Yayın politikasını değiştirmek suç mu!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Cumhuriyet gazetesi yöneticisi, yazarı, çizeri ve çalışanlarının, FETÖ üyeliğinden sanık olan ve ağır cezayla yargılanan savcının soruşturması neticesinde, FETÖ'ye yardım suçundan yargılandığı ve sadece bu girizgâhıyla bile, tarihe, gerçeğin eğip büküldüğü sürrealist bir Dali tablosu gibi geçmeyi hak eden dava 9 aylık tutukluluğun sonunda nihayet başladı.

***

Okunan iddiaların bir kısmına katılmıyor değilim;

Ben de Can Dündar'dan sonra Cumhuriyet'in yayın çizgisinin değiştiğini düşünüyorum.

Ben de Cumhuriyet'in, "o eski Cumhuriyet" olmadığına inanıyorum.

Ama...

Bunun nasıl/hangi suçun kapsamına girdiğini açıklayabilir mi biri acaba?

Bir gazetenin yayın politikasını değiştirmesi; misal Cumhuriyetin sosyal demokrat, devrimci, ileri Atatürkçü bir çizgiden, ikinci cumhuriyetçi, liberal, hatta neo-liberal bir çizgiye savrulması, nasıl oluyor da terörle ilintili bir suç sayılabiliyor?

Gazete okurunun zihninde yapması gereken yargılama nasıl oluyor da mahkeme salonlarına taşınabiliyor?

Üstelik de iktidar medyasında, 15 Temmuz onuruna "ikinci cumhuriyete geçiş" naraları atmaya başlamışken...

***

Günün notu

-------

Adalet, 9 aydır tutuklu olan, "masumiyet karinesi" korumasında olması gereken Kadri Gürsel ile çocuğunun sarılmasına engel olarak ulaşılabilecek bir menzil değildir!

***

Ele verir talkımı...

--------

İktidara yakın gazetelerin hemen hepsi benzer sitemlerle çıkıyor günlerdir;

Neden Türkiye'den başka hiçbir devlet sesini çıkarmıyor İsrail'in Mescid-i Aksa'da takındığı tavra?

Neden hiçbiri Türkiye gibi üstünü başına parçalamıyor?

"Müslümanların onurunun incitilmesi" hiç mi kanlarına dokunmuyor?

"Namuslarına" el uzatılmış hissetmiyor mu bir tanesi?

***

Mevzu bahis petrol gelirleriyse "iş başka din başka" formuna bürünen, kaldı ki mevzu bahis din ise de mezheplerine, cemaatlerine, tarikatlarına göre yüzyıllardır birbirini boğazlayan bir coğrafyanın "İslam dünyası" diye yekpare bir yapıymış varsayılmasının yanlışlığını ortaya çıkarmaya yarayabilecek bu sorular da önemli önemli olmasına da...

Ne zaman bu tonda bir hesap sorma takılsa kulağıma, başka sorular da geliyor aklıma peşi sıra...

***

Filistinli Müslümanların Mescid-i Aksa'daki ibadetlerinin engellenmesi üzerine İslam İşbirliği Teşkilatını ayaklandıran, uluslararası kurum ve kuruluşlara çağrılar yapan, İsrail'i arayıp "ne oluyor" diye peşini kovalayan çok kıymetli büyüklerimiz aynı eforu Irak Türkmenleri için de sarf etmiş miydi?

Onların yıkılan camileri ibadethane değil miydi mesela?

Namusları "namus" değil miydi; binlerce Türkmen kadın, kız, çocuk tecavüze uğradı da duyulmadı feryatları bir türlü Ankara'da?

Sürüldüler, yollarda öldüler, evsiz, yurtsuz, mezarsız, hiç var olmamış gibi yok olup gittiler... Kimyasal silahlarla katledildiler, bombalar yağdı üzerlerine, secdede infaz edildiler...

***

İnsanların Müslüman kimliklerinden dolayı uğradıkları zulme de karşı çıkalım ama insanların Türk/Türkmen kimliklerinden dolayı uğradığı zulmü sineye çekmiş olmanın ayıbı olmasın bunu yaparken ardımızda!

***

Romantik Bi'Şeyler...

-----

Genellikle okumadığım kitapları yazmıyorum ama gazeteci arkadaşım Uğur Becerikli'nin yeni kitap heyecanını paylaşmadan duramadım.

Belli ki çoğu meslektaşının ruh haliyle yazmış Uğur;

Hep ağır, hep derin, hep suratsız konularla boğuş boğuş nereye kadar!

Zira bizatihi kendisi "öncekilerden farklı olarak romantik bir şeyler yazdım bu sefer" dedi.

Adından da anlaşılabildiği gibi Aşk Barselona'da Bekler, bir aşk hikayesi. Barselona'da karşılaşan, ilk bakışta aşık olan, sonra ayrı düşmek durumunda kalan ve kavuşmayı bekleyen iki yürek atıyor Uğur'un satırlarında...

Kitaptan bahsederken verdiği ipuçlarına bakılırsa bir rehberlik hizmeti de var kitapta; oturduğu yerde Barselona'yı da gezme fırsatı yaratıyor okuruna...

***

Okuduktan sonra yorumumu ayrıca paylaşırım ama ilk intiba;

Aşk Barselona'da Bekler yakışır gibi yaz kitaplıklarına!

***

Düzeltme

------

Ah şu "mevsim normallerinin üstünde"ki sıcaklar; beni bu havalar mahvetti.

Dünkü yazıda, "Sakarya Valisi", tarafımdan sehven "Kocaeli Valisi" diye anılmıştır; düzeltir, hepinizden özür dilerim...

  • Yorumlar 11
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları