Yazıcıoğlu’nun hayalinde ne vardı ?

Kürşad ZORLU

Neredeyse 2 yıl oldu... Muhsin Yazıcıoğlu’nu kaybettiğimiz helikopter kazasından bu yana dünyada, bölgemizde ve haliyle Türkiye’de pek çok şey değişti. Ama değişmeyen bir şey var ki insanı hüzünle, öfkeyle ve  “keşkelerle” donatıyor. Geliştiği söylenerek övünülen, coğrafyaları BBG evi gibi gösterebilen ve kimin nerede, ne konuştuğunu tespit etmekte hiç de zorlanmayan teknoloji düzeyi, bir anda yerle bir oluverdi. O gün sanki Türkiye’de ilkel yaşam koşullarına dönüldü. Aradan geçen zamana rağmen artık kesin olarak soru işaretlerinin ortadan kaldırılması beklenirken âdeta sözün bittiği yerin işaret edilmesi ve devletin bazı makamlarının günü kurtarmaya çalışan açıklamaları vicdanlardaki karmaşayı giderek artırmaktadır. Üstelik aktarıldığı kadarıyla konuyla ilgili denetleme kurulu raporunda yer alan bazı detaylar (yargı süreci sebebiyle belirtmeyi uygun bulmuyorum) meseleyi daha da derinleştirmekte ve suikast şüphesini pekiştirmektedir. Önemle belirtmek isterim ki burada asla bir polemik ya da komplo teorisi üretmek niyetinde değilim. Ancak toplumsal şok yaratan bir olay sonucu aramızdan ayrılan merhum Muhsin Yazıcıoğlu, bugün ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu denge unsurlarının ön sıralarında gelmektedir.


Sadece bu kadar mı?
Muhsin Yazıcıoğlu tartışmasız Türk siyasetinin en önemli isimlerindendi. Herşeyden önce vatanseverdi ve bir Türk milliyetçisiydi. Bu uğurda çoğu kimsenin kâbuslarında bile göremeyeceği işkencelere maruz bırakılmıştı.Yazıcıoğlu, çile kaplı soğuk beton üzerinde sonsuzluğu düşünebilme ayrıcalığına varabilmiş bir liderdi. Doğrusu kimi zaman geçmişin kırgınlıklarıyla kendisini eleştirmiş olsak da Muhsin Yazıcıoğlu ileri bir demokratik duruş ve anlayışa sahipti. Yazıcıoğlu aynı zamanda ülkesi için farklı çevreleri ve uç görüşleri bir araya getirebilme sorumluluğunu taşıyan bir sağduyu ve denge insanıydı. Nihayet bu yaklaşımını ulusal alana da taşıyarak devlet adamlığı katına yükselen siyasetçiler arasına girmişti.


Kaynaşmış bir Türk dünyası
 “Bütün vatandaşlarımızın Ayyıldızlı bayrağın altında yaşadığı bir Türkiye hayal ediyorum. Bir hayalim var! Başını örtenle açanın aynı üniversitede kavgasız ve kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum. Kürt-Türkmen, Alevi-Sünni ayrımı olmadan; zengin, fakir, yoksul ayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir Türkiye istiyorum. Bir hayalim var! Adriyatik’ten Çin Seddine kadar kaynaşmış güçlü bir Türk dünyası hayal ediyorum.”
İşte bizzat kendi sesinden aktardığım bu sözler, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayrışma, ötekileştirme ve bölünme tehlikesi karşısında ne kadar önemli bir misyon üstlendiğini göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla yüce Türk adaletinin omuzlarındaki yük ve sorumluluk bir kat daha artmıştır. Eğer burada bir ihmal ya da suikast ihtimalinden bahsedebiliyorsak bunun en temel gerekçesini belirtilen hayal ve arzu ile ilişkilendirmek mümkündür. Yok eğer, her şey doğal seyrinde gelişmişse toplumun bunu da bilmeye hakkı vardır. Çünkü merhum Yazıcıoğlu’nun vefatı ve onun şahsında çağrıştırılan en belirgin olgu, ülkemizin birlik ve bütünlüğünden başkası değildir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş