Yaşasın fitne...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

İktidar partisi olan AKP’nin geçtiğimiz ayki kongresindeki heyecan ve kalabalığın en az üç katı fazlası vardı MHP’nin tarihi kurultayında. Tarihi sözünün altını yeniden çizelim. MHP’nin kuruluşundan bu yana devam etmekte olan “lider-teşkilat-doktrin” üçlemesi de tarih oldu... 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana tartışılmakta olan “lider” anlayışının merhum Türkeş ile beraber tarihe gömüldüğü tescillenmiş oldu. Devlet Bahçeli altıncı kez Genel Başkan seçilirken karizmasını fena çizdirdi. Tuğrul Bey’in divan başkanlığını layığı ile yerine getirdiğini söyleyebiliriz.
Teşkilata gelince... Yine merhum Türkeş’in vefatıyla, MHP teşkilatını besleyen ana kaynak olan Ülkü Ocakları pasifize edilmiş, yeni nesil ülkücü gençler yetişmediği gibi teşkilatın omurgasını oluşturan  “Ülkücü kadro” lar küstürülmüş, dağıtılmış, bir nevi tasfiyeye uğramıştı zaten. Haksızlıklar ve olumsuzluklar karşısında sesini her yükseltene takılan ucuzlayıp, işportaya düşen  “hainlik” yaftası yerine şimdileri geçersiz olmasına rağmen kolayca  “fitne”  etiketi yapıştırılıyor. Kurultayın uzun açış konuşmasında ülküdaşlık hukukunu hatırlatan veciz sözler söyleyen Bahçeli’nin sonuçlar açıklandıktan sonraki teşekkür hitabı hiç hoş olmadı. Kendisine verilen 725 oya rağmen güvensizliğini dile getiren 500 muhalif oyu “fitne” ile suçlamak, delegenin yüzde kırkını suçlamak, başında bulunduğu teşkilatı da yok saymak anlamına geliyordu ki, siyaset tarihimize kara leke olarak geçmiştir.
Doktrinin MHP için hangi anlamlar taşıdığı da şüpheli. 1999-2002 arasındaki ucube koalisyon döneminde Milliyetçi-Ülkücü hareketin umdeleri olan doktrinin yer ile yeksan edildiğini camianın tek bireyi bile inkar edemez. Şahsiyetçilik-hürriyetçilikten tutun da geliştirmecilik ve halkçılık umdeleri partinin bodrum katına kilitlenmiştir. Mersin’den kongre için gelen Mehmet Ali Mavi’nin  “Bu heyecanı hissetmeyen yöneticiye de başkana da acıyorum...” sözleri kulaklarımda çınlıyor. Bir de Ahlat’tan gelen ülkücülerin kimsesizlik ızdırapları...
Her şeye rağmen 4 Kasım kongresindeki yarış MHP’de çıtanın yükselmesine vesile olmuştur. 1999’da Başbakanlığı  “transfer yapmayı etik görmüyoruz” diye reddeden, Cumhurbaşkanlığı seçiminde koalisyon ortaklarının oluruna rağmen aday olmadığı gibi, olanı da engelleyen Bahçeli, Pazar günü “ülkücü Başbakan, TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanı görmenin hayal olmadığını”  beyan etti. Son iki seçimdir yüzde 12-15 bandını başarı sayan MHP’nin bu defa iktidar hedefi tayin etmesi, muhalefetin ortaya koyduğu başarılı performansın yansıması olarak görülmelidir. Rekabet her daim kaliteyi beraberinde getirir. Nitekim bu kurultayda partinin en üst düzey yönetimi olan MYK’da yüzde elliden fazla değişim yapılmak zorunda kalınmıştır. Her ne kadar MHP’de MYK’nın bir yaptırımı olmasa da MYK’dan çıkacak yeni Başkanlık Divanı’nın değişim taleplerini ne denli karşılayacağı da şüphelidir.
Pazar günkü kurultay önümüzdeki dönemin şekillenmesinin de işaretlerini taşıyor. Talepleri yerine getirilmeyen muhalefetin bu süreçte boş durmayacağı gibi yüzde kırklık oranı yüzde altmışlara çıkarabilme ihtimali de yüksektir.
Sonuç olarak Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün teminatı olduğuna inandığımız MHP kongresi, seçmen tabanının arzuladığı bir sonuç ile bitmese de, umut olmaya devam edecektir. Bahçeli’ye bir dönem sarf ettiği  “fitne bu hareketin 35 yıllık yol arkadaşıdır”  sözünü hatırlatalım. Öyle ya fitne, MHP’de kaliteyi ve çıtayı yükseltiyorsa  “o zaman yaşasın fitne!..”  Kulakların çınlasın Suat Başaran.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları