Ya herrü ya merrü!

A+A-

“Ya Herrü, ya merrü” ; yapılacak bir işten önce fazla bir seçeneğin kalmaması durumunda söylenen, Kürtçe olduğunu tahmin ettiğim, ya gelir ya gider, anlamındaki söz...
Öteden beri itiyadımdır, özellikle vatanımla ilgili bir olayla -sorunla- karşılaşınca, önce “Atatürk yaşasaydı ne yapardı?”  diye düşünürüm... Sonra da geçmişteki -tarihimizdeki- benzer bir olayla kıyaslar ve ileride insanlar, tarihçiler bu olayı, bu sorunu nasıl değerlendirecekler diye zihin egzersizleri yaparım!
Son zamanlarda, bu “zihin egzersizini” çok yapıyorum! Kısacası, genellikle Mustafa Kemal Atatürk’ü ve gerçek “devlet adamlarını” çok arıyorum, yokluklarını hissediyorum.
Geçmişteki olaylarla kıyaslayınca, bunlardan da umutlanıyorum. “Türkün kaderi”  bu... Hep düşmanlarla çevrilmişiz ve galiba da, büyük millet olmanın gereği veya bedeli, içimizdeki sayıları çok hainlerin de katkılarıyla, “bitirilme” durumuna düşürülmüşüz... Ancak, sonunda Turgut Özakman’ın deyimiyle “dibe vurduktan sonra, çıldırmış” , kurtulmuşuz! Hep, güçlü komutanların -liderlerin- öncülüğünde! İşte, şimdi de  “zaman”  öylesine bir zaman...


Geri dönüşü olmayan nokta!
Arslan Bulut ne doğru özetlemiş;  “Türkiye’de güç odakları arasındaki çatışma, artık geri dönüşü olmayan boyutlara ulaştı. İki taraftan biri diğerini tasfiye edecek” !
Mesela, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bütün seçenekler umutlar yitirildiğinde  “Kaybedeceğimiz ne var; ya herrü ya merrü!”
Önceki yazımda Türkiye’nin bir  “şeytan üçgeni girdabında, yutulmakta olduğunu” yazmıştım... Aynen öyle! Ancak, gene geçmişteki olayların sonunda kurtuluşumuzu hatırlayarak,  umudumu kaybetmiyorum... Fakat ileride tarihçilerin bu dönem hakkında yazabileceklerini düşünerek, dehşete kapılıyor utanıyorum. T.C. Ordusu içerideki ve dışarıdaki düşmanlar tarafından bitirilirse, bu döneme muhakkak ki  “Gaflet ve İhanet Dönemi”  diyeceklerdir... En iyi niyetli olanlar, bu Cumhuriyetin geçmişteki başarılarını, menkıbelerini, belki hatırlayacaklar, yazık oldu diyeceklerdir... Ve bu dönemin kalıntıları, Atatürk’ün Anıtkabiri, arkeoloji müzesi, hitabeleri de Göktürk veya Hitit yazıtları olarak duvarlarda kalacak!
Ankara ne olur, bilemem ama ya TBMM?
Osmanlı Mebusan Meclisi’ni ve mekânını şimdi kim hatırlıyor ki?


Kördüğümü
Olaylar düğüm olmuştu, son “ortaya çıkarılanlardan” sonra büsbütün kördüğüm
oldu. 
Bazı, iyi niyetli arkadaşlarımız, şimdi gerçekten Genelkurmay’da böyle planlar yapılmışsa “felaket” diyorlar ve hemen sorumluların “katli vaciptir” hükmünü veriyorlar. Ama em doğrusunu biri yazmış, “Böyle bir plan varsa da kötü, yoksa da kötü.”
Velhasıl durum -olay- hukuk, etik boyutlarını, diğer son olaylar ve iddialar konusunda olduğu gibi, çoktan aştı. Düğümler koskoca bir  “kördüğüm”  yumağı; değerlendirmek için Hazreti Süleyman’ın feraseti, kesmek için Büyük İskender’in kılıcı gerek!  Ve gene, Atatürk yaşasaydı O ne yapardı? diye düşünmek gerek.


NOT: Bu yazı, TSK’nın, belgenin Genelkurmay belgesi olmadığını belirten açıklamasından önce yazılmıştı. Ben komplocuların değil, Ordumun sesine inanırım. Ordu düşmanları muhakkak dudak bükecekler! Ne var ki, asli görevlerinden biri “T.C.’yi kollamak ve korumak” olan Genelkurmay’da “şimdiki açık tehdit ve tehlikeler” karşısında, ihtimal hesaplarının yapılmış olması mümkün ve meşrudur.. Durum siyasetçilere bırakılamayacak kadar vahim! Ancak, dün yazdığım gibi bu “planın” şu sırada ortalığa düşürülmesi de, komplocuların ortalığı büsbütün karıştırmak için bir “önleyici vuruşları” olabilir!
Şimdi bu konuyu tahkik edip, gerekeni yapacağını söyleyen Başbakan Erdoğan’ın, kesin bir açıklama yapması gerek!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları