Yakın kitapları

Altemur KILIÇ

Ahmet Şık’ın, basılmamış “İmamın Ordusu” kitabına yapılan baskın, notlarının belgelerinin toplatılması ve sonunda “yakılması” Başbakan Erdoğan ne kadar tevil etse de çağımızda asla kabul edilemeyecek bir şey. Her konuda olduğu gibi bu kitabın “Ergenekon” işi olduğu iddiası da “çürük tahta” ... Bülent Arınç bile, Şık’ın kitabının daha basılmadan “basılması”, “şık” olmadı diyor. “Şık” olmaktan öte, kara bir ayıp!
Bunları söyledikten, içimi döktükten sonra bir paradokstan, kişisel ikilemimden söz edeceğim.
Tarihin dolaplarında, “iskeletler” arayan Can Dündar bu vesileyle etli, kanlı bir iskelet bulmuş.
Doğrudur; 1933’de Kazım Karabekir’in kitabı, daha basılmadan, matbaadan toplanmış ve sonra belgelerle birlikte, yakılmıştı. Bunu yapanlardan biri de, babam Kılıç Ali idi. Ama hiç de “şık” değildi, ayıptı!
Genç bir gazeteci iken bu olay beni rahatsız etmiş ve babama, o zamanın terbiyesi dâhilinde “Baba böyle şey olur mu” diye sormuş, bunun hoş bir olay olmadığını ifade etmiştim. Babam da sabırla “Sen o günlerin şartlarını bilemezsin öyle gerekiyordu” demişti...
Ben Şık’ın basılmayan “İmamın Ordusu” kitabının, toplanması olayı üzerine birilerinin, Karabekir Paşanın kitabının, babam Kılıç Ali tarafından toplatılıp yakıldığını, hatırlatacağını tahmin ettiğim için, olayı, babamın kaleminden nakledecek “önleme vuruşu” yapacaktım; Can Dündar, benden önce davrandı... Lafı fazla uzatmadan babamın anılarında bu olay hakkında yazdıklarını nakledeyim.
Babam şöyle anlatıyor: “Kâzım Karabekir Paşa İzmir suikastı olayından sonra, küskün bir durumda Erenköy’deki köşküne çekilmişti. İsmet Paşa o günlerde onunla arayı düzeltmek çabasına girmişti. O tarihte Kadıköy’de oturan eniştesi Abdürrezzak Bey’in evinde buluştukları ve hatta bir öğle yemeğini birlikte yedikleri söyleniyordu. Bu görüşmelerinden Atatürk’ün bilgisi olduğundan kuşkulanan İsmet Paşa, bir gün Atatürk’e gelmiş ve şunları söylemişti: ” Kâzım Karabekir Paşa, nutkunuza cevap olarak bir kitap yazmış. Bugünlerde birkaç muhalif gazete ile reklamı yapılarak yayınlanacakmış. Bu teşebbüsü önemli gördüğüm için kendisiyle görüşmeye ve gerçeği öğrenmeye çalıştım; fakat bir sonuç alamadım.” Oysa o günlerde İsmet Paşa’nın Kâzım Karabekir Paşa ile görüştüğünden Atatürk’ün haberi yoktu. İşin içyüzünü sonradan öğrenecekti. İsmet Paşa aslında bir taşla iki kuş vurmak istiyordu. Kâzım Karabekir Paşa’nın kitabında Atatürk’ten çok kendisiyle ilgili açıklamalar olacağını tahmin ettiği için Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Cevdet Kerim Bey’e gerekli talimatı vermişti. Bununla da yetinmemiş, Kâzım Karabekir Paşa ile doğrudan görüşmeye ve samimiyet kurmaya başlamıştı. İsmet Paşa’nın bu meseleyi ortaya attığı gün ben de tesadüfen İstanbul’a gidiyordum. Akşama doğru, veda etmek ve emirlerini almak üzere Çankaya Köşkü’ne, Atatürk’ün yanına gittim. Bana da izin verdi, oturdum. Söz arasında, Kazım Karabekir Paşa’nın bir kitap yayımlamak üzere olduğunu anlattı ve bize böyle bir şey duyup duymadığımızı sordu. İzzettin Paşa’nın da, benim de bilgimiz yoktu. Bunun üzerine Atatürk bana şu talimatı verdi: “Kılıç, sen madem bu akşam İstanbul’a gidiyorsun, öğrenmeye çalış. Gerçekten böyle bir şey var mı? Herkes böyle bir kitap yazabilir. Ancak İsmet Paşa’nın dediği gibi gösteri şeklinde niçin yapılsın? “Ertesi gün İstanbul’a geldim. Halk Partisi İl Başkanı Cevdet Kerim Bey’le görüştüm. Böyle bir kitaptan haberdar olup olmadığını sordum. Bana “Bunu ben de duydum ve İsmet Paşa’ya yazdım. Gerçekten Kâzım Karabekir Paşa böyle bir kitap yazmış ve hatta basılmış. Bugünlerde de afişlerle, gazetelerle her yerde reklamı yapılıp satışa çıkarılacakmış. Kitapta Atatürk’ün nutkuna cevap oluşturan bölümler olduğu gibi İsmet Paşa ile Fevzi Paşa’nın aleyhinde bölümler de varmış. İsmet Paşa ‘Bu kitabın yayımlanmasına engel olunuz’ diyor. Nasıl engel olacağım? Şaşırdım, kaldım.” Cevdet Kerim Bey’e akıl verdim: “Gayet kolay. Matbaa sahibini çağır. ‘Bu kitabın bugün için yayını sakıncalıdır, dolayısıyla ne kadar masrafın varsa verelim, bundan vazgeç’dersin. Kabul ederse kitapları satın alırsın. Cevdet Kerim ‘Rica ediyorum, Atatürk ve İsmet Paşa ile haberleş, bu işi sen hallediver’dedi. Ben de haberleştim ve kitapları satın alma yetkisini aldım. Matbaa sahibiyle görüştüm. Hatırımda kaldığına göre 1.800 veya 2.000 liraya pazarlık ederek kitapları satın aldık. Cevdet Kerim Bey de satın alınan kitapları kaldırdı, uzun süre saklama imkânı olmadığı için de galiba yaktırdı... Ankara’ya döndüğümde İsmet Paşa’yı çok memnun olmuş gördüm. Satın alınan kitaplardan ikisini Ankara’ya götürmüş, birini Atatürk’e, birini de İsmet Paşa’ya vermiştim. Fakat İsmet Paşa, kitapların bu şekilde satın alınıp ortadan kaldırılmasını yeterli görmüyor “Belgeler Kâzım Karabekir Paşa’nın elinde kaldıkça günün birinde tekrar bastırması kabildir. Onun için elindeki belgeleri alıp yok etmek gerekir” diyordu. İsmet Paşa’nın bunun için gerekli planı yapmış olduğu Atatürk’e söylediği şu sözlerden anlaşılıyordu: “Paşam! Kâzım Karabekir kolordu kumandanlığı, ordu müfettişliği yapmış bir kişidir. Genelkurmay’a teslimi gerekirken ihmal etmiş olduğu bir takım belgelere sahiptir. Bunları şimdiye kadar da vermemiştir. Genelkurmay bu belgelere her zaman el koyma hakkına sahiptir. Bunun için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı vasıtasıyla evi aranır, belgeler alınır. Bunda hiçbir sakınca yoktur.” İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca verilen bir emirle Kâzım Karabekir Paşa’nın Erenköy’deki köşkü, Cafer Tayyar Paşa ve kardeşi gibi yakın arkadaşlarının evleri arandı. Ele geçirilen belgeler çuvallara doldurularak getirildi. Bu belgeler Genelkurmay’da bir heyet tarafından incelendi. Mevcut belgelerin içeriğini öğrenen Atatürk şu emri verdi: “Bu belgelerin elinden alınmasına kesinlikle gerek yoktur. Derhal kendisine iade edilsin. Askeriye ile ilgili olanlara da Genelkurmay karar versin.” Ve ekledi “Önemli dediğiniz belgelerin bunlardan ibaret ve kitabın içeriğinin de bu şekilde olduğunu bilseydim, ne kitapların satın alınmasına ve ne de belgelere bu şekilde el konulmasına izin verirdim.”
Hüküm sizin. Babam Kılıç Ali’nin yazdıklarını, Can Dündar’ın bazı maksatlı kaynaklardan alıntı yaparak yazdıklarıyla karşılaştırın. O günlerdeki koşulları unutarak, bugünün koltuklarından, acele hüküm vermeyin. Ancak, herhalde kitap yakmak, hiçbir şartta da kabul edilemez.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş