Yassıada'dan Silivri'ye...

A+A-
Altemur KILIÇ

Asrın davası -Ümraniye Davası- yarın  Silivri’de 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlıyor. Ondan evvelki asrın davası 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra Marmara Yassıada’da görülmüş. 19 ayrı davada başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes, bakanlar, milletvekilleri, müsteşarlar, valiler, emniyet şefleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, Yassıada’yı Yassıada yapan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan, Eski Hava Kuvvetlerı Komutanı Orgeneral Tekin Arıburnu, milletvekili olan emekli askerler, Kore Kahramanı Tümgeneral Tahsin Yazıcı yargılanmıştı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idama mahkûm edilmişlerdi. Bayar yaş haddinden dolayı idam edilmemiş, çoğu sanıklar gibi Kayseri Cezaevi’nde yattıktan sonra salıverilmişti. Bayar yüz yaşını aşana kadar yaşadı.

Marmara'nın ortasında bir ada

Marmara’nın bir adasında, eski Deniz Kuvvetleri üssü ve okulu olan Yassıada’da başlayan dram İmralı’da, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın ölümleriyle sona ermişti.
Bu mahkeme, hiç de “yüksek” ve de adil olmayan “Yüksek Adalet Divanı’nın” peşin hükümleri Türk tarihine, hatta dünya hukuk tarihine bir yüz karası olarak geçti... Haksız yere idam edilen Menderes, Zorlu ve Polatkan adına anıt mezar yapıldı, adları üniversitelere verildi. Mahkeme Başkanı Salim Başol’u, yargıçları ve davanın unutulmaz savcısı Ömer Altay Egesel’i kim hatırlar. Hatırlasalar da kim hayırla yad eder. Ama ölenler öldükleriyle, Yassıada’da ve Kayseri’de yatanlar da çektikleriyle kaldılar. Kendisi önce Yassıada ve İstanbul Balmumcu Kışlası’nda yatan ünlü Bal Mahmut’un dediği gibi sevaplarımız günahlarımıza denk geldi, çektiklerimiz yanımıza kâr kaldı! “Günahlarımız ve çektiklerimiz” diyorum, çünkü ben de Türkiye radyolarından sorumlu Basın Yayın Genel Müdürü olarak 27 Mayıs’ta Başbakan’la birlikte tutuklandım. Yassıada’da dokuz ay yattıktan sonra radyo davasında yargılandım ve her nasılsa beraat ettim. (Detaylar için, Kılıç’tan Kılıç’a-Remzi Kitabevi- bakınız...)
Yargılamaların, duruşmaların ne kadar adil olduğu, hükümlerin ne kadar adil verildiği iki şeyden belliydi: Başol bir noktada aynen “Sizi buraya sokan kuvvet böyle istiyor” dedi. Mahkeme salonu Yassıada’nın eski spor salonu. Yargıçların yanında bir masada ada komutanı, yani Milli Birlik Cuntası’nın adamı Albay Tarık Güryay oturuyordu.
Savcı Egesel’in iddiaları köpek-bebek davaları ve savcının kadın külotunu delil olarak göstermesi vb.. acı ve dehşetengiz olmasının yanında gülünçtü.
1960’ın 14 Ekim günü başlayan ve 15 Eylül 1961’de kararların açıklanmasıyla sona eren davada toplam 583 kişi yargılandı. 15 sanık ölüm cezasına, 302 sanık ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve içlerinde benim de bulunduğum 132 kişi beraat etti.
Her sabah seyirciler özel vapurlarla (Fenerbahçe vapuru)getirilirlerdi. Mahkeme Başkanı Salim Başol’un “bağlı olmayarak getirildiler” sözleriyle başlayan duruşmalar Türkiye Radyolarından “Yassıada Saati” denilen ve taraflı yorumlar ve hakaretlerle, her gün bütün Türkiye’ye duyurulur. Bu yanlış bir propaganda yöntemi idi, sonunda, darbeciler, Yüksek Adalet Divanının Başkanı, yargıçları, Başsavcı Egesel, halk indinde gülünç ve antipatik oldular, 27 Mayıs hareketi de yozlaştı.
Yüksek Adalet Divanı’nın “baktığı” davalar, tüm bakan ve milletvekillerinin “Anayasayı ihlal”, yani iktidarın ve Meclis’in DP’li üyelerinin oylarıyla Anayasayı “çiğnedikleri, tadil ve tağyir etmeye teşebbüs ettikleri” iddiasıyla yargılandıkları temel davadan başka, Vatan Cephesi, İstanbul-Ankara olayları, Topkapı olayları, Radyo (Benimle ilgili), Bebek-Köpek Davası, örtülü Ödenek Davası, İpar. Kayseri Olayları Davası, 6/7 Eylül Olayları, Demokrat İzmir gazetesi, Barbara (Refik Koraltan’ın Mürebbiyesi) Geyikli olayları vs. idi. Bunların çoğu sonra Anayasayı ihlal davasıyla birleştirildi ve “sanıkların” büyük çoğunluğu idamdan, müebbetten başka, çeşitli hapis cezalarına çarptırdılar.

Keramet sizde

Başlıca temel iddia Başbakan’ın ve sanıkların Anayasa’yı tağyir ve ihlal ettikleri idi, ayaklar altına aldıkları idi. Sanıklardan Ağrı Milletvekili Halis Öztürk bu iddia karşısında, “Vallahi hâkim bey Anayasa’nın ayaklarımızın altında olduğunu bilseydim hiç çiğner miydim” demişti...
Fıkra gibi bir cevap da Selahattin İnan’dan; Salim Başol Bitlis Milletvekili Selahattin İnan’a (Kaamran İnan’ın babası) “Sen şeyhmişsin” deyince İnan, “Şeyhlik bende ama keramet sizde” der.
Hükümlerin ne kadar peşin olduğu malumdu, bunun bir kanıtını Yassıada’da asker ve yazıcı olarak görev yapmış bir kişiden duydum: Hükümler duruşmalardan önce yazılmış ve yazıcı daktilo etmiş. Kararlar ile gerekçeler ve sanıkların adları kocaman tek ciltte toplanmıştı. Bu “cilt” adeta bir dönemin “hukuksuzluk ve adaletsizlik” belgesi!
Silivri’deki Ümraniye Davası’nın dosyaları 2500 sayfa. Bakalım 100 sanığın duruşmaları nasıl yapılacak ve yargıçlar bu işin içinden nasıl çıkacaklar!
Yassıada’da savcı Altay Egesel’di, Silivri’de savcı Zekeriya Öz. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi muhakkak Yüksek Adalet Divanı değil, mahkeme başkanı Başol değil ve Türkiye’de bağımsız “hâkimler” var!
İnşallah teşpihte hata olur!


ÖZDEYİŞLER
Adalet mülkün temelidir.
Mahkeme binası kadıya mülk olmaz.
Geciken adalet adalet değildir.
Eğer biz adaleti korumazsak adalet bizi koruyamaz.
Mahkeme zaten karışık olan işlerin daha da karmaşık hale geldiği yerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları