Vatan sevgisi, vatan-sevmezler ile hesaplaşmayı âmir bir farzı ayndır

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

Organik Vatandaş, ülkesine sâdece nüfus kaydı ile değil, rûhu ile bağlıdır; O, ülkesinin dirlik ve düzenliği, hayâtiyeti, istikbâli, onuru  için şart olan bütün ödentileri yapandır - canı da dâhil ; buna mukabil Mekanik Vatandaş, bir ödeme yapmadan herşeyin hakkı olduğunu ileri sürerek bulabildiği herşeyi gaspetmekte tereddüt etmeyen, başkalarının sırtından geçinen sırıtkan bir asalak, en âdî seviyede bir küstah, sıfır potansiyelde bir terbiye yoksunudur. Bunun içindir ki Organik Vatandaş üretken bal arısına müşâbih iken Mekanik Vatandaş hırsız eşek arısına müşâbihtir. Bu îtibarla bir ülkenin selâmete ulaşması, ancak, mekanik vatandaşlarını ıslah, terbiye ve te’dib etmesi ve fakat böyle kabiliyetleri yoksa, onlardan ’birşekilde’kurtulması ile kabildir. Çünkü mekaniklerin tahayyül ettiği cemiyet, “devri dâim makinası” benzeri, hiçbir şey vermeden herşeyin alınabildiği bir  “devri dâim cemiyeti”dir ve tabiatiyle böyle birşey mümkün olamayacağına binâen, mekaniklerin hoyratça sâhip çıkıp tükettikleri herşey, organiklerin emeklerinden yaptığı çalıntılardan başkası değildir.
İmdi: “Görev” (vazîfe), gerçek, yâni organik vatandaş ile asalak yâni mekanik vatandaş arasındaki farkı tebeyyün ettirecek en temel, bir numaralı kriterdir.
O hâlde, “görev” nedir?
Görev, Kant’ın tanımıyla, “yapılabildiği yerde iyilik yapmak”tır[1]. Yâni, iyilik yapmaya güç yettiği takdirde, iyilik yapmak artık bir tercih mes’elesi olmaktan çıkmakta ve yapılması kaçınılamaz bir zarûret olmaktadır ki işte bu kaçınılamaz zarûretin adı “görev” olmaktadır. Yâni, “şu fiili icrâ etmek iyi midir” diye garazsız-ivazsız sorulan bir suâle vicdan tarafından, samimiyetle “evet, iyidir” diye cevap verilirse, artık o iyiliğin yapılması farzı ayn olur ki bunun adı da görevdir.
O hâlde “iyilik” nedir?
İyilik, birisi doğrudan, diğer ikisi dolaylı olmak üzere, üç şekilde ortaya çıkar: İyi olanı yapmak, kötü olanı yapmamak, kötü olanın yapılmasına mâni’olmak.
İmdi, nasıl ki, kesîf sağanak yağmur altında giderken yol kenarında perîşan vazıyette bir âile gördüğümüzde kendimize - yâni içimizde bulunan ve hep doğruyu gösteren vicdânımıza - “bunları arabama almak iyi midir” diye garazsız-ivazsız sorduğumuzda, vicdânımız “evet; bu, hem doğrudan iyiliktir, hem bir kötülüğü yapmamak ve hem de kötülüğe mânî olmak bakımından da dolaylı iyiliktir” diye cevap veriyorsa, artık o âileyi arabamıza almak tercih olmaktan çıkar, görevimiz, yâni beş vakit namaz gibi farzı ayn olur.  
Vatana hizmet bizâtihî iyiliktir; zîra, evvelemirde, vatan sevgisi bir vâzifedir; Nâmık Kemâl’in ifâdeleriyle,  “...her dinde, her millette, her terbiyede, her medeniyette hubb-ı vatan en büyük faziletlerden, en mukaddes vazifelerdendir.” [2]
Lâkin, vatana hizmet etmek, bu kadarıyla bitmez; kaçınılamaz bir vazîfe, bir farzı ayn olan vatan sevgisi, içimizdeki vatan sevmezler ile, “ne severim, ne terkederim” diyen haddini hudûdunu bilmez, vatan-sevmez parazitlerle hesaplaşmayı da âmirdir, hem de sonuna kadar, hem de gidebileceği en son noktanın en sonuna kadar ve herşeyi göze alarak ve dahi, daha evvel bir başka yazımda da belirtmiş olduğum gibi, “herşey” demenin “herşey” demek olduğunu müdrîk olarak: Neye mâlolursa olsun.
Bilmem, anlatabiliyor muyum?

[1] Immanuel Kant., Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi (1786)
[2] Namık Kemal., “Vatan”., Makalât-ı Edebiyye ve Siyasiyye.

Yazarın Diğer Yazıları