Yaşadığım Mayıs günleri

A+A-
Altemur KILIÇ

Mayıs” hem netameli hem de güzel bir ay. Önce baharın ve yazın müjdesi. Ama “Mayıs”  dolaylı da olsa tanığı olduğum güzel olayların olduğu kadar, mağduru olduğum felaketler ayıdır aynı zamanda. Özetleyeyim: Önce 19 Mayıs 1919; Kurtuluş yolunun Samsun’dan başladığı ay.
14 Mayıs 1950; tek parti döneminden sonra çok partili dönem başlayınca Demokrat Parti’nin büyük umutlarla iktidara geldiği tarih. Sonra da bu umutların çöktüğü, DP iktidarının 27 Mayıs darbesiyle devrildiği gün. Ve dünyada gençlik hareketlerinin iyi ve kötü yönleriyle 1968’de başladığı, dünyaya yayıldığı günler.
Bu gençlik, yenilik hareketleri bir taraftan “Bırakın güneş ışığı içeriye girsin” diye güzel gelişmelere vesile olduğu gibi ülkemizde de aşırılıklara, gençlik hareketlerinin terörizme dönüşmesine yol açtı. Tıpkı 27 Mayıs “ak devriminin”,“kara günlere”, içinden PKK’nın da çıktığı “cadı kazanı” na dönüşmesi gibi.

On Dokuz Mayıs
Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’ta Bandırma vapurundan Samsun’a çıkışı, sonra Amasya’ya, oradan Ankara’ya yürüyüşü epik bir olay. Gençlik bayramı olması da Mustafa Kemal’in vizyonunun eseri. Bu yürüyüşteki bayrak şimdi ve sonranın gençlerine emanet.
Benim 19 Mayıs’a tanıklığım amcam Muzaffer Kılıç’ın, Mustafa Kemal’in Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı ve sonrasında Kurtuluş Savaşında emir subayı olmasından dolayı. Ve bir önemli husus da Bandırma vapurunda Mustafa Kemal’in yanı başında olması.
Vahidettin’in ihanetini, Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşını sözde onun teşvikiyle başlattığı, hatta altınlarla finanse ettiği yalanını, İngiliz kumandanlarının önünde nasıl boyun kıvırdığını, Şişli’deki evde yapılan planları, daha 11 yaşımdayken amcam Muzaffer Kılıç bana anlatmıştı.

Ailemden ayrıntılar
Burada şimdiye kadar yazmadığım ilginç bir ayrıntıyı açıklamalıyım: Muzaffer, Mustafa Kemal’in yaveri, kardeşi ve amcamın çocuğu Münür Kılıç da Padişah Vahidettin’in mabeyninde “esvapçıbaşı”. Biri Harp Okulu’na girmiş subay olmuş, Münür ise saraya intisab etmiş mabeyinci olmuş. Ama Münür amcam Vahidettin’in tutumlarından rahatsız. Padişahın İngiliz komutanlarına boyun eğmesine tahammül edemez. Saraydan ayrılmak Muzaffer ve diğer kardeşi Jandarma subayı Salih (Eski İstanbul polis müdürlerinden ve Cumhuriyetin Sinop Valisi) gibi Anadolu’ya geçmek ister. Bu isteğini Muzaffer’e yazdığı mektupla iletir. Muzaffer de Mustafa Kemal’e danışır ve “Sen orada kal” diye cevap verir. Çünkü Münür, Muzaffer’e Karakol Cemiyeti yoluyla (Bu cemiyetin mensubu Yüzbaşı Culusi ‘Atilla’) Ankara’ya Muzaffer’e haber uçurmaktadır. Tarihi çelişki mi ararsınız; Dedem Albay Tevfik Bey de sarayın hassa alayında görev yapmış ve padişahlığa bağlı bir subaydır.
Bostancı eczanesinin önünde otururken, hem oğlunun hem de yeğeninin padişahın emri ve Şeyhülislamın fetvasıyla idam edilmeleri haberini alınca oracıkta fücceten vefat eder.

14 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960
Celal Bayar, Menderes ve arkadaşları dörtlü takrir vererek CHP’den ayrılıp Demokrat Parti’yi kurdular ve YETER sloganıyla İsmet Paşa ve CHP ile mücadeleye giriştiler.
Ben 1945’te gazeteciliğe başladığımda önce Tasviri Efkâr, daha sonra da Ahmet Emin Yalman’ın Vatan gazetesinde bu sürecin tanığı ve yakın takipçisi oldum.
İstanbul’da Bayar’ın Yalman’la konuşmalarını, Amerikalı gazetecilere anlattıklarını duydum. Sonra Ankara’da Vatan muhabiri olarak DP tarafında olayları takip ettim. Bayar’ın, Menderes’in, Koraltan’ın gezilerine katıldım. O zamanlar şimdiki gibi ileri iletişim araçları, telefon faks filan yok. Haberlerimizi gazeteye ulaştırmak için neler çekerdik. Gazeteyle görüşmek için Postaneye telefon yazdırır, üç dakikalık görüşme için santral memurelerine dil dökerdik. Araya jandarma telefonu girer “Çekil aradan jandarma” derdik tam o sırada santral memuresi “Üç dakikanız doldu” der şak diye telefonu daha görüşme başlamadan keserdi.
1949’da Birleşmiş Milletler’de görev alıp New York’a gittim. Aradan 10 yıl geçti. 1959’da Basın Yayın Genel Müdürü olarak Ankara’daydım. Dokuz ay sonra 27 Mayıs darbesine maruz kaldım ve dokuz ay Yassıada’da yattım.

Eskişehir’de son gece
Hikâye uzun ama ben kısaca son geceyi, 26 Mayıs’ta Eskişehir’de son geceyi anlatayım.
Darbenin gelişi çoktan belliydi. İktidar bir taraftan aymazlık, diğer taraftan çeşitli çevrelerin tahrikleriyle freni patlamış otobüs gibi uçuruma yuvarlanıyordu. Başbakan Menderes, Eskişehir’deki hava üssünde seçimlerin erken yapılacağını ilan edecekti. Edemedi. Çünkü darbeciler hoparlörlerin kablolarını kesmişti kimse duymadı. Ajanslar geçemedi. Havacı subayların Menderes’e karşı gösterdikleri tavra, o son 26 Mayıs gecesinde Menderes’in Şeker Fabrikası’nın salonunda her şeye tuz biber eken “Kara Cüppeliler” konuşmasını yapması sebep olmuştu.
O gece Başbakanın Özel Kalem Müdürü Ercüment Yavuzalp’tan otele gitmek üzere ayrılırken ikimiz de “Yarın bir şeyler olacak” dedik ve oldu. Sonra; önce Harp Okulu’ndaki günler ve Yassıada cehenneminde dokuz ay ve duruşmalar. Velhasıl o mayıs günleri ve ayları da böyle geldi geçti...

Paris... 1968 Mayıs
Ben oradayım UNICEF teşkilatının Avrupa Enformasyon Müdürü olarak. Gençlik olayları patlak vermiş. Paris’in merkeze uzak Neuilly’sinde ikamet ediyoruz. Ama Paris’in merkezinden CRS adlı özel polisler tarafından atılan bombaların sesi oraya kadar geliyor. Kızım da oralarda. Yüreklerimiz ağzımızda. Paris’te turist olarak bulunan yakınlarım benden yardım istiyorlar, elimden geleni yapıyorum. Ve nihayet General de Gaulle duruma hakim oluyor ama bundan sonra ne Fransa ne de dünya pek aynı oluyor.

De Gaulle’ü alkışladım
Paris 1968 olayları aslında Martta Namtere Üniversitesinde aşırı sol grupların baş kaldırmalarıyla başlamıştı. Bunun başını çekenler arasında Kızıl Danny adıyla maruf Cohn Bendit vardı ki sonraları Türkiye’nin de başına bela kesildi. Olaylar Nisan’da Fransa’nın diğer üniversitelerine ve Paris’te Sorbon’a sıçradı. CRS (Cumhuriyet Güvenlik Birliği) polisleri üniversiteleri işgal ettiler. Üniversitelerden sokaklara taşan çatışmalarda yaralananlar, ölenler oldu. De Gaulle hükümetinin olaylar karşısındaki tutumu Fransa’da ve dünyada isyancılara karşı sempatiyi artırdı. Sonunda ayaklanmayı yine de Gaulle bastırdı.. Paris bu sefer Vive de Gaulle diye ayaklandı. Gaulle Champs Elysees’den geçerken alkışlayanlar arasında ben de vardım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları