Ve dualar da değişti: ‘Allah nasip etmesin’

İsrafil K.KUMBASAR

Han, hamam, dükkan sahibi oldunuz.
’Towers’, ’plaza’, ’rezidans’, ’santralcik’, ’gemicik’ maliki sayıldınız.
Oh ne âlâ.
’Holding’ patronu, ’group’ başkanı, CEO’ya çıktı adınız. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna dallanıp budaklandınız.
Dubai’den Marakeş’e kök saldınız.
Harika!
’Satmakla’ ün salıp, ’yolmakla’ nâm yaptınız.
’Kanı çekilmiş’ vatandaş yutkunurken, siz  “Daha var mı?”  diye kıyıda köşede çökecek yetim malı aradınız. Bulduğunuz her şeyi satıp, savıp, adını ’küresel ekonomiye entegrasyon’ koydunuz.
Fakat siz ne kadar gizlemeye çalışsanız da, cümle alem biliyor ki bu bir aldatmaca, bu bir göz boyamaca.
O sizin ’uyum’ sağlamaya çalıştığınız küresel ekonomide giydiğiniz ’don’ da, atınızın ayağındaki ’nal’ da birer ’vergi’ metaıdır ve bir gün yakanıza yapışlar.
Zira vergi tabelanız da, ciğeriniz de kayıt dışı.
Her şeyiniz ’MATRAHSIZ’.

* * *

’Memur’, ’amir’; ’asil’, ’vekil’.
En zirvedeki makamlardan, en alttaki ’hademe’ kadrolarına kadar nerede bir koltuk varsa çöreklendiniz.
Para etse ’İblis’i’ bile yerinden ederdiniz.
Öyle ya. Sinop’tan, Anamur’a, Edirne’den Ardahan’a kadar bu kocaman ülkede bir siz vardınız. Bir de ’siz’ vardınız.
’Memleketin varlığı’ üzerinde gözleri fıldır fıldır dönen bir kuzgun, ’hak-hukuk’ diyenin karşısında ise yırtıcı bir kaplandınız.
Gözlerimiz bir ’sınır’ karakollarında aradı oğullarınızı, bir ’nöbet’ noktalarında.
Dağ başları soğuk, terörün kol gezdiği sınırlar kanlıydı. Oysa can öylesine tatlı, öylesine vazgeçilmezdi.
Ama ne var ki ne siz, ne oğullarınız.
Yoktunuz.
Ruhunuz gibi ciğerleriniz de ya firari, yahut ’döviz’ ve ’bedelliye’ endeksliydi.
Siz topyekun ’ÇÜRÜK’tünüz.

* * *


İğneden ipliğe ahkam kestiniz.
’Düşman’ bellediğiniz devlete ömür, ’kaz’ olarak gördüğünüz vatandaşın hayatına süre biçtiniz.
İlminiz derya-deniz; her önünüze gelene sarıldınız.
’Karganın’ kanadından, ’uzayın’ karanlığına; ’maydanoz’ yaprağından, ’saç kılının’ hikmetine her şeyi ama her şeyi siz bilirdiniz.
Öfkeyi ’hitabet sanatı’ haline getirdiniz.
Bağırdınız, haykırdınız.
’Allame’ pozlarında ’postlara’ kuruldunuz.
’Haram’ sofralarında gününüzü gün ederken, bir tek ’yetim’ hakkı, bir tek ’kul’ hakkı gelmedi aklınıza.
Millet bekledi.  “Ya sabır”  dedi. Esnedi. Fakat ona bir türlü sıra gelmedi.
Yutkundunuz, sustunuz. İlminiz ’göz boyayıcılık’ ve ’yalan kurtarıcılıktan’ ibaretmiş. Hakkı, hakikati söylemekten imtina ettiniz.
Beyniniz kadar ilminiz de ’BULANIK’tı.

* * *


Her şey oldunuz.
Her şeyiniz oldu.
Ama milletin gözünde ’itibarınız’ asla.
Bir zamanlar ’muktedir’ olmanız için arkanızdan edilen dualar, şimdi ’lanetler’ ile, ’beddualar’ ile yer değiştirdi:
- “Allah nasip etmesin.”
Bir insanı, bir topluluğu ’bu bedduaya’ muhatap olmaktan daha fazla zelil duruma düşürecek ne olabilir sizce?
Varın her zamanki gibi yine mazlumların kan ve gözyaşı üzerinden yeniden ’iktidar hayalleri’ kurmaya devam edin.
Belki, ’minare gölgesine’ sığınıp, ’yalan rüzgarlarından’ medet umabilirsiniz.
Ama durum ortada:
-  “Allah, nasip etmesin. Milletten kaçırdıklarınız elinize dizinize dursun. Ama milletin sahip olduklarına asla ve asla kavuşamayın.”
Bu zillet, bu eziyet size yeter.
Tabii anlayabilirseniz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş