Vicdanın cüzdana hapsolduğu anlar

İsrafil K.KUMBASAR

Villa, gömlek, yat.
İcazet, vesayet, biat.
Yandaş, candaş, yoldaş.
‘Yönünü’ kaybetmiş bir halde, ‘bilinmeze’ doğru sürüklenen sandaldaki yolcularının ufkunda ‘umut’ gibi beliren seraplardır bu laflar.  İsteyen istediğini seçip kullanmakta hürdür.  Zaten yapılan da o değil mi? Son zamanlarda yeniden ‘kayıkçı kavgası’ kıvamında bir ‘tencere dibin kara’ muhabbeti hakim olmaya başladı yeniden sanal gündeme. Üzerlerinde zerre kadar ‘dürüstlük’, ‘haysiyet’, ‘hakkaniyet’ kırıntısı bulunanlar adeta parmakla gösteriliyor. Sanki bunlar, özellikle ‘toplum önündeki’ kişilerin zaten taşıması gereken asgari kriterler değillermiş gibi. Biraz ‘hak-hukuk’ tanıyan, hemen ‘takdire’ mazhar oluyor, el üstünde tutuluyor, ismi telaffuz edilirken, yüzlerde bir tebessüm beliriyor.
- “Valla çok dürüst adam!” 
Peki ‘nasıl’ olması gerekir?
Toplum ortalamasına bakıldığında ‘doğruların’ ve ‘yanlışların’ nasıl akıl almaz bir biçimde yer değiştirdiğini, etrafımızı nasıl bir ‘karabasanın’ sardığını görmek, ‘gelecek’ adına gerçekten ürperti veriyor insana. Kirleniyoruz ve ne yazık ki bu kirliliği yadırgamaktan da her geçen gün uzaklaşıyoruz.
Aslına bakarsanız, herkes kendi çapında ‘zaaflarından’ arta kalanlar üzerinden bir savaş sürdürüyor.  Savaşın ‘yılgın’, ‘yenik’ ve ‘ezik’ bıraktığı sıradan vatandaş ise bırakın derdini anlatabilmeyi, yutkunamıyor bile. ‘Aç’ gezdiğini, ‘işsiz’ olduğunu söylese,  “Bütün dünyanın meselesi bu, sadece bizde mi var, bak komşunun haline de şükret” cevabıyla karşılaşıyor. ‘İlkel’ şartlarda, ‘bin bir tehlike’ altında nafakasını çıkarmaya çalışan madenciler için yas tutmaya başlasa,  “Güzel öldüler, güzel”  cümlesi tokat gibi suratına iniyor. Vatan hainleri ile yapılan pazarlığı eleştirmeye kalkışsa,  “Yoksa akan kanın durmasını istemiyor musun, peki çözümün ne?” tepkisiyle karşılaşıyor. Şehitlerin arkasından ağıt tuttursa, “Askerin işi bu, ölecek tabii” sözlerine muhatap oluyor. Vatandaşın ‘ekmeği’ ve ‘emeği’ üzerinden birileri sürekli semiriyor, ‘banka hesapları’ kabarıyor, ‘mülklerinin’ sayısı artıyor, ‘ticari dehaları’ tavan yapıyor. Oysa etrafı kasvet bulutlarıyla sarılı sandal, bir ‘yonga’ misali dalgaların üzerinde yalpalayıp duruyor.  ‘Can simidi’ diye yutturulanların reçetesi, sadece ‘kendilerine’ fayda sağlıyor.
Hesap içinde hesap var ya. 
Yeri gelince ‘haktan’, ‘hukuktan’ dem vurup, ‘insanlığı kurtarmak’ adına yola çıktıklarını iddia edenlerin, sandalın ‘su almasına’ karşı edecek tek lafları yok.  ‘Vurguna’, ‘yağmaya’, ‘talana’, ‘yalana’, ‘iltimasa’, ‘irtikâba’ dair herhangi bir karşı duruşlarını görmek mümkün değil. Kerametleri kendilerinden menkul ilahiyat profesörlerinden tutun da mahalle camilerindeki imamlara kadar topu birden ‘sukut’ halinde.  Son 50 yılı ‘ehven-i şer’ masalı ile geride bırakıp, Çoban Sülü üzerinden palazlananlar, bugün de benzer bir taktik ile yola devam ediyorlar.  Zira şimdilik ‘çeşme’ akıyor, ‘küp’ doluyor, ’bindikleri dalı’ kesmenin kime ne faydası var? İşin aslı, vicdanlarını da ‘sır kasalarda’, ‘sırdaş hesaplarda’ rehin bırakılanlardan bir şeyler beklemek abesle iştigal. Siyasetin ‘don-gömlek’, icraatın “Ben yaptım oldu”, adaletin ‘nabza göre şerbet’ üzerinden yürütüldüğü bir ülkede, konuşanların, ‘laf kalabalığı’ yapanların pozisyonunu elbette ‘çıkar’ belirler. İşte o yüzdendir ki ‘kaleminden kan damlayan’ mahir muharrirler, belagat üstadı ‘seçkin beyinler’ konuşuyor ya da yazıyormuş gibi yaparlar.

 


***

 


Villa, gömlek, yat.  İcazet, vesayet, biat.  Candaş, yandaş, yoldaş. Peki ya milletin gündemi? ‘Hakkı’ gasp edilen, ‘rızkı’ çalınan, ‘geleceği’ karartılan vatandaşın beklentilerine cevap verebilecek bir tek lafınız var mı efendiler?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş