Yazarlık ve tiryakilik

A+A-
Ahmet SEVGİ

Yazarlık, özellikle de köşe yazarlığı tiryakiliğe benzer. Birkaç yıl köşe yazarlığı yapan kişi tıpkı sigara tiryakisi gibi bağımlılık kazanır. İstese de bırakamaz bu işi. Oysa bırakmak için birçok meşru mazeret çıkar karşısına...
En başta yazarın sosyal hayatı yoktur. Tatil matil bilmez. Onun denizi de, yazlığı da, kışlığı da, dostları da kitaplığı ve kitaplarıdır. Kazara tatile çıkacak olsa bile bir bavul kitap götürür yanında. Ele güne rezil olduğu da cabası...
Yazarın zihni -gizli kamera misali- daima çalışır vaziyettedir. Gördüğü her şeyi, okuduğu her satırı yahut duyduğu her sözü değerlendirmek zorundadır. Aksi halde her gün nasıl yazacak?.. Abartmıyorum, yazar uyurken bile düşünmek, fikir üretmek peşindedir. Erbabınca malum olduğu üzere, yazar gecenin bir yarısında uyanır, zihninde birbirinden güzel fikirler uçuşuyordur. Onları kalkıp kaydetmek mecburiyetinde hisseder kendini. Bazen “bunlar unutulacak şeyler değil, sabah da yazıya dökerim” dediği de olur. Lakin sabahleyin bir bakar ki o güzelim düşüncelerden eser yok. Hepsi uçmuş gitmiş. Kaçan balık büyük olacağı için yazarın ruh hali sarsılacaktır elbet\’85 Tabii, bu söylediklerimizin aksi de varittir. Yani gecenin bir vaktinde kalkar ve zihninizde rengârenk kelebekler misali uçuşan duyguları yazıya döküp tekrar uykuya dalarsınız. Sabahleyin erkenden kalkıp büyük bir heyecanla yazdıklarınızı gözden geçirdiğinizde, hiç de kayda değer şeyler olmadığını görür ve yine hayal kırıklığına uğrarsınız.
Bana sorarsanız rahatlık bakımından yolculara nazaran şoförün durumu ne ise, sıradan vatandaşlara göre yazarın durumu da odur. Akşam Konya’dan İstanbul’a gitmek üzere yola çıkan bir otobüs düşünün. Yolculardan kimi televizyon seyrediyor, kimi uyuyor, kimi de -cep telefonuyla- eşi, dostu ve “aşkı”yla muhabbet ediyor. Ya şoför?.. O, gözünü kırpmadan pür-dikkat zifiri karanlıkta yoluna devam ederek yolcularını sağ selamet İstanbul’a ulaştırma derdinde\’85 Bir tarafta şoförün omzundaki ağır yük, öbür tarafta yolcuların rahatlığı\’85 Hangisini tercih edersiniz?
Bütün bunlar, sıradan vatandaşlara göre yazarın yükünün/sorumluluğun çok daha ağır olduğunu gösteriyor. Lakin yazar bunu bile bile bir türlü yazarlıktan vazgeçmez, geçemez. Çünkü tiryakisi olmuştur bu işin. Oysa “Değer mi acaba?” diye kendi kendine defalarca sorduğu olmuştur. Ama nâfile...
Hayır, bana para-pul hatırlatması yapmayın. Emin olun -istisnalar kaideyi bozmaz- yazarların yaptığı eğirdiğini yüne değişmekten ibarettir...
Buraya kadar anlattıklarım, yazarlığın tiryakilik safhasıdır. Çok uzak ihtimâl de olsa hâlâ bırakma şansları vardır. Fakat yazar, bir de yazıdaki mûsikiyi tatmış, kelimelerle değil; seslerle, çağrışımlarla yazmanın zevkine ermiş, hele hele ölümsüzlüğün kalemin ucunda olduğu gerçeğini görmüşse o, artık tiryakiliğin bir adım ötesine geçmiş, alkolik olmuş demektir. Onu bu yoldan ancak teneşir ayırır. “Yazmadığım gün biliniz ki ölmüşüm//Yaza yaza âb-ı hayata ermişim.” beyti bu yolculuğun son durağıdır.
Kısaca söylemek gerekirse; yiyip içip gezip eğlenerek dünyadan kâm almak isteyenlerin sonu çürüyüp toprak olmaktır. Dünya nimetlerinden uzak, sıkıntılı bir hayatı göze alarak yazar olmayı düşünenleri ise ölümsüzlük beklemektedir. Söylemek bizden, tercih sizden...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları