Yandaş yargı-yandaş medya

Altemur KILIÇ

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Adli yılın açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, karşısında oturan Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Bakanlara bir hukuk dersi verdi... Muhataplarının, referans verdiği; Hobbes, Locke, Rousseau, Montesqieu vb. gibi modern devlet ve hukuk kavramlarını yerleştiren yazarların eserlerinden fazla bilgileri olduğunu sanmıyorum, danışmanlarından belki öğrenirler!
Umulur ki Hasan Gerçeker’in söylemek istediklerini anlamışlardır. Ama ders alırlar mı bilmem...
Asıl ders
Gerçeker’in yazılı metninde bulunan fakat Başkanın muhtemelen nezaket icabı, muhatapları erkânın yüzlerine karşı söylemediği, çok anlamlı ayrı bir “ders” vardı... “Yargı bağımsız olacaksa, yandaş yargı olmaması gerekir. Bu, bugün geçerli, geçmişte de... Ve tarafsız medyayı oluşturmak için uğraş vermeliyiz.”
Aynı cümleyi şöyle de yazmak mümkün;
“Medya bağımsız olacaksa, yandaş medya olmaması gerekir. Bu, bugün geçerli, geçmişte de...Ve bağımsız, tarafsız yargıyı oluşturmak için uğraş vermeliyiz.”
Bu da özellikle bugün, her zamankinden fazla geçerli. İktidar, kendisini soktuğu köşeye her taraftan sıkıştırılmakta olduğu şu sırada en önemli ve etkin medya organlarını hizaya getirmek için, Doğan Holdingi, şimdiye kadar misli görülmemiş bir vergi cezasıyla -3 milyar, 750 milyon lira -cezalandırdı... Açıkçası, o gazete ve televizyonlarda, zaten,  “nazar boncuğu” gibi duran cesur, kuvvetli kalemleri susturmak istiyor... Tevil edilecek tarafı yok, bunun aslında bir vergi cezası değil  “susturma” cezası oldığu mâlum.
Vergi cezası vermek, belki şeklen, hatta hukuken caizdir de herkes, bu cezanın aslında neden kesildiğini zan etmekten öte, biliyor!...
Basın özgürlğü
Bu olay bir “basın özgürlüğü” ilke meselesi olmasa ve gazete ve TV’lerinde bazı cesur meslektaşlar bulunmasa, “Doğan Grubuna mehel olsun” diyesim geliyor... Çünkü AKP’nin, iktidara gelmesinde ve güçlenmesinde, gazete ve televizyon kanallarının katkıları az değildi! Tabii bu “katkılara” katılmamakta direnenler hâlâ var!
Ancak Aydın Doğan’ın kendi deyimiyle  “Doğan Medya Grubu”  her çeşidin bulunduğu bir  “market...” Holding  “iktidarla işlerini” bozmamak için bazılarını silkeler, atar... Mesela Emin Çölaşan gibi... Ve şimdi başkalarını da tasfiye edeceği gibi... Bekir Coşkun da herhalde bunu sezdiği ve bir ihtar aldığı için, onuruyla istifa etti!
Olayın basın özgürlüğü -halkın doğru ve tam haber alma özgürlüğü-  açısından yanlış tarafı şudur; yüksek tirajlı gazeteler ve yüksek reytingli TV’ler, güçlerini mensup oldukları holdinglerin ve cemaatın geniş imkânlarından -dağıtım, reklâm- alırlar. Bu bir kısır döngüdür; bağımsız gazeteler ve televizyonlar reklâm alamadıkları ve geniş dağıtım imkânları olmadığı için, seslerini duyuramazlar ve bunun için de, kamuoyunun haber, bilgi, bağımsız yorum edinme imkânları mahduttur! Üniversitedeki hocam “Kamuoyunun tam doğru, dengeli ve zamanında, haber ve bilgi almadığı bir ortamda, gerçek demokrasiden bahsedilemez” derdi. Bugün, Türkiye’de bu koşullarda, haberlerin çıkarlara göre manipüle edildiği ortamda, bırakın basın özgürlüğünü “gerçek demokrasiden” söz etmek mümkün mü?
Gariptir; her konuda ahkâm kesen aydınlar ve yazarlar bu çarpıklıktan hiç söz etmezler. Çünkü bu düzene göbekten bağlıdırlar!
Ancak “yandaş medyanın” üretim alanı da bu düzen! Dönelim başa: Medya bağımsız olacaksa, yandaş medya olmaması gerekir... Yandaş yalaka yazarlar oldukça “tekeller” oldukça “bağımsız medyadan ve gerçek demokrasiden” söz edilemez! AKP iktidarı, işte bu çarpık ortamda, medya organlarını hizaya getirmek imkânını buluyor!
Aydın Doğan’ın ve diğer holdinglerin sırtlarında, “Medyanın bağımsızlığı küfesi” yok... İşine gelince, vergi cezasından kurtulmak için, rota değiştirir “safra” atar. İktidar da, şekline uydurur, vergi cezasının icabına bakar! Olanlar basın özgürlüğüne, cesur kalemlere olur! Mesele çıkarların çatışması meselesi değil çakışması meselesi!
Fakat son tahlilde, geçmişten ders alınacaksa, medyaya cezalar kesmek, hiç de hayra alamet değildir, kimseye hayrı dokunmamıştır. Ellili yıllarda, Demokrat Parti’ye hayrı olmadı. Ama o zaman gazetelerin sahipleri gazetecilerdi. Ne onlar, ne de yazarlar hapis cezalarına rağmen baskılara boyun eğdiler. Ben bunun yakın tanığı ve mağduruyum; ceremesini Yassıada’da ve Balmumcu Kışlasında 9 ay yatarak ödedim...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş