A-
Afet ILGAZ

Banu Avar kardeşimin son yazısının başlığı, bu. İnsan okuyunca “gerçekten de vakit daralıyor” deme ihtiyacını duyuyor.
Elbette İnegöl ve Dörtyol hadiseleri bu soruyu kuvvetle sormamıza sebep oldular ama vakit epeydir daralmıştı.
İktidar pek çok yanlışlar yaptı, sekiz senedir. AB’ye aşırı derecede taviz vermekle başladılar.
Özelleştirmeler son haddini buldu ve işsiz sayısı arttı. Tarımdaki bağımsızlığımızı büyük ölçüde ortadan kaldıran AB yasalarına selam duruş hali, çiftçiyi Cumhuriyet tarihinin en zor günlerini yaşamaya mecbur etti. Hacizler, kredi borçları yüzünden hapse girmeler son haddine vardı. Küçük esnaf, düşük kur yüksek faiz sisteminin gadrine uğrayarak son nefesini verdi. Hatta büyük sanayi erbabı bile. İntiharlar, sıradanlaşacak derecelere vardı. İflas intiharları!
Sağlıkta ve Eğitimdeki özelleştirmeler küresel sermayeye bağımlılığımızı had safhaya getirdi.
Yatırım namına yapılan bir tek iş göremedik. Oto yol ve market açmalarla Başbakan, ne kadar faal bir hükümet olduklarını göstermeye çalıştı.
Ve açılım... İşte o zaman vaktin ne kadar daraldığı gözümüze girercesine anlaşıldı. Aşırı derecede tavizkar hükümet politikası yüzünden artan etnik ve bölücü şımarıklığı, halkın sabrını son haddinde zorlamaya başladı. Özerklik istemeler, hükümet adamlarına müstehcen sövmeler, PKK ölüsü ziyaretleri, belediyelerin gösterdiği küresel sermaye belediyeleri olma tavrı, Molotof kokteyli gösterileri, taşlamalar, yürüyüşler, PKK bayraklarıyla yapılan eylemler ve bunların takdir görmesi, Barzani ile olan ilişkiler,  “kanka”lık muhabbetleri, devlet seremonisiyle ağırlamalar...
Ermeni açılımı denilen nesnenin gizli kapaklı yürütülmekte oluşu, Kıbrıs’ta hâlâ Türkiye’den yana olmakta zorlanan bir resmi irade, Balkanlarda hiçbir şey yapamama ve 21 işe yaramaz anlaşma imzalayıp bir şey yapmış görünme... Saymakla bitmiyor ki!

* * *

Bakın Paul Henze bu süreci nasıl anlatıyor:
“Bunalım arttıkça sokak çatışmaları artacak, güvenlik güçleri kan kaybedecek, yapayalnız, işsiz, çaresiz, aç bırakılmış halk galeyana gelecektir.”
İşte halk galeyana gelmiştir. Bu Paul Henze’nin, geleceği gören eşsiz bir siyaset bilimcisi oluşundan değil, istihbarat servislerinin AB ve ABD tetikçilerinin iyi çalışmasındandır.
TSK’ya yapılan haksızlıkları, hukuksuzlukları unutmadık. Mehmet Ali Güller’in de isabetle tespit ettiği gibi, AKP’nin son Kafkasya gezileri ve Hillary Clinton ahbaplığının altında yatan büyük oyun da, Doğu’da İran’ı Kuzey’de Rusya’yı yalnızlaştıracak birliklerin ABD ve AB’nin gösterdiği hedef doğrultusunda, temelini atmaktır. Tutuklanan, töhmet altında bırakılan, yakalama emri verilen, hastanelere kaldırılan generallere bakın. Hepsi de İran ve Rusya’nın dahil olduğu bir yeni bölgesel birliği tavsiye ediyorlardı.
Şimdi yapılacak şey gerçekten de Atatürk’ün yaptığı gibi, halk direnişlerini, milli direnişleri uyandırmaya çalışmak olmalıdır.
Burda size aklıma gelen bir Erbakan hikayesi anlatacağım:
Erbakan Hoca Suudi Arabistan’a gitmiş ve son derece içten ağırlanmalarla karşılanmış. Bu arada kendisine bir üniversite gezdirilmiş. Hoca’ya üniversiteyi nasıl bulduğu sorulduğunda:
“Her şey fevkalade yalnız bir eksiği var” demiş. Ne olduğunu sormuşlar. Cevap:
“Şuurlandırma fakültesi!”
Evet şuurlandırma veya bilinçlendirme. Halkın, özellikle AKP’ye kapılmış sürüklenen halkın bu mücadeleye ihtiyacı var.

Düzeltme: Çarşamba günkü yazımda ilk cümlem şöyle başlıyordu: Berat gecesi, Süleyman Çelebi’nin tatlı bir Türkçeyle oluşturduğu mevlidi dinlerken, bir gün önce...
Bir de “güncel medya”daki “güncel”, “güneşli” olmuş. Özür diler, düzeltirim.

Yazarın Diğer Yazıları