Yangının perde arkası

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Kimileri gergef gibi nakşeden kalem erbablarıyla ana sütü gibi temiz Türkçemizi kusursuz okuyucularıyla bütünleştiren üstatlarla aynı gazetede yazmak benim için gururun ötesinde anlamlar taşıyor. Seyrek yazar ama her yazısı arşivlerde saklanıp her koşulda geçerliliğini korur. Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun’un aylık, haftalık dergilerdeki yazılarını neredeyse çocukluk yıllarımdan beri takip ederim. Ellerinden saygıyla öptüğüm hocam  “Türkiye nasıl bölündü” başlıklı yazısıyla yaralı yüreğime kurşun sıktı yine.
“Not : Aşağıdaki yazı 26 Mayıs 2019 tarihinde ölen Gazeteci Özdemir Durmuşoğlu’nun terekesi arasında bulunmuştur”  ile başlayan yazı  “Bundan sonrası artık çok kolaydı. İki Federe devlet bir gün masaya oturdular ve ayrılmaya karar verdiler” diye biten yazı Türkiye’mizin 30 yıllık geçmişiyle 10 yıllık geleceğini özetliyordu. Ercilasun hocamın terekesinden bulduğu yazının sahibi Özdemir Durmuşoğlu’nun kim olduğunu 26 Mayıs 2019’da niçin öleceğini hepimiz merak ediyoruz. Hatta Özdemir Durmuşoğlu’nun kendimiz ya da yakın bir arkadaşımız olduğuna dair kanaatlerimiz de var. Sözü uzatmadan dünkü Yeniçağ’daki  “Dokunuş” köşesinde Ercilasun’un Türkiye nasıl bölündü başlıklı yazısını yeniden okumanızı tavsiye ediyorum. Okumayanlara da e-posta ile yollayıp mutlaka okutun.
Hocam 2019 yılına dair yazar da ben birkaç yıl sonrasına dair öngörülerimi ifade edemez miyim diye kara kara düşünürken Bursa’daki “Cehennem hastanesi” başlıklı habere çakılıverdim. Bir haftadır hastaneleri yine su yoluna çevirdiğim yetmezmiş gibi başhekimlerden, doktorlara, hemşirelere, yöneticilerden temizlik elemanlarına kadar etkin bir çevre de oluşturdum. Yoğun bakım servisinde yatmakta olan 8 hastanın ölümüyle sonuçlanan yangın olayını benzerlerini yaşayan uzmanlarına sordum.
Yangının değil ihmalin öldürdüğü olayın sorumlularının bulunup cezalandırılması gerektiğine dair temennilerime yıllarca işin içinde pişen dostlar acı tebessümle karşılık verdiler.
Saçlarını değirmende ağartmadığı her haliyle belli olan başhekim “Davutpaşa’daki 28 ölümün hesabı verildi mi?” sorusuyla başladı söze. Son 3-5 yılda çıkan yangınlar yüzünden giden trilyonlarca paranın da hesaplarının görülemediğini örnekleriyle anlattı. İdari işlerden sorumlu müdür arkadaşımın  “Elektrik kontağı yıldırım gibi doğal afet olarak nitelendirilir. Sorumlu arayıp bulmak gibi bir kural böylesi vakalarda olmaz. Kablolar zayıfmış, taşeron firma sorumluymuş gibi feveranlar ilk günlerin sesidir. Soruşturma evresinde adı geçenlerin hepsinin ifadesi alınır. Oluşturulan komisyon aylarca çalışır. Yazışmalar, teknik raporlar derken sonuçta o gün, o gece, o bölgenin sorumlusu olan temizlik görevlisi “İhmal”den sorumlu bulunur. Günümüz koşullarında bin lira idari cezasına çarptırılır ve dosya kapanır. Elektrik kontağının faili olmadığı için ölenler askerlikteki eğitim zayiatı gibi görülerek iş her zamanki gibi takdiri ilahiye havale edilmiş olur.” sözleri bir gerçeği ifade ediyordu.
Bu sözleri duyunca bir tek ben irkildim. Hastane personelinden oluşan heyet tereddütsüz başlarıyla anlatılanları onayladı. Bürokrasi hazretleri, yönetmelik efendileri, talimat memurlarının oluşturduğu işlerin nasıl yürüdüğünü geç de olsa anlamış oldum.
Sıra geldi bu işlerin nasıl yoluna koyulacağına dair meseleye. Hastalığı teşhis etmekle kalmayıp reçete yazarak tedaviyi gerçekleştiren doktorlara “Bu iş nasıl çözülür” sorusunu yönelttim.
Yasama, yürütme, yargı üçlemesini hatırlatanlar “Türkiye’mizin hastalığı bu üçlünün bir arada uyumlu olmayışından kaynaklanıyor. Yasama, daha yapılırken birileri boşluk bırakıp, o boşluklardan günün birinde hangi avantajları kullanırım hesabını yapmıyor mu? Siyasi baskılarla ihale şartnameleri adrese teslim yapılmıyor mu? Atamalar, tayinler aynı yöntemle değil mi?” şeklinde makineli tüfek gibi yüzlerce soruyu art arda yöneltince ben de teslim bayrağını kaldırıverdim. Bütün yönleriyle köklü ama milli bir değişimin kaçınılmaz olduğuna bir defa daha kanaat getirdim.
Bursa’daki yangında ölenlere Allah’tan rahmet dilerken sorumluların bulunacağına dair beylik sözlere de inanmadığımı tekrarlıyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş