Vicdana dair...

Ahmet SEVGİ

Bugün sizlere vicdan hakkında bir şeyler nakletmek istiyorum. Niçin bu konuyu seçtim, zihnimin arka planında ne var? Bunları bilmiyorum. Bildiğim tek şey gönlümde vicdanla ilgili bir yazı yazma hissinin ağır basmış olması. Bakalım gerisi nasıl gelecek?..
Âdetim olduğu üzere, vicdanın ne olduğunu daha iyi kavrayabilmek için önce sözlüklere müracaat ediyorum... Şemsettin Sami, Kâmûs-ı Türkî’de vicdanı şöyle tanımlıyor: “İnsanın kalbinde olan gizli bir duygudur ki iyilik yapmaktan tat alır ve kötülük yapmaktan da rahatsız olur.”
Lügat-i Nâcî’de vicdan: “İyiliği kötülükten ayırmaya yarayan bir vasıta” diye tarif edilerek şu örnek beyit zikrediliyor:
“Vicdan! Vicdan! Ey hiss-i ulvî-i samedî//Ey ebnâ-yı beşerin rehber-i mûtemedi.”
“Güzel Sözler Antolojileri” ne baktığımızda vicdanın, “İnsanda hazır olan bir Allah” (Victor Hugo), “İnsanda Allah’ı temsil eden bir elçi” yahut “Mukaddes bir kitap” olarak nitelendirildiğine şahit olmaktayız.
Bütün bunlar, insan hayatına yön veren en büyük âmilin “vicdan” olduğunu göstermektedir. Bu sebeple,  “toplumun huzur ve refahını, fertlerin vicdanını geliştirmekte aramalıyız” dersek sanırım yanlış söylemiş olmayız.
Ben şahsen insanı insan yapan en önemli unsurun vicdan olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, vicdanı teşekkül etmemiş kişilere “insan” demek doğru olmaz diyorum. Büyük bir zulüm veya hunharca işlenmiş bir cinayet karşısında gayri ihtiyarî “vicdansızlar”! deyişimiz tesadüfî değildir. Bence iyilik ve kötülük vicdanla doğru orantılıdır. Yani vicdan sahibi insanlar kötülük yapmazlar, yapamazlar. Vicdanları buna müsaade etmez. Aynı şekilde, dikkat edin, iyilik yapmak da hep vicdan sahibi insanların işidir.
Gayet tabii, bu noktada Hâlid Ziya Uşaklıgil’in şu sözünü de hatırlatmamız gerekecek: “İnsanlar tuhaftır, fenâ bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.”  Gerçekten de zaman zaman ummadığımız kişilerin büyük yanlışlıklar yaptıklarını görüyoruz ve bu insan bunu nasıl yapar diye şaşırıyoruz. Demek ki insanlar kötü bir iş yapmaya kalktıklarında, buna karşı çıkan vicdanlarını bir şekilde kandırmaktadırlar. Başka türlü “vicdan” o kötülüklerin yapılmasına asla müsaade etmez!..
Sözlüklere, antolojilere baktık. İsterseniz bir de şairler ne demiş bu konuda (vicdan) ona göz atalım.
Bursalı Mehmet Tahir’in “Müntahabât” ını açıyorum. Altı kırmızı kalemle çizilmiş Ekrem Beyin şu beyti dikkatimi çekiyor:(Şimdi anlıyorum ki vicdana dair bir yazı yazmak isteyişimin arka planında muhtemelen bu beyit var.)
“Vicdânıdır isâ’et-i fi’linde âdemin//Dâvâcısı, şühûdı, kavânîni, hâkimi.”
Şair meâlen diyor ki: “İnsan kötü bir iş yaptığında onu yargılamak için gerekli olan hâkim, kanun, şâhit, dâvâcı... hepsi o insanın kendi vicdanı olmalıdır.”
Sözün bittiği yer dedikleri her halde budur... Keşke cemiyete vicdanı hâkim kılabilsek. Eminin o zaman ne yeni anayasaya, ne kanuna, ne savcıya, ne hâkime, ne şuna, ne buna ihtiyaç kalır. Ama heyhât! Rüya mı görüyorum ne?..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Yeni Çağ Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0212) 452 40 40 Faks : (0212) 452 40 58