Yazıcıoğlu’nu unutmadık unutturmayız...

Kürşad ZORLU

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin yaşamını yitirdiği helikopter kazasından bu yana neredeyse 3 yıl geçti. Sır perdesi hâlâ aralanmış değil. Yalnızca Yazıcıoğlu’nun sevenleri ve partililerin değil toplumun geniş kesimlerinde bu kazayla ilgili kuşkular devam ediyor. Sokaktaki vatandaşa kulak verildiğinde “suikast” olabileceğine yönelik tartışmalarla karşılaşılıyor. Kimi siyasetçi ve köşe yazarlarının bu ihtimalin gerçekliğine vurgu yapmaları tartışmaları daha da derinleştiriyor. Soruşturmanın gizliliği sebebiyle edinebildiğimiz bilgilerin kamuoyuna yansıyanlardan farklılık taşımadığını söyleyebilirim. Konuyla ilgili önemli bir gelişme Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Denetleme Kurulu’nun raporunun ardından tedirginliğini gizlememesi ve “düşen helikopterin beynini keçiler sökmedi” diyerek kapanması muhtemel bir dosyayı yeniden Türkiye’nin gündemine taşımasıydı. Bir gazetenin ulaştığı Adli Tıp raporuna göre helikopterde bulunanlar havada karbonmonoksit solumuş ve pilot Kaya İstektepe bayılınca kontrolden çıkan helikopter dağa çakılmıştı. Oysa uzmanlar helikopter zehirlenmesinin ancak bir yanma sonucu meydana gelebileceğini ifade ediyor. Helikopterin düşmesinden önce ya da sonra bir yanma tespit edilememesi, zehirlenmenin nasıl gerçekleştiğine dair kuşkuları artırıyor.
Aslında kazayla ilgili (en azından şimdilik kaza demek istiyoruz) kafa karıştırıcı pek çok iddia ve ihtimal bulunuyor.
1- Teknolojideki bunca ilerlemeye rağmen helikopterin enkazına neden 47 saat sonra ulaşılabiliyor? TİB Başkanlığının, İHA muhabiri İsmail Güneş’in telefonunun ardından en yakın baz istasyonlarından aldığı koordinatları yetkililere bildirmesine rağmen belirtilen alanda inceleme yapılmadığına dair iddialar insanı hayretler içerisinde bırakıyor.
2- Arama kurtarma çalışmalarının olduğu sırada bazı kazazedelerin kurtulduğu yönündeki kirli bilgilerin ortalığa saçılması, kazanın hemen sonrasındaki inceleme ve kurtarma çalışmalarını sekteye uğratıyor. Peki bu bilgi kirliliği üzücü bir tesadüf mü yoksa arka planında başka gerçekler mi var?
3- Olayda hayatını kaybeden merhum İsmail Güneş’in çenesi, bacağı ve kaburga kemiği kırık olmasına rağmen uzun ve düzgün bir telefon konuşması yapması dikkat çekiyor. Ayrıca Güneş, görüşmede helikopterde sıkışık olduğunu yalnızca bacağının kırık olduğunu ifade etmesine karşın enkaza ulaşıldığında helikopterden 500 metre aşağıda bulunuyor. Peki Güneş oraya nasıl gidiyor?
4- Helikopterin kara kutusu, Yazıcıoğlu’nun çantası ve kazadan önce konuştuğu telefonunun hafıza kartı bir türlü bulunamıyor.
5- Olayın gerçekleştiği sırada bölgedeki hava trafiğinin yoğun olması ve Denetleme Kurulu raporuna göre bazı savaş uçaklarının bölgeye yakın seyretmesi kafaları karıştıran birçok hususun arasında yer alıyor. Bütün bu şüphe ve ihtimaller henüz ortadan kalkmış değil. Umarız soruşturma en kısa sürede sonuçlanır ve gerçek ortaya çıkar.
Zira Merhum Yazıcıoğlu’nun Genel Başkanı olduğu partiye oy vermemiş olabilirsiniz. Siyaseten görüş ayrılıklarınız olabilir. Tıpkı bizim olduğu gibi. Ancak Muhsin Yazıcıoğlu bizim için son derece önemlidir. Yazıcıoğlu, siyasetçi kimliğinin dışında bir dava ve mücadele insanıdır. Her şeyden önemlisi bir Türk milliyetçisidir. Ülkesi ve davası için onurlu vakur bir yaşam sürmüş, bazılarının düşünmekten bile korktuğu işkencelerin içinden çıkarak bugünlere gelmeyi başarmıştır. Bu sebeple onun hatırasına ve hizmetlerine sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Biz bu olayın takipçisiyiz. Unutmadık ve unutturmayız...

  • Yorumlar 1
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Günün Karikatürü
    Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş