Van notları-1: Yaralı aslan gibiyiz!

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Son birkaç seçimin  “fenomen” coğrafyasındayız;

Sivas’ın ötesi...

Ağrı, Bitlis, Siirt ve Hakkâri’yle çevrili -yeterince Sivas’ın ötesi sayılır herhalde değil mi- Van’da, hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan’ın, ülkenin doğu ve güneydoğusunda bayrak dalgalandıramayacağını iddia ettiği MHP’nin adaylarıyla buluştuk.  “Öyle anlatmakla olmaz, hadi çıkın sokağa da inanalım”  dedik ve birlikte esnaf gezdik, köyleri ziyaret ettik, taziyelere gittik... Hepsini anlatacağım ama önce, Van’da 2002’de 6, 2007’de 5, 2011’de 4 milletvekili ile  “iktidar” olan AKP’nin sadece  “gidebilmekle”  övündüğü  “Sivas’ın ötesi” nin ahval şeraitini paylaşayım.

*  *  *

Daha şehirdeki ilk dakikalarım; MHP Van Milletvekili adayı Gültekin Çavuşoğlu’nun kendi ailesinin de büyük bölümünün katledildiği, hem Vanlıların hem de bütün Türk Milleti’nin kapanması mümkün olmayan yaralarından birinin açıldığı yeri, şehirde  “Lanetli Ada”  diye anılan Ermenilerin mezalim karargâhı Akdamar’ı görmek istedim. Sağ olsunlar misafirperverlikleri üzerine ayrıca bir külliyat yazılmasını hak eden Vanlı ev sahiplerim; ayağımın tozuyla son tekneye yetiştirdiler.  “Memleket meselesi”  konuştuğumuzu duyunca, gençten bir adam yaklaştı teknede yanımıza. AKP’li belediyelerden birinde taşeron işçiymiş. AKP’ye oy vermiş ama  “öyle bir hakkım olsa mahkemeye başvurup oyumu geri alacağım”  diyor şimdi. “Neden”  diye soruyorum; tam bir dokun bin ah işitlik hali:

 - Huzur yok abla... 3’üncü sınıf vatandaş bile değiliz. O kadar sömürüyorlar. Seçimden önce iş sözü verdiler. Mart’tan Kasım’a kadar işsiz beklettiler sonra da taşeron aldılar. Sınav oluyor, faaliyet oluyor hafta sonu da çalıştırıyorlar; memurlar ek ücret alıyor, bize hiçbir şey yok. Ellerinden gelse öğretmeni bile taşeron alacaklar. Bu sene son. Terk edip gideceğim Van’ı. Öyle anlatacak şeyim var ki; ama burada yaşıyorum nasıl söyleyeyim. 13 yıldır evliyiz. Çocuğumuz olmadı. Tedavi görüyoruz. Herkese  “üç çocuk” diyorlar, çocuk parası veriyorlar; bizim hiç yok. Çocuğumuz olsun diye yardım istiyoruz, sadaka verir gibi bin lira para tutuşturuyor elime Kaymakam. Ne yapacağım ben bin lirayı? Ben para istemiyorum ki, çocuğum olsun istiyorum. Geçenlerde bir sürü işsiz aileyi İstanbul’a yolladılar; ücretsiz tüp bebek tedavisine. “Beni de yolla” diyorum; sen çalışıyorsun olmaz diyor.  “İstifa edeyim”  dedim o zaman. Çalışıyorum da devlet karşılamıyor ki tüp bebek ücretini...

Eşinin başı yerde, genç adamın gözlerinden yaş geliyor anlatırken uğradığı eşitsizliği!

*  *  *

Bu sefer şehir merkezindeyiz. Van’ın yerlisi bir taksici.  “Baskı, baskı, baskı, baskı...”  diye yaka silkiyor, yılmış. En büyük isyanı iktidarın köylüyü  “bedava yaşamaya”  alıştırmış olması.  “Benim buğdayım ekilmiyor, yoncam ekilmiyor, arpam ekilmiyor... Köylü tembelleşmiş, yerinde oturuyor...”  diye içi gidiyor o verimli toprakların bitmeyen nadasına!  “Ne olur seçimde” diyorum;  “AKP, MHP, HDP; üçe bölünür”  diyor.

CHP?

Aday tercihinden kaybetmiştiler anlatılana göre.

“Aslında”  diyor adam;  “10 kişiden 9’una sorsanız MHP der de... İnsanımız bir şeylere satılmazsalar...”

- Neye satılıyor burada insanlar?

Kendi hayatından örnekle anlatıyor:

- Kalp hastasıyım. Oğlum cezaevinde. Çevre kötü. Esrar, eroin içimi 12-13 yaşa düşmüş. 13 yaşındaki çocuk esrar içiyorsa ne beklersin ondan artık. Benim de oğlum onların kurbanı oldu. İş yok. İşi olmayan genç ne yapacak? Ya esrar-eroin, ya yankesicilik, ya hırsızlık, ya yol kesecek... Siftah etmeden evine giden adam silah kaçakçılığı da yapar, insan tacirliği de yapar, kendini de satar! Doğunun incisiyiz diyorduk; zehir kusuyoruz. Ben de düşebilirim cezaevine; herkes düşebilir. Öylesi var evine ekmek götüremiyor. Ekmek bulamayan insan ne yapar? Yaralı aslandan kötü olur. Biz şimdi yaralı aslandan kötüyüz!

*  *  *

Ayrımcılık, ötekileştirme de bir başka isyan sebebi Van’da:

- Davul muyuz biz; hep sopayla vurasınız... Hepimiz 9 ay 10 günlüğüz. Hepimiz insanız. Bir tek sima değişikliği var. Yazık, günah bu ülkeye. Batıya gidiyoruz  “terörist”  diyorlar buraya geliyoruz “Türk” diye,  “Kürt”  diye dışlıyorlar. Ne olduğumuzu şaşırdık! Nereye gidelim? Gidecek yerimiz, çalacağımız başka kapımız yok bizim. İçimiz çok dolu. Hiç bizi boşaltma abla... Kan kusuyoruz.

Van Büyükşehir Belediyesi teknik eleman alımında bile  “Dağda yakınınız var mı?”  diye soruyormuş mülakata katılanlara. İkinci soru: Bedel ödediniz mi? Üçüncüsü: Özerkliğe nasıl bakıyorsunuz?

İşe alınsan ayrı dert; maaşının bir bölümü  “zorunlu Kandil vergisi...” Boğmuş bu dayatmalar Van ahalisini!

Dertleşmeye kulak misafiri olan  “yan masa” da giriyor lafa:

Çavuşoğlu Gültekin’i aradım.  “19 kişi polis olmak istiyor”  dedim.  “Elimizden geleni yaparız”  dedi. Ne fikrimi sordu, ne zikrimi sordu, ne kimsin-nesin dedi... O Türk müdür, Kürt müdür, Çerkez midir; hiçbirini sormadan  “elimizden geleni yaparız” dedi ya, yapsa da yapmasa da bizim desteğimiz ona. Ayırt etmiyor kimseyi. İstiyor ki bu memlekette herkes tek vücut olsun.  “Kavga etmeyin”  diyor,  “ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır.”  Biz de başka bir şey istemiyoruz ki! Bu adam sevilmez mi!

 

VATAN BÜTÜNDÜR

Van Gölü’ne nazır Gevaş kara yolundan yükselen tepelerdeki dev ay yıldızı ve etrafındaki “Vatan Bütündür” yazısını görünce şaşırdığımı fark eden Vanlı vatandaşlar, “Her yerde silerler, burada silemezler. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyuyoruz; bunu değiştiremezler” diyorlar...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş