Yahudi ödüllü ilk Müslüman

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Ahmet Hakan, eski fotoğraf merakı kabaran “Tayyipçilik ekolünün yaramaz çocuğu” Vakit’e Erdoğan’ın Yahudi cemaatinden cesaret ödülü alışını neden kararttığını sordu

BİR  “karanlık odak”, müstakbel Genelkurmay Başkanı’nın, İsrail’de  “Ağlama Duvarı” önünde çektirdiği turistik fotoğrafı, zarflayıp pullayarak medyaya servis etmiş...
Ve bu  “karanlık odak” ın akılsız ve ebleh taşeronu gazete, servis edilen malzemeyi biraz ürkek, biraz da hinoğluhin bir yöntemle sekiz sütuna dev gibi bir manşet yapmış...
Hem o “karanlık odak”, hem de  “ebleh taşeron” , el birliğiyle demek istiyorlar ki:
 “Bu işte bir Yahudi parmağı var.”

* * *

Bunlar böyledir...
Yıllardır hiç bıkıp usanmadan her olayın arkasında  “Yahudi parmağı”, “Mason komplosu”, “Farmason dümeni”  ararlar...
Hayatları boyunca bir dakikacık bile,  “Başıma gelen belalar acaba benim yaptığım eblehlikler yüzünden mi?”  diye düşünmezler...
Kendilerine çekidüzen vermek akıllarından bile geçmez...
Başlarına gelen felaketlerin kendi beyinsizlikleri yüzünden olduğunu asla kabul etmezler...
Varsa yoksa  “Yahudi parmağı” , varsa yoksa  “Mason komplosu” ...
Bu “parmak arama”  işi, ta İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilişinden başlar, 28 Şubat darbesine kadar gelir...
Tarihi  “Yahudi komplosu” olarak okumaya yatkın bir zihin yapısına sahiptirler.
Yahudiliği dünyadaki bütün kötülüklerin anası olarak görürler...
Zihinleri buna kodlanmıştır...
Adam gibi politik mücadele yapmak yerine, bu kodlama üzerinden muarızlarına yüklenirler...
Mertçe bir yüklenme, mertçe bir karşı duruş değildir bunların yaptıkları...
Kahpece bir imadır...
Yahudi ile en küçük bir temas, bunların kahpece imalarına hedef olmak için yeter de artar bile...
Çünkü dünyayı, olayları ve politik ortamı,  “Yahudi komplosu” ile izah etmek gibi bir dar kafalılığın esiri olmuşlardır...

Olayları analiz etme kapasiteleri bu kadar olan adamlar, “Ağlama Duvarı” önünde çektirilmiş bir fotoğrafı, tabii ki “en kestirme mesaj” ya da “en sağlam kanıt” olarak görüp kullanırlar.

* * *


Ama durun bir dakika!
Bu kapasitesiz ve dar kafalı herifler, o kadar da kafasız değildirler...
Yeri geldiğinde her biri acayip kurnaz tilki de olur...
Kurnazlıkta üstlerine yoktur bu hinoğluhinlerin...
Mesela...

Şu türden bir kurnazlık:
 “Ağlama Duvarı”  gibi dini ve tarihi özelliği olan bir yerde turistik fotoğraf çektirmeyi kahpece bir imanın ve bir kara propagandanın malzemesi yaptıkları halde...

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Yahudi örgütlerinin en kralından  “Cesaret”  ödülü almasını parmaklarına sarmazlar.
Bu olayı karartırlar...
Çünkü...
Kendilerini  “Tayyipçilik”  ekolünün  “yaramaz çocukları”  olarak konumlandırmışlardır...
İlkesiz cinliklerinin, riyakár kurnazlıklarının, aşağılık çifte standartlarının gerekçesi budur...
Oysa...
 “Ağlama Duvarı önünde turistik fotoğraf çektirmek” , eğer bir soruna ya da bir ipucuna işaret ediyorsa...
Yahudi örgütlerinin en kralından “Cesaret baba”  ödülü almak...
Çok daha büyük bir soruna, çok daha büyük ipucuna işaret etmez mi?

* * *

Daha önce de söylemiştim, bir kez daha söylüyorum:
Başbakan Tayyip Erdoğan, karanlık odakların taşeronluğu vazifesini gönüllü olarak sürdüren Vakit Gazetesi’nin verdiği ya da vereceği pespaye desteğe bu zamana kadar hep tenezzül etti...
O pespaye ve karanlık desteğe gönül indirmekten zerre kadar kaçınmadı...
Bu karanlık gazete ile arasına bırakın mesafe koymayı, temsilcisini uçağında ağırlayarak  “sırt okşaması” bile yaptı...
Tabii ki bunun bir bedeli olacak...
Yeri geldiğinde ödenen ve ödenecek bir bedeli...
Zaten  “Vakit’in zihniyet dünyasının içindeymiş gibi bir görüntü”  vererek, bir bedel ödemeye başladı bile...
* Ahmet Hakan / Hürriyet


Vakit sapkın mı?
New York’taki  “Amerikan Musevi Komitesi” 2004 yılındaki Amerika gezisi sırasında Başbakan Erdoğan’a  Yahudilerin cesaret ve üstün hizmet ödülü olan “Davut Boynuzu” nu vermişti. Yahudiler ilk defa bir Müslüman devlet başkanına ödül vermişti.
Erdoğan’ın “Yahudi Üstün Hizmet Madalyası” aldıktan sonraki ’teşekkür’konuşması:
 “Musevi düşmanlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır, sapıklıktır... Soykırım, etnik temizlik, ırkçılık, İslam düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve terörizm geçmişten bugüne kadar devam edegelen kötülüğün farklı yüzleridir... Başka dinlere hoşgörü göstermek bize Peygamber mirasıdır... Musevi düşmanlığının Türkiye’de yeri yok..”
Bu konuşmanın bağlayıcılığı ile Başbakan bugün de Vakitçiler için, “akıl hastası, sapkın, sapık” diyebilir mi?

+++++

Altaylı’dan sert tepki
Zıvanadan çıktılar
Taraf’a yüklenen Altaylı, iki resmi kurumunun, iki önemli kişisinin görüşmesinin “illegal”  “derin” veya “ayıplanacak” bir olaymış gibi servis edilmesi karşısında sert çıktı. Fatih Altaylı Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün görüşmesinde acayiplik arayan Taraf’a tepkisini şu satırlarla gösterdi:
 “Gizli görüşmüşler. Öyle diyorlar.
Evet çok gizli. Binlerce kişinin bulunduğu yerde, Genelkurmay Karargahı’nda. Sanırsın ki, mafya lideriyle görüşmüşler.
Yuh olsun! Yazan kim! İki üç bin satan bir gazete. Aylardır çıkıyor. Zararı milyonlarca dolar. Bu para nereden geliyor, kim niye finanse ediyor belli değil! Onu soran yok. Devletin iki üst düzeyi görüşmüş sanki ortada bir ayıp varmış gibi gösteriliyor.”
Altaylı, devlet kurumlarının olağan ilişkilerine dair komplo teorileri üretenleri, Haşim Kılıç’ın AKP’li vekillerle yaptığı kebap sefasının yargı bağımsızlığı açısından ne kadar etik olduğunu sorgulamaya çağırdı.
Türkiye’nin zıvanadan çıktığını iddia eden Altaylı, AKP’ye “hükümet böyle mi yönetilir” sorusunu yöneltti:
 “Türkiye’nin göz bebeği kurumlar alenen ve alçakça yıpratılıyor.  Yıpratanlar, AKP’ye yaranma, hizmet etme,  iğrenç, alçak emellerine ulaşma hayalini kuruyorlar. Bu pis hizmetten memnun kalıyor olmalı ki, günlerdir bir ses, bir seda çıkarmıyorlar. Sonra da bunun adına hükümet etmek diyorlar. Böyle mi hükümet edilir, böyle mi devlet yönetilir?
Ordusu satılık kalemler tarafından paçavraya çevrilmeye çalışılırken sessiz kalan Hükümet mi olur?


+++++


Ağzının kaşığı olurum
Ahmet Altan biraz yargı biraz ordu ortaya karışık yaptığı yazısında dik bir duruş sergiliyor... Artk herkes ” darbe kalemşörü “ ya, beyefendi ” ben sizin ağzınızın kaşığı değilim “ diye karşı duruyor.
Dikkat ederseniz ” kimsenin ağzının kaşığı olamam “ demiyor. Diyemiyor.
Malumu ilama gerek var mı?
Altan’ın ” Kaç para koyuyorlar gibi soruları soramayacağı “ patronlarının ağzının kaşığı olmama ihtimali olabilir mi?


+++++


Frene bas
Provakotör Viyana kapısında

Viyana yolunda provokatör Hasan’ın freni patladı. Üç golden sonra, baktım arkasına Mehter’i katıp ” Ya Allah “ diyecek. Koca Kanuni’yi Viyana kapılarından döndürenin bir hesap hatası olduğuna kim inanır? Madem tarih tekerrürden ibaret, ben derim ki, Osmanlı arşivleri didik didik edilsin, ordunun içinde illa bir provakatör çıkacaktır.


+++++


Dedesinden kim utansın?
Vakit, Paksüt’ün soykütüğünü araştırmış. İstiklal Mahkemesi Başkanı Ali Çetinkaya’nın torunu olduğunu öğrenince de sürmanşetten “yorumsuz” ilan etmiş. Sürmanşete taşınacak kadar değer bulduklarına göre bu haberde okunmayan ama hissedilen bir yorum var elbet. İnsanın gözüne soka sokailan ettikleri bu gerçek Paksüt’ün yüzünü kızartmalı sanki... Eeee ne de olsa Milli Mücadele’nin elde ettiği başarıyı tamamına erdirmek için kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde ” hain “ asan ” cellat Ali “nin torunu...
Bu ülke sizin dönüştürmeyi hayal ettiğiniz yer değil. Bunu ne zaman anlayacaksınız? Bu ülkenin insanları için nasıl vatanı uğruna ölen binlerce genç ” kelle “ değil ” şehit “ ise, vatanı uğruna öldürenler de ” cellat “ değil, ” kahraman “dır!
Kılıç Ali’lerin, Kel Ali’lerin değil, Damat Ferit’lerin, Ali Kemal’lerin, Sait Molla’ların, Şeyh Sait’lerin, Said-i Nursi’lerin torunları utansın... Milli Mücadelecilerin değil, ona ihanet edenlerin yüzü kızarsın!


+++++


Vatandaşlarını sevmeye başladığına göre erken seçim var!
Şefkat şovu
Başbakan, kendisine ” Sayın Başbakanım “ diye seslenen bir vatandaşı dinlemesi için Belediye Başkanı’nı görevlendirmiş.
Belediye Başkanı, vatandaşın yanına gitmeden dinlemeye kalkışınca da ” Yanına git de öyle dinle “ diye çıkışmış.
Başbakan ” kendi klasiği dışına çıkmış “ derken bunu kastediyordum.
Normal olarak Başbakan’ın o vatandaşa ters bir bakış atarak ” Hadi yallah, git işine “ gibisinden bir şey söylemesi beklenirdi. 


+++++

MİNİ  YORUM

Bir baktık kazanmışız
Çeklerle oynadığımız akıllara zarar maçtan sonra Bekir Coşkun’un yazısını hatırladım. Tatsız tuzsuz ve yenik girdiğimiz 70’li dakikalarda uyukluyordum ki dediği gibi oldu, gözümü açtım  “baktım ki aaa kazanmışız..” Coşkun’a katılıyorum,  “ İşte; dört gün önce medyada ” Kaybettik “, ” Yıkıldık “ başlıkları vardı. Birden her şey değişti: ” Zafer... “ ” Çılgın Türkler... “ ” Diriliş... “ ” Duy bizi dünya... “ Futbolun iyi yanı bu. Bir şey yapmadan kazanıyorsunuz.”  Çek maçından sonra bunun sadece izleyen için değil oynayan için de öyle olduğuna inandım. Siz hiçbirşey
yapmıyorsunuz, galibiyet vahiy oluyor, bir bakmışsınız ki kahramansınız!
* Selcan TAŞÇI

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları