'Villayı', 'gömleği' bırak halkın gündemine bak

İsrafil K.KUMBASAR

Villa, gömlek, yat.
İcazet, vesayet, biat.
Yandaş, candaş, yoldaş.
‘Umudunu’ kaybetmiş, ‘bilinmeze’ kürek çeken bir sandalın ufkundaki kelimeler bunlar. İsteyen istediğini seçip kullanmakta hür. Zaten yapılan da o değil mi?
Bir ‘tencere dibin kara’ muhabbetidir
gidiyor.
Üzerinde bir parça ‘dürüstlük’, ‘haysiyet’, ‘hakkaniyet’ kırıntısı bulunanlar parmakla gösteriliyor.
Sanki bu erdemler, özellikle toplum önündeki kişilerin zaten taşıması gereken kavramlar değil.
Biraz ‘hak-hukuk’ tanıyan, hemen ‘övgüyü’ hak ediyor. El üstünde tutuluyor. Adı telaffuz edilirken, yüzlerde bir tebessüm beliriyor.
- “Evet, evet dürüst ve onurlu adam!”
Peki ‘nasıl’ olması gerekiyordu?
Toplum ortalamasına bakıldığında ‘doğruların’ ve ‘yanlışların’ nasıl akıl almaz bir biçimde yer değiştirdiğini, etrafımızın nasıl bir ‘karabasanın’ sardığını görmek, gelecek adına gerçekten ürperti veriyor insana.
Kirleniyoruz ve kirliliği yadırgamaktan da giderek uzaklaşıyoruz.

* * *

Herkes ‘zaafından’ arta kalanlar üzerinden bir savaş sürdürüyor.
Savaşın ‘yılgın’, ‘yenik’ ve ‘ezik bıraktığı’ vatandaş ise bırakın derdini anlatabilmeyi, yutkunamıyor bile.
‘İşsiz’ olduğunu söylese,  “Bu bütün dünyanın derdi, sadece bizde mi var”  cevabıyla karşılaşıyor.
Vatan hainlerinin karakol basıp, askerlerimizi ‘şehit’ ettiğini dillendirmeye çalışsa,  “Askerin işi bu, ölecek tabii” tepkisiyle karşılaşıyor.
Madenci, ‘ilkel’ şartlarda, ‘bin bir tehlike’ altında nafakasını çıkarmaya çalışırken hayatını kaybetse, “Güzel öldüler, güzel”  cümlesi tokat gibi suratına iniyor.
Vatandaşın ‘ekmeği’ ve ‘emeği’ üzerinden birileri sürekli semiriyor. ‘Banka hesapları’ kabarıyor, ‘mülklerinin’ sayısı artıyor, ‘ticari dehaları’ tavan yapıyor.
Oysa etrafı kasvet bulutlarıyla sarılı sandal, bir ‘yonga’ misali dalgaların üzerinde yalpalayıp duruyor. ‘Can simidi’ diye yutturulanların reçetesi, sadece ‘kendilerine’ fayda sağlıyor.
Kayıkçılar, ‘bilinen oyunu’ aynen sürdürmeye devam ediyorlar:
Senin gömleğin marka.
Senin de villan harika.

* * *

Hesap içinde hesap var ya. 
Yeri gelince ‘haktan’, ‘hukuktan’ dem vurup, ‘insanlığı kurtarmak’ adına yola çıktıklarını iddia edenlerin, sandalın ‘su almasına’ karşı edecek tek lafları yok.
‘Talana’, ‘yalana’, ‘iltimasa’, ‘irtikâba’ dair herhangi bir karşı duruşlarını görmek mümkün değil.
Anlı şanlı ilahiyat profesörlerinden tutun, mahalle camisindeki imama kadar topu birden ‘sukut’ halinde.
Son 50 yılı ‘ehven-i şer’ masalı ile geride bırakıp, Çoban Sülü üzerinden palazlananlar, bugün de benzer taktiği uyguluyorlar.
Zira şimdilik ‘çeşme’ akıyor, ‘küp’doluyor. ‘Binilen dalı’ kesmenin âlemi yok.
İşin aslı, vicdanları ‘sır kasalarda’, ‘sırdaş hesaplarda’ rehin bırakılanlardan bir şeyler beklemek abesle iştigal.
Siyasetin ‘don-gömlek’, icraatın “Ben yaptım oldu”, adaletin ‘nabza göre şerbet’ üzerinden yürütüldüğü bir ülkede, konuşanların, ‘laf kalabalığı’ yapanların pozisyonunu elbette ‘çıkar’ belirler.
İşte o yüzdendir ki ‘kaleminden kan damlayan’ mahir muharrirler, belagat üstadı ‘seçkin beyinler’ konuşuyor ya da yazıyormuş gibi yaparlar.

* * *

Ortada birkaç kelime dolaşır durur:
Villa, gömlek, yat.
İcazet, vesayet, biat.
Candaş, yandaş, yoldaş.
Peki, halkın gündemi?
Vatandaşın beklentilerine yönelik söyleyecek bir tek lafınız var mı beyler?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş