Yazar da yayıncı da haklı, ama olan okura oluyor

İsrafil K.KUMBASAR

Özellikle ‘sağ’ cenahta, yayıncılık işiyle uğraşan birçok kişi ile yazarlar arasında çoğunluğu maddi sebeplerden dolayı hep sıkıntı yaşanır.
Bu sıkıntılar, okuyucuya 'daha kaliteli eserler' ulaşmasının önünde büyük bir engel teşkil eder.
“Hizmet” dendi mi akan sular duruyor.
Kitabını yayınlatmak isteyen düşünüyor:
- “Kitabımız herkese ulaşsın, herkes okusun. Bizim kazanmamızın bir önemi yok. Fikrimiz, düşüncemiz kazansın.”
Ama kazın ayağı hiç de öyle değil işte.
Yayıncı, gönlünden kopup da telif için bir şeyler verirse ne âlâ. Vermezse yazar, ‘sürünmeye’ devam ederken onun sırtından kazanan birileri bir bakmışsınız ki hanları hamamları dikivermişler.
Bu durumdaki kalem sahiplerinden 'yeni eserler' vermelerini nasıl bekleyebiliriz?
Yayıncıların çoğu, yazarların önüne öyle bir sözleşme koyuyorlar ki... Tabii yazarlar yayıncılarına güvendikleri için çoğu zaman ayrıntılı bir şekilde okumadan basıyorlar imzayı.
Sonra öyle şeylerle karşılaşıyorlar ki, bazen bırakın ‘alacaklı’ olmayı yayınevine ‘borçlu’ bile çıkabiliyorlar.
Anlayacağınız tam bir kölelik sözleşmesi.

***

‘Milli’, ‘dini’ etikete sahip yayınların birçoğu, kalitesizlikten adeta dökülüyor.
İçerisinde ne kadar değerli yazılar olursa olsun, ‘madde’ ve ‘mana’ bir araya gelmeyince, kitabın görüntüsü ne yazık ki ‘itici’ oluveriyor.
En iç sızlatanı da nedir biliyor musunuz?
Vefat etmiş yazarların mirasçıları yoksa,eserlerinin çarçur edilmesi.
Ya bir yayınevine ‘yayın hakkı’ verilmiştir, o yayınevi kapanmıştır; ama yayın hakkı ‘yayınevinin mirasçılarının’ elindedir, başkası basamaz.
Veya mirasçılar, üç-beş kuruş telif hakkı için kalitesiz yayınevine kitapları devrederler. 
Yayıncıların da ‘ucuza’ satabilmek için yaptıkları ilk iş ‘kaliteyi düşürmek’ olur.
Yazarlar, yayıncılardan dertliler, yayıncılar ise ‘dağıtım’ şirketlerinden.
Dağıtım şirketleri, özellikle büyük mağazalar, yayıncıları istedikleri gibi oynatırlar. Söz verdikleri zamanda ödeme yapmayınca, yayıncının bütün dengeleri alt üst olur.
‘Kâğıtçıya’ borçlu, ‘matbaacıya’ borçlu, ‘kapakçıya’ borçlu, ‘sayfa yapana’ borçlu.
Tek borçlu olmadığı kişi kitabın yazarıdır.
Çünkü o 'dava' için yazmıştır.

***

Eskiden sıradan, kalitesiz bir yayın için  “Beyaz Saray usûlü”  derlerdi.
Beyaz Saray, Beyazıt Meydanı’nda, İstanbul Üniversitesi’nin görkemli kapısının tam karşısına düşen, zamanının en görkemli binalarından biriydi.
Kitapçıların yanısıra, kitap basımı işiyle uğraşanların birçoğu da orada toplanmıştı.
‘Müslümanları kandırmaya’ yönelik, birbirinin tekrarı, Arapçadan ve başka dillerden tercüme edilmiş, ‘yalan yanlış bilgiler’ ile dolu kitaplar oradan piyasaya boca edilirdi.
Ama orası aynı zaman çok önemli bir ‘kültür merkezi’ idi.
Meselâ merdivenden aşağıya indiğinizde, Enderun Kitabevi çıkardı tam karşınıza. ‘Milliyetçi-muhafazakâr’ aydınlar orada biraraya gelirlerdi. Daracık bir dükkândı, fakat Cumartesi günleri tıklım tıklım dolardı.
‘İlmî kitapların’ pek çoğunu orada görür, ‘ilim ve fikir adamlarını’ orada tanırdınız.
Beyaz Saray, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın babasına aitti. Mirasçılar, kitapçıları çıkardılar ve çarşıyı restore ederek ‘iş merkezi’ yaptılar.
Kitapçılar ise, Laleli’den Vezneciler’e çıkan yolun sağ tarafındaki Yümni Çarşısı’na taşındılar.


***


Sen yazmazsan, ben yazmasam kim yazarın ve yayıncının dertleriyle dertlenip çare arayacak. Ama önce yazarların tavır koyması gerekir.
Ne de olsa yayıncılar yazarlara muhtaçtır.
Onlar kendi aralarındaki bu sıkıntıları aşsın ki, okuyucu da bir solukta okuyacağı kaliteli eserlere kavuşsun.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş