Yasaları yasal yoldan çiğnemek!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Yasaların bireylere tanıdığı hakları onlardan esirgenmesi suçtur. İnsanların yasal haklarını yeterince bilmemeleri, yasa uygulayıcısının onları istismar etmelerine gerekçe yapılamaz. Telekulak dolayısıyla TBMM’de yaşanan tartışmalardan anlaşıldığı kadar bir takım yetkililer yasaların vatandaşlara tanıdığı hakları, vatandaşlardan esirgediğini göstermektedir.
 Bu anlamda MHP Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in Telekulak Araştırma Komisyonu Başkanıyla yaptığı tartışmalar ibret ötesi bir durumu ortaya koymuştur. Hasan Özdemir’le ile Telekulak Araştırma Komisyonu Başkanı arasında TBMM çatısı altında geçen konuşma şöyle:
Hasan Özdemir: Dinlendi, bir şey çıkmadı. Niye bildirmiyorsunuz dinlenen adamlara?
Başkan Hakkı Köylü: Savcılıklar bildiriyor.
Özdemir: Bildirdiğini görmedim efendim.
Başkan Köylü: CMK’ya göre cumhuriyet savcısı, dinlemeler sonunda suç delili bulunmadıysa, bunu 15 gün içinde ilgili kişiye “senin telefonların dinlenmiştir, suç unsuru bulunamamıştır” diye bildirir.
Özdemir: Şu anda bunu cumhuriyet savcıları yapmıyor. İhbar ediyorum!
Başkan Köylü: Yapmıyorsa, görevini yapmıyordur o zaman!
Bu tespit ve konuşmalar yeterince ilginç değil midir? Çoğu kimsenin haberi dahi olmadığı dinlemeye ilişkin yasal mevzuat şöyleymiş: Telefonu mahkeme kararıyla dinlenen kişiye, dinleme sırasında hakkında dava açılacak herhangi bir delil elde edilememişse 15 gün içinde “Şu tarihler arasında, şu nedenle sizin telefonlarınız dinlendi ama suç unsuruna rastlanmadı. Sizin kayda alınan telefon konuşmalarınız da şu tarihte imha edildi” demesi yasa gereğiymiş.
Telefon dinlemeleri sonrasında konuşmalarda suç unsuru bulunarak hakkında dava açılanları kamuoyu biliyor. Ancak onlarca zaman telefonu dinlemesine rağmen bu konuşmalar sırasında hakkında suç delili elde edilemeyen ve bu nedenle de hakkında dava açılmayan insanlara yasanın tanıdığı haklar gereği; durumun bildirildiği ya da dinleme tutanaklarının imha edildiğine ilişkin bir bilgi ortada yoktur. Hatta bu dinlemeler sırasında kişilerin suç teşkil etmeyen özel yaşamlarına yönelik konuşmalarının medyaca servis edildiği de herkesçe malumdur. Benzer bir durum kişilerin evleri aranıp bilgisayarlarına el koyulduğu sırada da yaşanmıştır. El konulan bilgisayarların hard disklerinin bir kopyasının ilgili şahsa verilmesi de ilgili mevzuat gereği olmasına rağmen bu da çoğu vak’a da uygulanmamıştır. Bu olgunun adı Yasaların bir kısmının o yasayı uygulamakla görevli olanlar tarafından göz ardı edilmesidir. Daha açıkçası yasaların yasal yoldan çiğnenmesidir.
Yasalara uymamak ya da yasaların bir kısmını görmezlikten gelmek gibi bir hakkı hukuk devleti kimseye tanımaz. Ancak Türkiye’de bu böyle değildir. Birçok vaka’da adaleti, Türkiye’de yasalar değil onu uygulayanların inisiyatifi belirler. Ülkede birileri yasa devletinden hukuk devletine geçmek için mücadele verdiğini söylerken tam tersi gerçekleşmekte giderek ülke yasa devletinden yargıç devletine doğru ilerlemektedir.
İşin ilginç yanı da bu konuda ortada suç olsa bile onu, soruşturacak kurum ve irade eksikliğinin söz konusu olmasıdır. Kaldı ki, soruşturma ya da yargılama da sorunu çözmeye yetmez. Sorun vicdan sorunudur. Montaigne bu bağlamda şunları söyler: “Vicdanın çabalayıp durması öylesine yüce, öylesine yetkindir ki! Bizi ele verir, suçlar, kendimizle savaştırır. Olayı bilen başka tanıklar bulunmadığı zaman, bizi kendimizle karşı karşıya getirir: Vicdan, bir cellât ruhuyla, bizi görünmeyen bir kamçıyla kırbaçlar durur”. Vicdan yoksa..!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları