Yalaka olmak için zurnanın son deliğine ihtiyacım yok!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Yandaş olmak için hangi kapıları çaldın?” diye soran Star yazarına ağır cevap:

Cüneyt Ülsever’in “yandaş medya değirmeninin suyu”nu sorgularken TMSF’den maaş alan gazeteciler arasında gösterdiği Ahmet Kekeç Hürriyet yazarına mealen sormuştu: “...yandaş olabilmek için hangi kapıları çaldın?”
Kekeç’in kaleme aldığı tehditvari sözler -hadi güne damgasını vuran kavramı kullanalım- “tsunami” etkisi yarattı. Çünkü Ülsever, hakkındaki iddiaları cevaplamak için yazı gününü beklemedi ve Kekeç’in  “istediği açıklamayı”, hem de “ben yediğim herzeyi ilan ediyorum, bakalım sen bu açıklamayı köşene koyabilecek kadar şerefli misin” diyerek elden gönderdi.
Ülsever’in yediği herze...
“Açıklama” bekleyen Kekeç’e, “Seni mi kıracağım be Ahmet?” diyen Ülsever’in “yediği herze” mi? Bakın neymiş:
“Senin Star’ın genel yayın yönetmeni olduğun dönemde Star TV ’yi ziyaretimde yaptığımız konuşmayı kast ediyorsun. Eser Karakaş ve Mehmet Altan ile bir program yaptıktan sonra seninle baş başa konuşmuştuk. Sen bana “tüm liberalleri Star’da toplamak istediğini” söyleyerek beni de gazeteye almak istediğini açıkladın. Ben de sana istihza ile “Başbakan beni affeder mi?” diye sordum. Esasında sana Başbakan’ın buyruğu olmadan böyle bir adım atamayacağını ima etmiştim. O günden sonra ne sen beni aradın, ne de ben seni! Ben istihzayı anladın zannetmiştim. Heyhat! Meğer anlamamışsın!    
Yalaka olmak için aracıya ihtiyaç yoktur. İnsanın midesi kaldırsın, zaten yeterli koşullar kendiliğinden oluşur. Eğer Başbakan’la yakınlaşmak ihtiyacı duysam ve aracı arasam Başbakan’ın ciddiye alacağı insanlara baş vururum. Zurnanın son deliğine değil!”
Ülsever’in Kekeç’in “Sen ahlak zabıtası mısın” sorusuna cevabı da sert oldu:
“Ahmet; milletin parası (TMSF) ile yayın yapan Cine-5’de çalışmanı eleştirmemi de hazmedememişsin. “İyi de birader, polis misin, savcı mısın, denetçi misin, maliye müfettişi misin, hükümet komiseri misin, TMSF yetkilisi misin, ahlak zabıtası mısın?”, diyerek utanmadan ve arlanmadan beni sana hesap sormaktan men etmeye çalışıyorsun.
Millet parasıyla yol bulan liberal
Ahmet. Ben TC vatandaşıyım. Cine-5’in patronu TMSF benim malıma sahip çıkmak için kuruldu. Sen milletin parasını alıp millete yalakalık yapmıyorsun ki! Tabii ki, hesap soracağım. Zamanı gelince sen de hesabını vereceksin.  Hadi diyelim, yolunu buluyorsun ama bari kendine liberal süsü verme. Millet parası ile yolunu bulan liberal! Ahmet, tekrar ediyorum, zerre kadar şerefin varsa bari benim açıklamamı köşende yayınlarsın!”

+++

‘Hümanist terörist’in isyanı!

O da bir put namzeti olduğu için ağzından çıkanların aslında neyi anlattığına odaklanmıyor kimse... Kemal Burkay’dan söz ediyorum. “Hümanist terörist” önkabulüyle yüceltmişler “Öcalan devlet kontrolünde, özgür değil. Ben onun yapamadıklarını yapacağım” minvalindeki sözlerini... Oturup adam akıllı kafa patlattığınızda, bu  mesajın alt metni bile tek başına “devlete isyan”ın işareti değil mi peki!

+++

Bu fotoğrafın zamanaşımı var mı

Yılmaz Güney’in Nebahat Çehre’yi canlı hedef yaptığı o an...

Yanılmıyorsam, Özdemir İnce’nin evinde Nebahat Çehre’den de dinlemiştim.
Ama bir türlü gözümün önüne getirememiştim.
Dün o “anın” fotoğrafları Hürriyet Gazetesi’nde yayınlandı.
Özeti şu:
Yılmaz Güney, karşısına o günkü sevgilisi Nebahat Çehre’yi dikmiş.
İtirazlarına rağmen başına bir bardak koyuyor.
Sonra 20 metre geriye çekilip, eline bir tüfek alıyor.
İçine gerçek mermi koyuyor.
Genç kız ağlayarak yalvarıyor.
Ama Güney oralı değil.
Nişan alıp tetiği çekiyor ve bardak tuzla buz oluyor.
Son karede ise Nebahat Çehre’yi görüyoruz.
Sinirleri boşalmış, Yılmaz Güney’in göğsünde hüngür hüngür ağlıyor.
Güney ise, yaptığıyla iftihar eden bir erkek...

***

Önce aklıma, geçenlerde yayınlanan başka bir fotoğraf geldi.
Bir subay, karşısına eri dikmiş, arkasını dönüp eğilmiş, bacaklarının arasından ere ateş ediyor.
Karşısındaki erin hali de Nebahat Çehre’den hiç farklı değildi.
“Herhalde kafayı yemiş bir subay olmalı” demiştim.
Genelkurmay da öyle düşünmüş olmalı ki, o subay hakkında hemen soruşturma açıldı.
Asker olunca böyle oluyor da Yılmaz Güney için ne düşüneceğiz?
Aradan geçmiş 45 yıl.
“Fotoğraf zamanaşımına uğradı” deyip, geçecek miyiz?
Unutmayalım ki, Yılmaz Güney bu karakterle, milyonlarca insanın gönlünde kahraman gibi geziyordu.
(...)  Üstüne üstlük bu karakter artık “delikanlı” ruh olarak, siyasetimize de sirayet etti.
Ertuğrul Özkök / Hürriyet

+++

Basın, odatv.’nin “biz de anlamadık” açıklaması yaptığı muhabiri tartışıyor

Gerçekle yalanı harmanlıyor

(...)Benim dikkatimi çeken en önemli nokta herkesten adıyla söz etmesi oldu.  Bu samimiyet havasının zaman zaman şikayet ettiği olaylara zemin hazırlamış olması muhtemeldir. Belki de bunu özellikle bu zemini hazırlamak için yapıyor da olabilir. Siyasetçileri evine davet etmesi veya siyasetçilerin evine davet edilmek istemesi bana biraz garip geldi.  30 yıla yakındır meslekteyim, daha evime siyasetçi girmedi. Bayraktar’ın doğrular ile doğru olmayan şeyleri güzel harmanladığını fark ettim ki, bu bende şüphe uyandırdı.
(...) Kimsenin günahını almak istemem, sanki bütün bu işleri kotarmak için Odatv’de çalışmaya başlamış gibi bir hissiyata kapıldım.                                  
Fatih Altaylı / Habertürk

Yok ki böyle bir gazeteci

Basın kartı veren, basında çalışanları mesleki olarak bilen, devlet adına bu görevi yürüten Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne soruyorum. Şu yanıtı alıyorum: “İklim Bayraktar adına çıkmış bir basın kartı yok”. Ben soruma devam ediyorum, şu yanıtı alıyorum: “İklim Bayraktar adına basın kartı için yapılmış bir başvuru da yok”.
(...) Madem ortada “teknik takip” ve soruşturma var, diğerleri nasıl basına yansıyorsa, bu hanımın  soruşturması da bir an önce yayınlanırsa, bu garip zincir açıklık kazanır.                       Yalçın Doğan / Hürriyet

+++

Silivri’ye olmadı; evine gönderecekler

Genel seçime günler kalmıştı... “4 trilyon liralık hisse senedi var, mal beyanında göstermedi” dediler. Basın toplantısı yaptı, belgeleri gösterdi. Yalan haberi manşet yapanlar pişkin pişkin sırıtıp “pardon” dediler, “hesaplarken sıfır hatası yapmışız!”

*


Belediye seçimine günler kalmıştı... “Antalya’da arazi aldı, CHP’li belediyeye imarı değiştirtti”  dediler. Araziyi taa 1987’de, CHP’nin kapalı olduğu dönemde aldığı ortaya çıktı.
Aynı seçime günler kalmıştı... Ergenekon’un kilit ismi ilan edilen ve Kanada’da yaşayan sahte hahamı TRT’de canlı yayına çıkardılar, “Deniz Baykal MİT ajanıdır” dedi. Dava açtı. TRT, tarihinin en büyük tazminatını ödemek zorunda kaldı... Yalandı.

*


CHP kurultayına günler kalmıştı... Kaset komplosu patladı. N’oluyor demeye kalmadı... “340 bin dolara yat aldı” dediler. Yalan çıktı.

*


Genel seçime günler kaldı... Kılıçdaroğlu’nun kankası olan muhabir kız çıktı,  “Meclis’teki odasında beni taciz etti”  dedi. (Bu son çirkin iftirayı... Geçen hafta durup dururken bizzat Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilen “Anket yaptırdık, oyumuz bir tek Antalya’da artmıyor” açıklamasıyla beraber okumak lazım.)
Medyadaki Truva atlarının goygoyuyla şuurunu yitiren; Baykal giderse yüzde 1500 oy alacağını zanneden CHP’liler ne kadar farkında bilmiyorum ama... Silivri’ye gönderilemediği için evine gönderilen Baykal, aday gösterilmesin, milletvekili olmasın
isteniyor...             
Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++

Bu ülkede gazetecileri savcılara en çok ihbar edenler gene gazeteciler.. Bu ülkede bir gazeteci tutuklanınca, zil takıp oynayan ve kına yakanlar gene gazeteciler.. O zaman iktidarın suçu ne? Savcıların, yargıçların günahı ne, biz kendi kendimizi yok etmekte baş rolü başkalarına bırakmazken..
Hıncal Uluç / Sabah

+++

Sen kime dert yanıyorsun usta?

Orhan Birgit’in Abdullah Gül’e “teveccüh nedeniyle teşekkür” ziyareti Bekir Coşkun’u istifa
ettirdi...

Türkiye’de basın özgürlüğünün artık esamisinin kalmadığı, gazetecilerin evlerinden toplatıldığı, yazarların televizyonlara çıkıp “korkuyoruz” dediği, yarın kimlerin götürüleceğinin belli olmadığı günde, Çankaya’ya çıkmış “teveccühe teşekkür” sunan:
Basın Konseyi’nden istifa ediyorum...
Söyler misiniz; Türkiye’nin bu hale gelmesinde gerekli olan tüm yasaların altında kimin imzası var?.. Bir tekini bir gün bile bekletmeden ve asla tereddüt etmeden imzalayan kim?.. Kim bu yok ediş döneminin zirvedeki simgesi?..
Gitmiş kime derdini anlatıyorsun usta?..
Bekir Coşkun / Cumhuriyet


+++

Habip Soluk yeni Ulaştırma Bakanı. Aynı bakanlığın müsteşarıydı. Dünkü devir teslim töreninde Binali Yıldırım’ın arkasından ağladı. Yıldırım’a ’Sizi anlatmaya kelimeler yetmez’ dedi.
(...) “Dışarıdan bağımsız bir bakan neden ağlar?”
Çiğdem Toker / Akşam

+++

Siz “yandaş medya” yarata yarata geldiniz

Dinç Bilgin gazete patronuydu.
Bankası da vardı.
Mehmet Karamehmet gazete patronuydu. Bankası da vardı.
Erol Aksoy gazete patronuydu.
Bankası vardı.
Cem Uzan gazete patronuydu.
Bankası vardı.
Aydın Doğan hala gazete patronu.
Bankası vardı.
2001 krizi patladı; Bilgin, Karamehmet, Uzan, Aksoy’un bankaları ellerinden alındı, Doğan da bankasını iyi paraya sattı.
Böylece, ekonomik krizin bir olumlu meyvesi olarak Türk Basını “iktidara ve muhalefete gebe kalmadan sadece özgür gazetecilik yapacak” sahipliğe doğru giden bir önemli şansa sahip olmuştu ki, tam o sırada iktidara Tayyip Erdoğan geldi.
Yeni Başbakan’ın yapacağı tek şey;
bu kendiliğinden gelen şansı devam
ettirerek “gazeteciler sadece gazetecilik yapabilir, başka hiçbir iş kolunda olamazlar” diyecek yasal mecburiyeti getirmekti. Tersini yaptı.
Başbakan’ın “biz medya ile çarpışa çarpışa geldik” cümlesi “siz yandaş medya yarata yarata geldiniz ve size biat etmeyenleri de korkuta korkuta var oldunuz” diye düzeltilmesi gerekir.
Necati Doğru / Sözcü

+++

H-‘RANT’ kavgası başladı

- Etyen Mahçupyan diyor ki: “Kullandıkları bilgi devletin içindeki çatışma halindeki grupların birinden gelmekte.” 
- Ben de diyorum ki: “Devlet içinde çatışan grupların diğerinden aldıkları bilgi ve belgeleri kitap yapanları ne yapacağız? Onlar niye Silivri’ye tıkılmıyor?” 
- Etyen Mahçupyan diyor ki: “Ahmet Şık’ın kitabının adı ’İmamın Ordusu’imiş. Bu başlık içeriğinin saldırganlığını daha ilk cümleden belli eden nitelikte...” 
- Ben de diyorum ki: “Art niyetli kitap yazarları ne zamandan beri kodese atılır oldu?” 
- Etyen Mahçupyan diyor ki: “Nedim Şener gözaltı sırasında da tatsız bir hamle yaptı: ’Hrant için, adalet için’ diye bağırdı. Hrant’ın manevi mirasının bir rant alanı haline geldiğini biliyoruz.” 
-  Ben de diyorum ki: “Bir tek Etyen Mahçupyan mıdır Hrant’ın manevi mirasının sürdürücüsü?”             
Ahmet Hakan / Hürriyet

+++

Komplo iklimi...

Aleyhte malzeme basına servis ediliyor. Lehte malzeme gizleniyor. CHP bu manipülasyona karşı çaresiz. Kemal Bey, Adalet ve İçişleri bakanlarının işin bu yönüyle ilgilenmediklerini söylüyor. Safça bir laf! Onlardan habersiz yürür mü bu işler?                 
Melih Aşık / Milliyet

+++

Bildiğin mağdurelerden değil

HaberTürk ekranında gördüm.. Öyle tacize uğramış, mağdur olmuş bir hali yoktu.. Gazetecilik yapıyor hali hiç yoktu.. Dikkatinizi çekerim..
Baykal’ın yanından çıktıktan sonra ’beni taciz etti’demiyor, orada gürültü koparmıyor.. Güle oynaya ayrılıyor.. Tacize uğrayan insan en azından ’hop bi dakka’diye ayağa kalkar.. Sesini yükseltir..  Veya skandalın ortasına düşmeyeyim, adım ortalıkta gezmesin diye içine atar; susar! Aynaya bakınca kendine bile söylemez..    
Mehmet Tezkan / Milliyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları