Öğretmene saygı...

Ahmet SEVGİ

Her devlet görevlisi saygıdeğerdir şüphesiz. Ancak, bizim için öğretmenin ayrı bir yeri vardır. Şöyle etrafımıza bir bakalım; maddî-mânevî bütün güzelliklerin arka planında öğretmen yok mudur?
“İnsanlığın kaderi öğretmenin elindedir” diyen zat haklı... Gerçekten de öğretmen mühendistir, öğretmen mimardır, öğretmen doktordur, öğretmen şairdir-yazardır, öğretmen ilahiyatçıdır, öğretmen siyaset bilimcidir ve nihayet öğretmen bunların toplamıdır.
Herkesin şöyle veya böyle etkilendiği ve hayatta örnek aldığı bir öğretmeni vardır. Bugün belli mevkilere gelmişsek bunu öğretmenlerimize borçluyuz. İlkokul öğretmenim İstanbullu Sadeddin Kadıoğlu’nu nasıl unutabilirim?
İmâm-ı Âzam olmasa İmâm-ı Ebû Yûsuf yetişir miydi? Şeyh Edebali olmasa Osman Bey 600 yıl ayakta kalacak olan Osmanlı Devleti’ni nasıl kurardı? Hocası Akşemseddin’siz Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedebilir miydi?
Görülüyor ki tarihte vukû bulan büyük başarıların gerisinde muhakkak hocalar, öğretmenler vardır.
Esasen insanlar -özellikle de dâhîler- gönlünde alev almaya hazır mukaddes bir ruh taşıyan kişilerdir. Bütün mesele birisinin bir kıvılcım çakarak o mukaddes ruhu, o mukaddes hissi alevlendirip mukaddes ateşe dönüştürmesidir. Bu gerçekleştirilebilirse gerisi kolay... Gönlündeki mukaddes ateşle yanıp tutuşan insanlar için başarısızlık diye bir şey söz konusu değildir... Askerse fethedemeyeceği kale, ilim adamı ise yapamayacağı icat, şairse söyleyemeyeceği güzel söz, ressamsa tasvir edemeyeceği manzara yoktur.
Gayet tabii, bu mukaddes ateşi tutuşturacak olanlar da öğretmenlerimizdir. Dolayısıyla, onları ne kadar övsek, ne kadar yüceltsek azdır. Lakin bak gör ki günümüzde onların değeri bilinmiyor. Öğretmenlerimizin ezildiğini, hırpalandığını, siyasî emellere âlet edildiğini görmek bizleri üzüyor...
Köyde öğretmenlik yapan bir dost anlatmıştı. Arkadaşı, basit bir mesele için Millî Eğitim Müdürlüğünün kapısını çalar. Birçok defa bu isteğini tekrarladığı halde bir türlü sonuç alamaz. Bir gün kahvede otururken söz bu konuya gelince köyün muhtarı, o işi ben yaptırırım, der. Bir tezkere yazıp eline verir. Millî Eğitim Müdürlüğüne giden öğretmenin işi hemen yapılır. Fakat öğretmenin gururu incinmiştir. Bir müddet sonra Millî Eğitim Müdürüne “Efendim, biliyorsunuz ben defalarca derdimi size anlattım, işimi yapmadınız. Oysa muhtarın bir yazısıyla mesele halloldu. Bundaki sır nedir?” diye sorduğunda Müdür Bey, değişik zamanlarda partililerden, encümen azalarından, muhtarlardan vs. gelen pusulaların bir araya getirildiği bir dosya çıkarır masasının çekmecesinden ve şöyle der: “Beni buraya tayin eden iradeye ben bu pusulalarla hesap veriyorum. Ortada vesika olmazsa icraatlarımı ben onlara anlatamam.”
Maalesef bugün gidişat bu istikamette... “Marifet iltifata tabidir” derler. Siz öğretmeninizin kişiliğini aracılara çiğnetirseniz ondan fazla bir verim bekleyemezsiniz. Nitekim öyle oldu. İdealist öğretmenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor.
Bana sorarsanız, ne yapıp edip öğretmenlerimizin itibarını yükseltmeliyiz. Öğretmenlik müessesesi ihmâle gelmez. Öğretmeni kaybedersek Türkiye’nin geleceğini kaybetmiş oluruz ve yapacağımız diğer çalışmalar da boşa gider...
Bu vesile ile bütün öğretmenlerimizin öğretmenler gününü
kutluyorum...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Yeni Çağ Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0212) 452 40 40 Faks : (0212) 452 40 58