Yaşar Usta'yı kaybettik...

A+A-
İsmail ŞAHİN

"Bak beyim sana iki çift lafım var!.. Sen, büyük patron, milyarder para babası fabrikalar sahibi Saim bey, sen mi büyüksün, hayır! Ben büyüğüm, ben! Yaşar Usta. Sen benim yanımda bir hiçsin anlıyor musun bir hiç! Gözümde bir pul kadar bile değerin yok."

Yaşar Usta'yı Türk toplumunun hafızasına kazıyan repliğin bence en önemli bölümü bu. Bu bölümde, sanayileşmeye çalışan bir ülkede ortaya çıkan adaletsizliklere karşı birbirlerine yaslanarak ayakta durmaya çalışan insanların isyanını dile getiriyor.

Ve devam ediyor Yaşar Usta:

"Dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi! Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz, biz bir aileyiz, biz güzel bir aileyiz…"

Repliğin bu bölümü, dönemin karakteristiği olan fukaralığa eklenen adaletsizliklere karşı birbirine yaslanarak var olmaya çalışan insanların feryadını dile getiriyor.

Toplumun değişmeye, alışkın olmadığımız bir düzenin hayatımıza yerleşmeye başladığı bir dönemde Yaşar Usta, toplumsal genlerimizde var olan dayanışma kültürünü canlı tutarak var olmaya çalışan memurundan işçisine ve işsizine fukara sınıfın sözcüsüydü bir yerde.

Durumun sosyo-politik izahını böyle yapabiliriz.

Peki Yaşar Usta'yı 40 yıl sonra bile milletin gönlünde canlı tutan şey ne? Aynı adaletsiz düzenin devam etmesi mi? Bu da bir ihtimal lâkin Yaşar Usta'yı mahallemizin ağabeyi ve ailemizin babası yapan şey onun kendini ezdirmeyen tevazusu, baba kimliğine zarar vermeyen sevimliliği ve haksızlıklara karşı çıkıştaki cesaretidir.

Yaşar Usta sahici bir karakterdi. Kaos yaratmayan ama haksızlığa karşı isyan eden tarzı, "bir adım daha atarsan..." mesajı Yaşar Usta'yı gönlümüzün en müstesna yerine oturtmuştur.

Mahmut Hoca da öyle değil midir?

Tarık Akan'ı okuldan atmak isteyen okul sahibine koyduğu posta Yaşar Usta'yı aratmaz:

"Siz... İleri gidiyorsunuz!. Ben tüccar değilim, eğitimciyim!"

Mahmut Hoca'yı bize sevdiren şey, çocuklarımızı onlar için enfraktüs geçirebilecek kadar çok sevmesi, değerleri her şeyin üzerinde tutan bir eğitimci olmasıydı. Oyuncunun bu karakterle bütünleşebilmesiydi.

Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'nın politik çatışmanın en yoğun olduğu bir dönemde sağından soluna toplumun tüm kesimlerini sinema salonlarında toplamasının sebebi toplumun içinde, hemen yanı başımızda örneklerini görebileceğimiz karakterler ve o karakterleri alabildiğince yansıtan oyuncuların yeteneğiydi.

Mahallenin ve ailemizin banisi Yaşar Usta, huysuz esnafı Turşucu Kâzım ve özel de olsa okulunun müdürü Mahmut Hoca'yı gönüllere yerleştiren şey karakterlerle mündemiç/içkin olan sınırsız sevgi, alabildiğine dayanışma, dozunda isyan ve nihayetinde iyilere kazandırmadaki yetenekleriydi.

Bizim yapmak isteyip de yapmaya cesaret edemediklerimizi yapabilmeleriydi...

Ve tabii ki gerilmiş toplumun "huzur" iklimini sinema salonlarında aramasıydı. Arada verilen "ideolojik" sosların görmezden gelinmesinin sebebi de buydu: Aranan "huzur"un bu filmlerde bulunması...

Yaşar Usta, Adile Anne, Turşucu Kâzım, Mahmut Hoca ve İnek Şaban bu sebeple çok sevildi.

Peki hâlâ neden seviyoruz? Üç nesildir Hababam Sınıfı'nı, Gülen Gözler'i veya Neşeli Günler'i bize seyrettiren motivasyon ne?

İdeolojik olarak durduğu "yer" ve verdikleri kimi "örtülü" mesajlara rağmen 70'li yıllarda çatışmanın ve sosyal adaletsizliğin toplumu kuşattığı bir ortamda bu tür eserler önemli görevler ifa etti. Burada eserin kendini aşması meselesini de atlamamak lâzım; bu filmler kendini aşarak toplumsal buluşma noktası haline geldiler.

Hâlâ seyirciden gördüğü ilgi toplumun bu filmlerde çerçevesi çizilen birlik, dayanışma, sevgi ve haksızlıklara karşı ortak hareket etme gibi değerlere ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyordu.

Peki ya bugün?

Her şeye rağmen güzel olan o günlere olan özlem, kirlenmemiş ilişkiler, hatırlamakta güçlük çektiğimiz mahalle ve her şeye rağmen dayanışma alışkanlığını yitirmemiş toplumculuğumuza mı özlem?

Yoksa, fabrikatör Saim Bey ikinci raundu kazandı da biz bir Yaşar Usta mı arıyoruz?..

Bulabilir miyiz bilemiyorum ama Yaşar Usta'yı bu topluma hediye eden Münir Özkul'a Allah'tan rahmet diliyorum...

  • Yorumlar 2
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları