Van notları 2: Dağ ile şehir arasında sıkıştık!

A+A-

Türkiye’nin en uzun, dünyanın en uzun ikinci caddesi olduğu iddiasındaki İskele Caddesi’ndeyiz. Yol kenarlarına dizilmiş tezgahlarda, daha önce görmediğim bir bitki satıyorlar; uşgun. Van’da meyve olarak tüketiliyor; yaygın adı  “yayla muzu” . Benim için fazla ekşi ama her derde deva diyorlar; özellikle de şekere!

*  *  *

Kime selam versek, sanki tetikte bekliyormuş gibi başlıyor saydırmaya. Özellikle küçük esnaf... “Nefes alsak onun da vergisini alacak”  diye tepki gösteriyor iktidara. Rüşvetin  “hizmet bedeli”  adı altında örtülü olarak tahsil edildiğini savunan Vanlı esnafa göre  “haraç gibi”  vergi sistemi. “Yakındır”  diyor biri;  “gözünün üstünde kaşın var vergisi”  de çıkarırlar.

Son 10 yılın en sıkıntılı günlerini yaşadıklarını anlatan esnaf, nizami ticaret yapmaya çalışanlar adeta cezalandırılırken  “merdiven altı” na hiçbir denetim yapılmadığını iddia ediyor.

E haber bültenlerinde izlediğimiz o, 007 formlu bakanlar, yaptıkları baskınlar?

Hepsi göstermelik Vanlılara göre!

*  *  *

Yıllarca bakan düzeyinde temsil edildi Van TBMM’de.  “Hüseyin Çelik ihyası” na kanıt arıyor gözlerim. Çarşı ahalisinden biri  “Allah razı olsun” diyor;  “çok okul yaptı Van’a.”  Yanındaki itiraz ediyor:

- Okula değil, derslik sayısına bak sen! Her yere yapıldı aynı okullar. Yapılan derslik sayısına bakarsanız Van yine en geri sıralarda.

Laf eğitime gelmişken,  “temel eğitim sistemi” nin yetersizliğinden ve gençleri  “katma değer üreten bireyler” haline getirememesinden de şikayetçi Vanlı.

Bu arada memleketin diğer bir çok noktasında tanık olmadığım bir  “hâkimiyet”  görüyorum Van’da ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarına. Burada okur yazar olmayanından daha  “entelektüel”  tabakaya herkes her şeyin farkında. Problem; tercihlerinin bu farkındalık doğrultusunda değil uğradıkları baskı ve tehdit zoruyla şekilleniyor oluşu. “Dağ ile şehir arasında sıkışmaktan bıktık, yorulduk”  diye ifade ediyorlar çaresizliklerini. İçlerinden biri  “Bu yüzden MHP iktidar olsun istiyoruz” diyor.

- Nasıl yani?

- Devlet ve MHP’den başka bizi bu zulümden kurtarabilecek güç yok Türkiye’de. MHP  “bütünlük”  diyor; ayırmıyor. Devlet de devletlik yapmadığına göre...

*  *  *

Namı: Sosyalist Ali.

Bir nevi kamuoyu yoklaması yaptığımızı fark edince yanımıza yaklaştı ve açık açık  “Oyum hemşehrime” dedi;

- Hemşehrin kim hemşehrim?

- Gültekin Çavuşoğlu; MHP’li aday. Ankara’ya gittiğimde adresim belli olsun. Bana sığınacak kapı lazım. Baksana  “baraka-kent”  buralar depremden beri. 2.5 liraya dürüm. Başka bir şeyin geçtiği yok boğazımızdan. Fitre zekat veren olur belki diye Ramazan’ı bekliyoruz dört gözle! Benim derdimi benden olan anlar!

*  *  *

6-7 Ekim yangının başladığı caddedeyiz şimdi de; Erciş’te. Günler öncesinden istihbarat aldığı halde Valilik ve Emniyet’in yetersiz kaldığını öne sürüyor dükkânları yakılanlar:

- Olacakları bildikleri halde bize ’dükkanlarınızı kapatın’dediler. Esnaf dükkânının başında olsaydı yanmayabilirdi. Jandarmayı çıkarmadılar.  Zaten Kaymakam da kabul etti. Bizimle toplantı yaptığında  “Ben ancak Askerlik Şubesi ile Kaymakamlığı koruyabildim”  dedi. Devlet bizi çağırıp  “Sizi koruyamadım”  diyor. Ne diyeyim ben daha! Kendi yetersizlikleri diye zararlarımızı da ödeyeceklerini söylediler, yoksa ödemezdiler!

Aynı caddede iş yeri yakılanlardan biri  “Türk-Kürt diye bir şey yoktu burada. Son 10-12 yılda ama özellikte 2005’ten sonra oluştu”  diyor;

- Öyle bir ayrım yaptılar ki, mecbur değilse adam gelip benim mağazamdan alışveriş yapmıyor. Aradığını bulamazsa geliyor bu caddeye. Bir de güven geldi; ’vurdukça alıyoruz’diyorlar... Haklılar... Yakıp yıktıkça daha çok kazanıyorlar. Kapıma dayanıp bana  “Neden Kürtçe bilmiyorsun” diye hesap sorabiliyorlar artık.  “Kaç yaşındasın” diyor; 46.  “Her yıl bir kelime öğrensen; 46 kelime ederdi” diyor. Bilmiyorum, bilmek zorunda da değilim. Çocuğum da bilmiyor. Çocuğuma sahip olmak zorundayım onun için çekip gitmek istiyorum artık. Doğduğum yerde barınamıyorum. Yerlilerin çoğu da benim gibi düşünüyor.

 

“Sivas’ın ötesi”nde bayrak dalgalandıran bir Tekirdağlı

Bir de hemşehri buldum ya Van’da; değmeyin keyfime...

Ebru Berköz Karaca, MHP’nin Van 7. sıra Milletvekili adayı. Aslında Adana’dan yapmış adaylık başvurusunu ve aslen Tekirdağlı!

İster istemez  “Ne alaka”  diyor insan bu durum karşısında;

- Ben Tekirdağlıyım. Eşim emekli binbaşı. Emekli olduğunda, çocuklar da okullarını bitirdi artık bir yere yerleşmek, bir yerden başlamak lazım dedik, Adana’ya yerleştik. 15 yıldır orada yaşıyoruz. MHP ile tanışmam da orada Hüseyin Sözlü sayesinde oldu itiraf etmem gerekirse.

- Ee Van?

- Eşim Tatvan’da görev yapmıştı bir süre; o vesileyle epey gezmiştik bu bölgede...

Milletvekili aday listeleri açıklandığında, Adana’da adını göremeyince  “Hayırlısı olsun, nasip”  demiş Ebru Hanım. Birkaç gün sonra tebrik telefonları gelmeye başlayınca, önce anlamamış... Listeyi tekrar inceleyip Van’dan aday olduğunu görünce, toplamış çantasını doğru Van’a; çalışmaya:En son 15 yıl önce gelmiştim. Ne yalan söyleyeyim yola çıkarken önce biraz ürktüm. Ama ülkenin neresi olursa olsun; Türk bayrağının dalgalandığı her yerde çalışmak görevimiz. Onun için ben bütün arkadaşlarıma  “gönül koymayın, gidin, bu bayrağı dalgalandırmak için çalışın”  diyorum. Arkadaşlarımız da çok sıcakkanlı karşıladılar, evlerini açmak için yarışa girdiler. Gittiğimiz mahallelerde çocuklar bile bozkurtla karşılıyor. 60 kişiden aşağıya olmadı hiçbir ev toplantımız. Gurur duyuyorum. O kadınların diliyim. Erkeklere anlatamadıkları her şeyi benimle paylaşabiliyorlar. Depremden sonra verdiği sözleri tutmayan AKP’yi destelemeyecekler. Kadınların desteği bizimle...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları