Yavuz Sultan Selim’den Mehmet Akif’e tefrika endişesi...

Ahmet SEVGİ

Az çok mürekkep yalamış herkes Yavuz Sultan Selim’in şu dörtlüğünü biliyordur veya en azından duymuştur:
“Milletimde ihtilâf u tefrika endîşesi//Gûşe-i kabrimde hattâ bî-karâr eyler beni//İttihâd iken savlet-i a’dâyı def ’e çâremiz//İttihâd etmezse millet dâğdâr eyler beni.”
Sert mizacı ve yiğitliği dolayısıyla  “yavuz”  lakabıyla anılan 13. padişahımız Sultan Selim (1470-1520) yukarıda sunduğumuz mısralarında meâlen şöyle der:
 “Düşmanlıkları bertaraf etmek için birlik ve beraberlikten başka çaremiz yokken halkı tefrikaya düşmüş görmek yüreğimi yaralar. Hatta milletimin fertleri arasında tefrika (anlaşmazlık, nifak) çıkar mı korkusu kabrimde bile beni huzursuz eder.”
Tabii ki gönlünde vatan millet ve devlet aşkı olanlar birlik ve beraberliğimizi tehdit eden bölücü hareketlerden ve vatandaşlar arasına fitne sokulmasından rahatsız olacaklardır. Nitekim Yavuz Sultan Selim de daha şehzadeliğinde, babası II. Bayezid’in (1447-1512) yumuşak siyasetinden faydalanarak Anadolu topraklarına fitne tohumu saçmak isteyen Şah İsmail’den (1486-1524) endişe duyuyordu. Bu yüzdendir ki padişah olur olmaz ilk işi onu (Şah İsmail) Çaldıran’da hezimete uğratmak oldu.
Yavuz Sultan Selim’in, yerinde ve zamanında müdahalesiyle  “Doğu” dan sokulacak fitne önlenmişti. Ancak, Tanzimat’tan sonra tefrika kılık değiştirerek bu defa Batılılar eliyle içimize sokuldu. Gerekli tedbirler alınamadığı için de koca bir İmparatorluk kısa sürede parçalandı. Allah’tan Mustafa Kemaller ve Mehmet Akifler halkın önüne düşüp Millî Mücadele hareketini başlattılar da hiç olmazsa Anadolu kurtarılmış oldu.
Bu günlerde vefatının 74. yıldönümü münasebetiyle rahmetle andığımız Mehmet Akif’in  “Millî Mücadele” ye katkısı sanılandan daha büyük olmuştur. Tıpkı Yavuz Sultan Selim gibi o da:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez//Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”, “Sen, ben desin efrâd, aradan vahdeti kaldır//Milletler için işte kıyamet o zamandır” gibi beyitleriyle halkı uyararak birlik ve beraberliğin tesisine çok büyük katkı sağlamıştır.
Tarih tekerrürden ibaret, derler. Gerçekten öyle... Aradan yüz yıl bile geçmeden yine bölünme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Hükümetin açılım politikalarından güç alan ayrılıkçı terör odakları resmen isyan bayrağını açmış durumdalar. TBMM’de Kürtçe konuşma isteği, iki dilli ve iki bayraklı hayat, demokratik özerklik talepleri... Bütün bunlar bölünme değil de nedir? 18 Mart 1877’de çalışmalarına başlayan ve %40’ı gayrimüslimlerden oluşan Osmanlı Parlamentosunda (Meclis-i Meb’ûsân) bile hiç kimse Türkçenin dışında bir dille konuşma talebinde bulunmamıştı.
Yetkililer durumun vahametini müdrikler mi bilmiyorum ama gerçekten bölünme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Yandaş kalemşorların  “Bölünürsek bölünelim, ne olmuş yani”  diyecekleri belli...
Ey Yavuz Sultan Selim! Ey Mustafa Kemal Atatürk! Ey Mehmet Akif Ersoy!.. Kemikleriniz sızlıyor biliyorum. Fakat elden bir şey gelmiyor. Ülkeyi bu hale getirenler utansın!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş