Vatikan'dan meşruiyet talebi!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Ekonomik, siyasi ve tarihi büyüklükler toplumları etkiler. İlerideki toplumlar, geride olanlar tarafından takip edilir. İlerideki kültürlere benzeyerek ilerleyip, gelişme arzusu geri kalmış toplumlarda artar. Nispeten geri kalmış toplumlar, yaşam sorunlarını aşma konusunda daha yetenekli hale gelmiş toplumların gölgesinde kalır. Kendisini rakip olarak konumlandırmış medeniyet mensupları, ilerlemiş medeniyete ait maddi kazanımları elde etmek için, manevi değerlerinden taviz vermek zorunda kalabilirler.
Gerilik, kriz, çatışma, darlık ve nihayetinde de kaos demektir. Bu nedenle geriliğin ya da zaferlerin akla uygun açıklamalarının yapılması gerekir. Onlar neden ileride, biz neden geriyiz? Onlar niçin zafer üstüne zafer elde ediyor ve biz neden yeniliyoruz? Nitekim Koçibey’in, Osmanlı’da 16. yüzyıldan itibaren görülmeye başlayan gerilemeyi; Kanuni Kadimden ayrı düşmeye bağladığını ve eski dönemdeki uygulamalara dönülürse, düşüşün ve geriliğin önlenebileceğini yazdığı bilinmektedir. Osmanlı’nın yükselme dönemindeki Türk zaferlerini de Batı’lıların kendi kültürleri yönünden benzer biçimde değerlendirdiği görülmektedir.
Sözgelimi Erasmus “Onlar (Türkler) zaferlerini bizim kötülüklerimize borçludurlar” diyordu. Erasmus’a göre sorun, Türklerin güçlü olması değil, Avrupalıların kötülükleri ve hatalarıydı. Erasmus, yükselmenin zirvesindeki Osmanlı Devleti’ne karşı Avrupalıları şöyle uyarıyordu.
“Türk’ün sahip olduğuna sahip olmak, onun hükmettiklerine hükmetmek ve başka hiçbir niyete sahip olmamak bizi daha şanlı ve daha açgözlü yapabilir, ama daha mutlu kılmaz; ve onları İsa’nın sürüsüne katmaktan çok bizim Türkleşerek bozulmamız tehlikesini taşır.” (Akyıldız, Osmanlı Bürokrasisi ve Modernleşme, 2004;17.)
Bu ve benzeri yüzlerce tarihi söylem ve gelişme göstermektedir ki, Türklere ya da doğu kültürüne karşı Batı’nın bilinçaltı, inanılmaz önyargılarla tıka basa doludur. Bu önyargılar daha çok dini motiflerle bezenmiştir. Batı’nın bu önyargılarını değiştirmeleri, bir anlamda dinlerini değiştirmek kadar zordur.
Bu anlamda tek başına Doğu’nun, yalnız Müslümanların gayretleri dinler ya da kültürlerarası barışı sağlamak için yeterli değildir. Batılılara göre Kıbrıs’ta barış nasıl ki, bütün Türklerin adadan çıkması ya da iddialarından tamamen vazgeçmesiyle yani tam teslimiyetle sağlamak mümkünse; Vatikan’la diyalog da ancak Hıristiyanlığı kabul etmekle mümkündür. Bunun başka bir yolu yoktur. Bütün İslam Dünyasını bir araya toplayarak; Ey Papa cenapları  “Biz az Müslümanız! Son derece barışçı yumuşak türden Müslümanız! Radikal Müslüman değiliz! Her yanımızdan barış, diyalog ve ılımlılık akıyor!”  türden söylemler ile Vatikan’dan meşruiyet talep etseniz de buna Papa’nın aldıracağını düşünmek büyük yanılgıdır. Bunun son kanıtı ise son Papa 16. Benedict’in takındığı tavırdır!
Yaklaşık bir ay önce Dünya çapındaki 5’i Türk 138 Müslüman din adamı ve ilahiyatçı Hıristiyanlara, “Gelin barışalım” çağrısı yapıyor. “Hepimiz aynı Tanrı’ya inanıyoruz. Gelin artık barış yapalım” diyen Müslüman din adamları Napoli’de Hıristiyan din adamlarıyla bir araya geliyorlar. Papa 16. Benedict ise “Misyonerlik için dua edelim. İnsanlığın Hıristiyanlaştırılması her kilisenin sorumluluğu” diyerek buna cevap veriyor.
Müslüman dünyasının, önce kendi arasında gerçek bir diyalog kurmasına ihtiyaç vardır. Sünni’si, Şii’si, Farsı, Türk’ü, Arap’ı ya da Malezyalısı aralarındaki yapay farklılıkları aştığı zaman, sorun çözülmüş olacaktır. Müslümanların, Vatikan’dan meşruiyet talep etmelerinden daha büyük ihanet olamaz!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları