Ya Türkçe başa ya kuzgun leşe!

Özcan YENİÇERİ

Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye’yi temsil eden İngilizce parçayı dinleyen herkesin aklına sayısız soru geldiğini, bize gelen e-posta ve telefonlar ortaya koymaktadır. Sorulardan bazıları şunlar: Türküsüz Türkiye olur mu? Türkçesiz Türkü söylenebilir mi? Türkçesiz Türkiye temsil edilebilir mi? Yarışmacı neden Türkçe söylemiyor? İngiliz diliyle ispat-ı vucud müstemleke ülkelerine özgü değil midir? Tarihi bir millet, başka bir milletin diliyle yarışmaya girer mi? TRT ve diğer yetkililerin bu konuda Türkçe duyarlılıkları olmasa bile sorumlulukları yok mudur?
Kısacası sorular yazılamayacak kadar çok. Ancak birileri de “Aman efendim bunda da ne var? Yarışmacı söylediklerinin daha iyi anlaşılması ve derece alması için bunu yapıyor. Yarışmacının Türkçe söylemesi değil Türkiye adına yarışması yeterlidir” diyebilir. Daha da ötesi  “önemli olan kazanmaktır”  diyenler de çıkabilir. Ancak bunu birileri Türkiye gibi bir ülke adına söyleyemez. Türkiye -belki birileri farkında değil ama- başlı başına bir medeniyeti, değerler sistemini ve kültürü temsil ediyor.
Bir kimsenin kendi dilini, sesini ve sözünü başarı için terk etmesi Makyevelist bir tutumdur. Sağlıklı bir tavır değildir. Sonuçta taklitçilik özgün ve özgüveni olan insanların sayısını değil, taklitçi insanların miktarını artırır. Yabancıyı taklit, yabancının dilini taklitle başlar.


Müstemleke zihniyeti!
Gerçekte Türkiye kendi diliyle kazanılacak bir sonunculuğu ecnebi diliyle alınılacak birinciliğe tercih edecek insanlara muhtaçtır. Ancak sorumluluk mevkiinde olanlarda ne böyle bir bilinç ne de böyle bir kaygının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu zihniyettir ki, Türkiye’de devlet, bir etnisitenin hem de bir kısım insanlarının konuştuğu dille yayın yapan televizyonu devlet eliyle yayına sokmuştur. Türkçenin karşısına resmen bir dilin lehçesi konulmuştur. Yetkililerin bu tutumu, yani bir yandan uluslar arası yarışmalara yabancı dille katılmayı gelenek haline getirmesi, diğer yandan yabancı dille eğitim ve yayının kutsaması Türkçeyi  “öz yurdunda garip öz vatanın da parya”  konumuna düşürmüştür. Bu vefasızlık yalnız dil konusunda değil hayatın bütün alanlarında Türkiye’yi kuşatmıştır. Bugün Türkiye bu zihniyet yüzünden ancak yabancı sporculara “milli forma” giydirilerek alınan madalyalarla zevahiri kurtaran bir ülke konumuna indirgenmiştir.
Bu durum kendine güvenmeyen, kendi yeteneklerini kullanmasını beceremeyen hatta kendi kültürünü taşıyamayan bir zihniyeti yansıtıyor. Kendi diliyle birinci olacağına, kendi sporcusuyla zafere ulaşacağına inanmayan bir zihniyet, kelimenin tam anlamıyla müstemleke zihniyetidir. Giderek bardak taşmaktadır. İnsanlar Türkiye’de artık ’ya Türkçe başa ya kuzgun leşe’ deme noktasına gelmişlerdir.
Bütün gelişmeler, Türkiye’nin Karamanoğlu Mehmet Bey gibi bir devlet adamı tavrına, her zamankinden daha büyük ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Onun o gün söylediğine bugünün Türkiye’sinin çok daha fazla ihtiyacı vardır. Karamanoğlu Mehmet Bey:  “Simden girü hîç kimesne kapuda ve divanda ve mecâlis ve seyranda Türkçeden gayri dil söylemeye” demişti.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş