Yakup Kadri'nin nesri...

Ahmet SEVGİ

Yakup Kadri’nin (1889-13 Aralık 1974) nesri “bilhassa Kitab-ı Mukaddes tercümesinin gerek üslûp, gerek ruh bakımından kuvvetli tesiriyle gelişerek işlenmiş, işlendikçe güzelleşmiş ve sanatkârının kendi mistik ruhundan kopan kıymetlerle süslenerek zevkli, mûsikîli ve çok kere mâverâî bir âlemden sesleniyormuş gibi, tılsımlı bir sanat lisanı halini almıştır.
Böylelikle sanatkârın Erenlerin Bağından isimli eserinde nemalanarak, Okun Ucundan terennümlerinde en olgun sesini bulan Yakup Kadri nesri bugün edebî kıymeti aşılmak şöyle dursun, henüz kendisine yetişilememiş hususî bir nesir mümessili olarak ayrı bir hazla okunmaktadır.”
Bu satırları 1979’da, Nihad Sami Banarlı’nın yeni çıkmış olan “Resimli Türk Edebiyatı Tarihi” nin 16. fasikülünde okumuş ve kenarına “Bu kitapları muhakkak bulup okumalıyım” diye not düşmüşüm. Aradan neredeyse 30 yıl geçmiş. Ne yazık ki söz konusu eserleri ancak 5 yıl önce okuyabildim. 25 yıllık bir kayıp... Güzel bir üslûba sahip olmak isteyen gençlerin 25 gün bile gecikmeden hemen bulup okumaları gerektiğine inandığım “Erenlerin Bağından” ve “Okun Ucundan” adlı eserleri sizlere kısaca tanıtmak istiyorum...
Benim elimdeki eser “Okun Ucundan”  adını taşıyor. 1946’da Remzi Kitabevi’nden çıkmış. Ve Okun Ucundan (s. 7-16), Erenlerin Bağından (s. 19-52), Kadınlık ve Kadınlarımız (s. 55-83), Diğer Nesirler (s. 87-134) olmak üzere dört ayrı risaleden oluşmaktadır. Bu dört ayrı risaleden özellikle “Okun Ucundan”, “Erenlerin Bağından” ve “Diğer Nesirler” kısmında artistik nesrin güzel örneklerini bulmak mümkün:
“Ara sıra ahiretten haber gelseydi ölüm bu kadar müthiş olmayacaktı. Giden gidiyor, hiç dönmüyor ve gittiği yerden hiç ses çıkmıyor. Dönmesin, kalsın. Fakat bu ağır, bu kesif, bu korkunç sükût neden?
Aziz dost, diyelim ki yarım kalmış, bozulmuş, çirkin ve âdî eserler ne ise... Fakat ruha ibadeti, gönle cûşışı öğreten vücutlar da çürüyor, içlerinde ezelî şûleden bir şey parlayan gözler de sönüyor. Her gülüşü yeni bir âlemin doğuşu kadar mucizeli ağızlar da kuruyor! Bin çeşit hayata mazhar nebîler; mermere can vermiş, söze ebediyetten râşeler koymuş, dünya içinde başka bir dünya yaratmış sanatkârlar; ateşi, suyu, bahtı, fırtınayı kendine râm etmiş kahramanlar da her hangi bir fani gibi fenâ buluyor.” (s. 39-40)
“Şiir saf ve hayran kalplerin sesidir. Kesif ve sakil unsurlar onunla ülfet edemez. Şeytânî ve süflî duyguları bestelemiş hangi kişi insanlar arasında şâiriyetle mübeşşer oldu? Her ne kâr ise, Âdem oğulları ilk günahtan beri bin türlü çirkin ve iğrenç maceralara rağmen henüz kendilerinde saklı ilâhî vedialara hürmeti unutmuyorlar ve henüz hatırlıyorlar ki Allah kendilerine aşkı ve ibadeti öğreten sözün cevherini bahşetti ve söze sazı ikiz kıldı.” (s. 41)
Evet, ne mâşûkanın eti, ne cemâlin şekli vardır. Mâşûka bir remiz ve cemâl bir sırdır. O mâşûkanın visaline ve bu cemâlin sırrına erenler oradan hayran döndüler ve ne söylediklerini bilmediler, henüz dili açılmamış çocuklar gibi mâverâî bir lisan ile konuştular. “ (s. 42)
Bu parçaları okuyunca iyi bir üslûba sahip olabilmek için Şark ve Garp kültürüne vakıf olmanın yanında Divan şiirinin estetiğini de bilmek gerektiğini düşündüm. Esasen şiir terbiyesinden geçmeyen bir yazarın başarılı bir nesir ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
Kelime seçmek, seçtiğiniz kelimelerin mânâsını iyi bilmek, âhengini duymak böylece de şekil, mânâ ve ses cümbüşü oluşturabilmek güzel bir nesir için atılan ilk adımlar olacaktır. Bu ses cümbüşünü acı ve ıstırapla yoğurarak üzerine de mâverâî bir tül geçirebilirseniz Yakup Kadri’nin ” Erenlerin Bağından “ yahut ” Okun Ucundan “ adlı eserlerindeki güzel üslûba eminim sizler de sahip olacaksınız...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş