Vuruyorlar bizi...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Sanal âleme vakit ayıramadığım gibi güvenmediğimi defalarca yazdım. Dibi görünmeyen bu kuyuyu bazıları şer, bazıları da hayır için kullanıyor. Büyük bir sektör haline dönüşen internet dünyasında bizler yine geç kaldık. Geçde olsa fedakârlıklarla oluşturulan gruplarda müthiş analizler yayınlanıyor ki değme stratejistlere parmak ısırtır. Başta Facebook olmak üzere sosyal paylaşım siteleriyle aram serin. Günde beş yüzden fazla ileti yağıyor. Hepsini tek tek açıp okumak mümkün değil. Tabiri cizse zehir gibi gençler var. Onlardan biri de Zehir kardeşlerin ortancası Mehmet. “Mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır” da gece-gündüz demeden didiniyor. Sevgi Ablam yoklama alıyor. Yıllardır görüşemediğimiz dostlarla sanal âlemde karşılaşıyoruz. Bu arada yıllar önceki yazılarımızın kupürlerini gönderiyor dostlar. Arşivimde olmayan bu yazıları görünce çocuksu bir sevince kapılıyorum. Mehmet Zehir daha iki ay önce toprağa verdiğimiz merhum Necdet Sevinç’in kurşun gibi yazısından bir bölüm göndermiş. Gözyaşlarımı içime akıtarak defalarca okuyup Fatihalar yolladım Necdet Ağabeyime. Bakın ne diyor:
“Eğer Türklük sizi heyecanlandırmıyorsa, Türk yaratılmayı iftihar vesilesi olarak kabul etmiyorsanız, Türklüğün zaferiyle gururlanıp, mağlubiyetleriyle kahrolmuyorsanız ve Türklük sizin için bir ayrıcalık değilse, allâme-i cihan olsanız bile Türkiye’yi yönetemezsiniz!
‘Muhtaç olduğunuz kudretin damarlarınızdaki asil kanda mevcut olduğuna’ inanmazsanız ve iliğinizde, kemiğinizde yani bütün hücrelerinizde Türklüğü hissetmeniz şartıyla, sadece Kasımpaşalı garip bir Recep olsanız bile Türkiye’yi kudretli bir devlet haline getirebilirsiniz.
Ama muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızda deveran etmiyorsa, üstelik ideolojik yapılanmanızı Türklüğün reddi üzerine inşa ettiyseniz ‘Türkiye Türklerindir’ vecizesinden rahatsız oluyor, Türklüğün yerine Türkiyeliliği ikame etmeye çalışıyorsanız, teröristin eline öyle bir silah verirsiniz ki; o silahla her gün vururlar bizi...”
Evet; o silahla her gün vuruyorlar bizi... O silahla vurulmayı kendine yediremediği için dertlenip dert sahibi oldu Necdet Sevinç. Ve kanser illetine yenildi. Lakin ruhu halen ızdırap çekiyor. O ızdırabı bu dünyada o kadar çok çeken var ki, kimileri Silivri ve Hasdal’da yatıyor, kimileri de herşeye rağmen diyerek internet ortamında aydınlanma için çaba sarfediyor. Hülya Kaplan’ı okurken bir taraftan gıpta ettim, diğer taraftan böyle bir kalem yetiştiği için gurur duydum. MİT’teki dinleme rezaletini yorumlarken ‘narko-terörist Öcalan’ ile ilgili analizi arşivlerde mutlaka saklanmalı. Geçen günlerde AKP’nin yurtdışından getirip cilaladığı Kemal Burkay’ın sözlerini hatırlatmış Kaplan.
“İki astsubay arasında bir öç” başlıklı yazı olağanüstü. Bu arada Adnan Albar kardeşime teşekkür ediyorum. 3 Nisan 1993 tarihli “Ozan’ın Bayramı” başlıklı yazımın kupüründen tarayıp göndermiş. Ozan Arif’in “Bayram ile Bayram Sohbeti” 93 koşullarında ama tam da bugün için yazılmış gibi. “Siyah-beyaz, film gibi biraz” başlıklı yazımın tarihini hatırlamıyorum. Çocukluktan, gençliğe geçiş heyecanımızla bugünkü vaziyetimizin resmi duygulandırdı beni. Sanal âlemde takip ettiklerimin arasında İkbal Vurucu da var. Silivri’deki tek tutuklu anne Müyesser Yıldız, taş duvarların arkasından yorumlarıyla ışık tutuyor bize. Onuncu köylerin çokluğu umutlandırıyor beni. İnternet mesajlarına cevap veremediğim için bağışlayın. Hepsini olmasa da okumaya devam edeceğim. Ülkü ile kalın...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş