Ve Sultan fermanı verdi: ‘Yargı bana karışmasın’

İsrafil K.KUMBASAR

HSYK’nın 128 savcının görev yerlerini değiştirmesi, yeni bir tartışma başlattı.
Normal şartlarda ‘rutin’ bir işlem gibi değerlendirilmesi gereken bu hadise, savcılar ve baktıkları davalar dikkate alınınca ister istemez bazı soruları gündeme taşıdı.
Hem iktidar hem de muhalefet mensuplarının kafaları karışık. Atamalar için “İyi oldu” diyen de, “Böyle şey mi olur” diye isyan eden de.
İnsanları böyle düşünmeye iten nedenlerin başında son dönemde yargı üzerindeki ‘operasyonların’ etkisi büyük. İktidar partisi, ‘kadrolaşma’, ‘ötekileştirme’, ‘ele geçirme’ iddialarını; ‘hukukun üstünlüğünü hakim kılma’ karşı tezi ile çürütmeye çabaladı durdu.
‘Kadir’ abiden başka kim inanır, yahut gerçek böyle midir, o kamuoyunun takdirine kalmış bir konu.
Ancak bir gerçek var ki, o da yargının boğazına kadar ‘siyasetin’ cenderesinde olduğudur.
Hatırlayınız, bir eski genel başkan süren davaların ‘avukatı’, hükümetin başı ise ‘savcısı’ olduğunu dile getirmişti.
Yargının siyasallaşmasını bu iki ifadeden daha veciz şekilde ortaya koyabilecek ne olabilir ki?

***


Kamuoyunun tepkisi kimilerinin aklını başına getirdi ve “Ben ne savcıyım, ne de hâkim” cümlesini kullanmaya itti.
Doğru olan da bu değil miydi?
Madem demokratik sistemlerde ‘güçler ayrılığı’ ilkesi var, o halde yapılması gereken herkesin ‘kendi görev alanı’ içerisinde kalmasıdır.
Buna en başta ‘hukukun üstünlüğünü hâkim kılma’ iddiasındaki idarecilerin riayet etmesi gerekir.
Oysa günümüzdeki durum, bu ‘teorik’ ayrıma denk düşmüyor.
Kimileri ‘savcılığı’, ‘yargıçlığı’ bırakmaktan vazgeçse de, ‘kendine özel’ bir alan oluşturmaktan geri durmuyor.
Bir anlamda üzerine yürüdüğü (!) ‘üstünler’ hukukunu, ‘kendi lehine’ çevirme yönünde hamleler yapıyor. Hem de ‘hiç hukuk bilgisine’ sahip olmayanların bile dehşete düşeceği, ürpereceği ifadelerle.
Son iki olay, yargıdaki tayinler ve hükümete TBMM’yi bypass ederek ‘kanun hükmünde kararname’ çıkarma yetkisi verme girişimi vahameti açıkça ortaya koyuyor.

***

Meclis’i kaale almayan bir KHK ‘hangi iradenin’ ürünü olacaktır?
Hangi telaş, hangi endişeler hükümeti böyle bir yola itmiştir, çok tartışılır. Ama hükümetin daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın hukuktan ‘ne anladığını’ son tayin hadisesinde net bir biçimde görmüş olduk.
Kendisine atamalarla ilgili görüşü sorulduğunda zat-ı muhteremin verdiği yanıt çok manidardır:
 “Ben yargının işine karışamamam, yargı da benim işime karışmamalı.”
Ne yana çekseniz, o yana gidebilecek bir cümle. Meclis denetimi dışında KHK’larla kendine bir güç ihdas etme sevdasındaki Başbakan’ın arzusuna bakar mısınız:
- “Yargı da benim işime karışmamalı.”
Şimdi bu söze bakarak, ‘saltanat’ için tanım aramanın saçmalığını düşünebiliriz. ‘Kanunun’, ‘nizamın’, ‘hukukun’ karışmadığı bir hükümet başı bildiğimiz kadarıyla hiçbir demokratik sistemde bulunmuyor.
Hükümetler de, başbakanlar da, bakanlar da ‘yargı denetimine’ tâbi değil mi?
Yüksek yargı bir ‘Kanarya Sevenler Derneği’ midir ki, başbakana karışmasın?
Bu kaçıncı balon, bu kaçıncı hile-i şeriye?
Hani hukukun üstünlüğü?

***


Nihayet ‘hukukun üstünlüğüne’ dair ipuçlarını en yalın haliyle görmeye başladık.

İktidarın işlerine karışmayan...
Soru işaretleri taşıyan davalarda ‘dinlenme molası’ veren...
Yargı teşkilatını, ‘kafasına göre’ hallaç pamuğu gibi attıran bir anlayış.
Bunun ‘daha üstün’olanı, ‘sultanlıkta’ mevcuttur ki, yaşarsak görürüz inşallah.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş