Vesayet ve demokrasi

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Demokrat düşünce, vesayeti ve biatı sevmez. Aklı ve iradeyi devre dışı bırakan sağlıksız ortamın ürünü olarak görür. Siyasi vesayet devlet organ ve kurumlarının temel tercihlerine müdahale anlamına gelir. Bu bakımdan vesayet, devletin normal yapısını bozan, sorun üreten ve mücadele edilmesi gereken müzmin bir hastalıktır. Milletin egemenliğini temsil eden devlet organ ve kurumlarının, görevlerini yaptığı oranda vesayete rastlanmaz. Tersine, organ ve kurumlar görevini yapamadığı oranda vesayet oluşur. Bu, diğer bir organ veya kurum tarafından, kendiliğinden yapılır; böylece tabii vesayet ortaya çıkar; yapısal arıza geçici olarak da olsa bir ölçüde giderilir. Zira egemenlik ve onun kurumu olan devlet, belli amaca yönelmiş bir bütündür.

Vesayet terimi siyasi kültürümüze AKP döneminde girdi. Kısa zamanda da dinamikleri harekete geçirerek çatışma ortamını körükledi. Devletin gücü, hukuk, demokrasi, anayasa, yasa, örf, gelenek ve teamül tanımadan devleti, bir zihniyetin vesayeti altına almanın aracı yapıldı. Millete, tarihe ve uluslararası hukuka rağmen başlatılan bu vesayet çalışmalarına, toplum mühendisliği de diyebiliriz. Memleketimizin içeriden ve dışarıdan kuşatıldığı bir döneme rastlaması ise çok anlamlıdır.

Hatırlayalım; Erdoğan asker vesayetinden kurtulma mücadelesini, 5 Kasım 2007'de Başkan Buş ile yaptığı "Ergenekon" mutabakatı üzerine başlattı. AB cephesinden katıksız destek alındı. Tertiplerle ve aşağılayıcı adlarla aynı mahiyette grup davaları açıldı. Üst düzey komutanlar, bürokratlar, ünlü akademisyenler, yazarlar, gazeteciler haksız yere cezaevlerine dolduruldu; yaşlı başlı insanlar çok zor şartlarda yıllarca yatırıldı. Sahte deliller ve PKK'lı gizli şahit ifadeleriyle ve medya kampanyalarıyla hüküm verildi.

Sonra sıra yargının tümüne geldi. 2010'da, "Vesayetten kurtuluyoruz" reklamlarının fırtınası altında referandum yapıldı ve yüksek yargı yeniden düzenlendi. Artık vesayetten kurtulan yargı, "Bağımsız ve tarafsız" olmuştu! Ama, "vahim bir yanlışlık yapıldığı", Aralık 2014'te, 17/25 adı verilen yolsuzluk, vurgun, soygun, kara para ve rant operasyonlarında ortaya çıktı. Ortağın "ihanet" ve "darbesine" maruz kalınmıştı. Operasyonlarda görev yapan bazı hâkim, savcı ve emniyetçiler iktidar gücüyle dağıtıldı. Daha sonra Anayasa Mahkemesi, Ergenekon ve Balyoz yargılamaları "adil" değildir kararını verince, bu grup davalarda "Kumpas" olduğu açıklandı; mahkûmiyet kararları bozuldu.

Yargı vesayetten yine kurtulamadı. Şu anda Yargıtay ve Danıştay hâkimlerini kanunla azledip, yerlerine "uygun" olanların getirilmesi için TBMM'de müzakereler yapılıyor. Hâsılı vesayetten kurtarma çalışmaları, "eğitim, dış politika, siyaset, güvenlik, anayasa, bir ve bütün olan Türk Milletini etnikleştirme ile kamu ihale ve harcamaları" gibi alanlarda devam ediyor.

MHP siyasetinde vesayet

Son zamanlardan, 7 Haziran 2015 seçimlerinden başlayalım. MHP seçimlerde Türk Milletine, şöyle seslenmişti: "AKP'ye tek başına iktidar yetkisi verme, yoksa Türkiye bölünür. AKP yıkım demektir." Seçim sonuçlandı, o gece Bahçeli, "bize muhalefet görevi verildi" dedi. Oysa seçmen, AKP'ye tek başına hem iktidarı, hem de TBMM Başkanlığını vermedi. Devletin 4 tepe noktasından; 1. Cumhurbaşkanlığı 2. Meclis Başkanlığı 3. Hükümet 4. HSYK dâhil AKP sadece birine, Cumhurbaşkanlığına sahip olabilmişti. Haydi, HSYK'nın yarısını da ilave edelim; o kadar.

Bu durumda MHP siyaseti, öyle bir yol takip etti ki, AKP Devletin 4 tepe noktasına kolayca konuverdi. Türk Milletinin vermediğini, Bahçeli veriverdi. Hâlbuki, Meclis Başkanı MHP'den olabilirdi. MHP koalisyona da girebilirdi. Siyasi ortam buna müsaitti. Unutmayınız ki siyaset, şartlara göre çözüm bulma sanatıdır. Aksi halde, siz Türk Milletine hizmet edemezsiniz. Şimdi soralım, bu günlere gelişimizin gerçek sorumlusu kim olabilir? Ve neden?

MHP kurultay tartışmaları Kasım 2015'te başladı. Erdoğan "AKP ile MHP arasında azami müşterekler var" dedi. Bahçeli, "MHP'nin hukuki boyutta vereceği destek hükümet mantığı çerçevesinde ele alınmalıdır... AKP'nin kurultayı sonrasında terörle mücadele [Hükümet kurmada SS] zaafa uğrarsa, TBMM'de her türlü desteği vermekten çekinmeyiz" cevabını verdi.

Hak ve akılla açıklanamayan bu hale vesayet siyaseti denmez mi? İyi de, vasi kim ve neresi?

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları