VE İŞLEM TAMAM

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Son gözaltılarla sert esen  “korku rüzgârı”, kalemlerin ucunu törpüledi. “Yayın yasağı”ndan etkilenen gazetelerin imdadına siyasilerin demeçleri yetişti. Yandaş medya “gazını çıkardı” diğer köşe yazarlarının satır aralarında ise “benim de başıma bir şey gelir mi” kaygısı gözlendi

Korkuyorum
Liberaller operasyonun büyüyeceğini, başka isimlerin alınacağını söylüyor. Nereden biliyorlar?  Ortada darbe ihtimali yokken, bir grup “Darbeye hayır” mitingi yaparak kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.  Korkuyorum. Sırf bu yazıyı yazdığım için bile sabaha kapımın çalınacağından korkuyorum. Olmayacağının garantisini kim verebilir ki? Türkiye uzun süredir iki davaya kilitlenmiş durumda. Biri AKP’nin kapatılması, biri de Ergenekon. Birinin iddianamesi hazır, hepimiz sürece hakimiz, delillerin ne olduğunu bile biliyoruz. İyi ya da kötü, bu ayrı bir tartışma. Ama biliyoruz. Diğeri ise bir muammadan ibaret. Sadece korku doğuruyor. Tekrar söylüyorum: Korkuyorum.
* Oray Eğin /Akşam

+++++


Yazık oluyor

Dün:
Sabah 1.2230 olan dolar fiyatı günü 1.2430’dan kapattı. Sabah yüzde 22.43 olan gösterge faiz oranı,kapanışta yüzde 22.81 oldu. Sabah 35.589 olan borsa endeksi akşam 33.208’e düştü. Hisse senetleri yüzde 5.3 değer kaybetti.
AKP’nin kapatılma davası ile Ergenekon dosyası kriz tırmandırmada birbiriyle yarışıyor. Başbakan, parti meclisinde konuştu. Sabahki olayların yarattığı huzursuzluğu hafifletecek bir konuşma yapması beklenirken Başbakan kavgayı değişik alanlara yayma çabası içine girdi.
Bu halka da, bu ülkeye de yazık oluyor.
* Güngör Uras/Milliyet


+++++


Bir saygı, bir kaygı!
Dengir Fırat, Ergenekon tutuklamalarından sonra şunu söyledi: “Yargının tarafsızlığına, bağımsızlığına saygı gösterilmesi lazım.”
Sabah haberlerinde bu sözleri duyunca “hayırdır inşallah” dedim, “yoksa Dengir Bey yine bir travma mı geçiriyor?”
Çünkü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, kapatma davası açıldığından beri, AKP sözcüleri arasında “yargı hakkında ileri-geri konuşma yarışması” yapılmış olsaydı, birincilik uzak ara Dengir Bey’in olurdu. Demek ki yargı söz konusu olduğunda Dengir Bey ve çizgisindekiler için yargının bir bölümü saygıdeğer, öteki bölümü saygı değmez!
İşine gelince saygı, işine gelmeyince kaygı! Böyle bir ülkede, ne demokrasi gelişebilir ne de doğru dürüst bir siyaset ortamı oluşabilir.
* Mehmet Y. Yılmaz/ Hürriyet


+++++


Canım sıkılıyor

ABD’de 1950’de senatör McCarty önüne geleni sorgulamaya almış, topluma büyük bir korku salmıştı. Arkadaşlarını ihbar etmeyenler işlerinden edilmiş, aileler dağılmış, insanlar perişan olmuştu. 1954’te o kadar çığırından çıkmıştı ki siyasetçiler, askerler, bürokratlar, gazeteciler ve sanatçılar McCarty’nin hedefi oldu.
Sonunda McCarty görevden alındı ve kapkara utanç dönemi sona erdi.
Canımın sıkılmasının nedeni böyle kapkara utanç döneminin şu anda Türkiye’de yaşanmasıdır.
İşte “demokrat AKP iktidarı!” nın 6 yılda Türkiye’yi getirdiği nokta burası.
* Tufan Türenç/Hürriyet


+++++


Kılıçlar çekildi

Sabah karanlığında evlerinden alınıp götürülen tanınmış insanlar, toplumun her kesiminde aynı şeyin kendi başlarına haydi haydi gelebileceği güvensizliğini vermektedir. Bu, kasten yaratılan bir duygu değilse, sebebi Ergenekon iddianamesinin hâlâ açıklanmamış olmasındandır. Nazi suçlularını yargılayan Nürnberg ve DP iktidarını yargılayan Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gecikmemişti. Darbe için suç örgütü kuranlar varsa tabii ki yargılansın. Ama muhaliflerini korkuyla terbiye etmeye çalışan AKP adaleti kullanmaktan vazgeçmelidir!
* Güngör Mengi / Vatan


+++++


Gül ve Erdoğan

Ergenekon başlatıldığında  henüz kapatma davası yoktu. “Bizi yıkmak isteyen derin güçler var” propagandası ile dengeler tutulmak isteniyordu.
“Kapatma davası ile Ergenekon davasını” birbirinin alternatifi gibi gösterme çabasına girdi.
Ancak AKP içinde başka oyun oynandığı da biliniyor. Bu kapanma halinde egemenliğin kime geçeceği konusu. Abdullah Gül, ceza alsa bile Cumhurbaşkanlığı’na devam edebilir. Gül ve ekibini iştahlandıran da bence bu.  Erdoğan feda edilebilir, yola devam kararı alınır.
* Can Ataklı /Vatan


+++++


Rus ruleti

Dünden itibaren yaşananlar Başbakan Erdoğan’ı tasfiye etmek isteyenlerin işini kolaylaştıracak görüyorum.  Erdoğan bile bunun farkında olmayabilir. Yaşadıklarımızı, “darbe teşebbüsünün soruşturması” olarak algılıyordur belki. Bu dava, “bizim daha önce hiç görmediğimiz bir siyasi iklim” oluşturdu. Gerilimi tırmandırmanın kime, ne faydası var? Dava kendi çerçevesinin çok ötesinde bir içerik edindi ve Türkiye’nin şekillenmesine ilişkin misyon kazandı. Ruletin son hamlelerine geldik. Daha öncekiler heyecan yarattı ama sonuç vermedi. Kurşun artık namluda, tetiği çeken kurşunu yiyecek. Geriye dönüşü olmayan oyunu bitirmek için son şans. Pusudakileri sevindirmeyin, unutmayın ki; “hepsi yaralar, sonuncusu öldürür.” 
* İsmail Küçükkaya /Akşam


+++++


Çiçek’in itirafı

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek dün itiraf ediyor: “Hukuk siyasallaşmıştır.” Hükümetin iki numaralı sorumlusu AKP iktidarıyla hukuk arasındaki bağı itiraf ediyor. Yargı elbette dokunulmazlık tanımıyor. Belli usul içinde herkesten hesap sorma hakkı var. Ama, bunu bir yılı aşkın süreye yayarak, dalga dalga, hangi gün, kimin başına ne geleceğinin bilinmediği bir ortam yaratmak, Türkiye’yi Cemil Çiçek’in itiraf ettiği noktaya getiriyor.
* Yalçın Doğan/ Hürriyet


+++++


TRT haberciliği!

Kanallar Ergenekon kapsamındaki gözaltıları an be an aktarıyorlar izleyicilere... Aynı dakikalarda TRT 2’de de canlı yayın var; İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı ihracat rakamlarını açıklıyor. Derken “Son Dakika” kuşağı. Haberi şimdi verecekler diye düşünüyorsunuz. Ama neredee? Ekranın altından, “Haziran ayı ihracat rakamları açıklandı” yazısı geçiyor. İhracatla ilgili yayın sona eriyor. Bu kez de kalp kapak hastalıklarının konuşulduğu canlı yayına geçiliyor. İşte TRT haberciliği...
* Melih Aşık/ Milliyet


+++++


Başıma bir şey gelmeyecekse...
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eski özel doktoru ve eski özel kalem müdürü Turan Çömez de hedefteymiş! Başıma bir iş gelmeyecekse sormak istiyorum: Turan Çömez, sorguda sırf gıcıklık olsun diye “Tayyip Erdoğan da Ergenekoncu’dur” dese, Erdoğan da gözaltına alınır mı?
* Ahmet Hakan/Hürriyet


+++++


Nasıl tarafsızlık
Dün gözaltına alınanların sayısını bile Başbakan Erdoğan açıkladı... İyi de neden?
Bu onun görevi mi?
Her fırsatta “erkler ayrılığı” ndan söz eden bir Başbakan’ın, soruşturmanın selameti açısından daha “tarafsız” bir görüntü vermesi gerekmez mi? Başta Başbakan olmak üzere bütün siyasetçileri Ergenekon Çetesi soruşturmasının bir “siyasi hesaplaşma” ya dönüşmemesi için duyarlı olmaya davet ediyorum.
* Mustafa Mutlu / Vatan


+++++


Sınır tecavüzü
1940’larda “milliyetçiler” avlanmıştı, tabutluk diye anılan ve bir insanın ancak ayakta durabileceği daracık beton hücrelerde haftalarca tutulmuşlardı. Sonra... 1950’lerde “komünist avı” sahnelendi. Toplum psikolojisi oluşturuluyordu. Önce anti-milliyetçilik... Sonra anti-komünist...
Şimdi de Ergenekon dalgası kabarmakta.
Anti-demokratlık ile Atatürkçülük aynı sepetteymiş gibi gösterilirse, bu “sınır tecavüzü” çok tehlikeli olur.
* Güneri Cıvaoğlu/Milliyet


+++++


Kim hesap verecek
Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, ihaleye fesat karıştırmak ve resmi evrakta sahtecilik iddialarıyla tutuklanan Van 100’üncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, savcılara tanınan bu geniş yetkinin kurbanı olmuş, 4 aydır tutulduğu cezaevinde bunalıma girip hayatına son vermişti.
11 aydır tutuklu olan Ergenekon zanlılarından herhangi biri intihar ederse veya kalp krizi gibi nedenlerle ölürse, altından kim, nasıl kalkabilir?
* Erdal Şafak / Sabah


+++++


Gözdağı

Şimdi Meclis’teki bütün siyasetçiler, iktidarıyla muhalefetiyle bütün milletvekilleri, askeriyle siviliyle tüm toplum şu soruya yanıt arıyor: “Ne oluyor, nereye gidiyoruz?”
İllegal çeteleşmelerin çökertilmesine, darbe girişimlerinin önlenmesine elbette ki kimsenin diyeceği olamaz.
Ama acaba gerçekten öyle mi? Yoksa bu, bazı kurumlara ve kişilere itibar kaybettirmek, muhalefeti yıldırmak, sesini kesmek için bir gözdağı verme operasyonu mu?
Kafaları karıştıran soru bu.
Toplumun büyük kesiminde ve muhalefette hakim olan kanı, bunun muhalif sesleri susturmak için yürütülen bir gözdağı verme operasyonu olduğu yönünde...
*  Bilal Çetin / Vatan


+++++



Bir kına geceleri eksik
Asker-iş dünyası-sivil toplum ve medya ayaklı son gözaltıları alkışlayan yazılar azınlıkta olmasına karşın, kullandıkları dil ile yine dikkati çekmeyi başardılar. Yandaş medya başlığı altında topladığımız değişmez kadronun “oh olsun” keyfini yaşadığı kolaylıkla hissedilebiliyordu.
Gözaltına alınan emekli generalleri Dostoyevski’nin “güç bende” biçimindeki yetki obezi karakteri Raskolnikov’a benzeten Yasemin Çongar’ın, “dün milyonlarca insanımız, bu ilk duygusunu yaşamaktan memnundu. Biliyorum ki, darbeciliğin cezasız kalmayacağı yönündeki işaretler, bu ülkedeki milyonlarca darbe mağduru için umut kaynağı oldu” derken, henüz ispatlanamadığı için “olmayan darbe”nin mağdurlarının kim olduğunu açıklamaması yazıyı havada bıraktı..
Bir süredir izin yapan Vakit yazarı Hasan Karakaya da, böylesi ağzına layık gündem sayesinde tatil günlerinde depoladığı öfkeyi boşaltma fırsatı buldu. Karakaya, alıştığımız ve bir kere daha ayıpladığımız üslubuyla “AKP’nin kapatılmak istenmesi ” hukukidir “ de, “Ergenekon Terör Örgütü” kapsamında yaşanılan gözaltılar mı siyasidir?
Buna kargalar bile güler. Hemde kıçlarıyla güler. “ diye yazdı.
Söz konusu askerse hücum kaçınılmazdır felsefesinin yaşayan en büyük temsilcisi saydığım Nazlı Ilıcak, gözaltına alınan TSK mensuplarını ”çürük elmalar“ olarak nitelendirmekte gecikmedi.
Sabah’ı bir başka iddialı yazısı Ergun Babahan imzalıydı. Babahan, ”böylesi kapsamlı bir soruşturmada iddianamenin çok kısa sürede hazırlanması beklenemez“ diyerek ilk göz kırpışını yaptıktan sonra, ”Türkiye yakın tarihinde ilk kez, seçimle işbaşına gelmiş bir iktidarı darbe yoluyla uzaklaştırmaya çalıştığı iddia edilen ve aralarında üst düzey emekli subayların da bulunduğu bir oluşuma yargı yolunu açmıştır“ dedi. Açık açık yazmamış ama şüphe yok ki bu yazı içten bir ”hayırlı olsun“la bitiyor.
Eser Karakaş’ın, bilim adamı bilgiçliği ile ”yüzde 47’lik siyasi irade yokmuş gibi mühendislik hesaplarına girişmek biraz da en temel fizik kurallarına sırtını dönerek bina inşa etme hevesine benziyor. En temel fizik kurallarına sırtınızı dönerek yapmaya kalkacağınız bir inşaat eninde sonunda çökmeye mahkumsa, daha on bir ay önce yaklaşık her iki seçmenden birinin oyu ile tecelli eden siyasi iradeyi görmezden gelerek toplumu yeniden inşa etmeye kalkmanın da bir anlamı ve olanağı pek yok“ yazarkenki sırıtışı her kelimesine yansımış gibi.
Ve Altan kardeşlerden Mehmet ”ortalama “yı tuturmaya çalışarak dünü es geçerken Ahmet gazetesine layık olarak ”Şartları zorladılar. Ergenekon isminde bir çeteyle darbe hazırlıklarını hızlandırdılar. Uyarılara aldırmadılar“ gibi, iddianamesi bile hazırlanmamış dava aşamasına gelinememiş bir operasyonla ilgili ” karar “ cümlelerini sıralamıştı. Ve çoğunun karnından konuştuğunu köşesine kusmuştu: ”bu hayırlı işaret!”

 

Mini Yorum
Neden mutlusunuz?
Çoğumuz gündemi okurken tutunabileceğimiz sağlam dallardan yoksunduk. Vicdan, ideoloji, siyaset, yaranma, koruma, kollama, korkutma, öfke, kaygı kavramları yönetti gazeteleri dün. Hınca teslim olanlar, “örtülü dokunulmazlığın” kalkışının coşkusunu paylaştılar küfürlerle. Tavırları “örtüsü delik deşik olmuş” bir intikam hazzını andırdı. Neyin intikamı diye sormayın. Memnuniyetleri “dokunulmazlara dokunulduğu” için değil, “baskın”ın, “nedensiz hapis olma”nın, sağlıksız fotoğraflardaki “acizliğin” aslında askeri değil komplekslerini yenen kontrolsüz gücündendi...
* Selcan Taşçı

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları