'Bayrak' şiiri tırpanlandı, sıra İstiklâl Marşı'nda mı?..

Ahmet SEVGİ

Ermenilere şirin görünmek, Yunanlıları mutlu etmek yahut feministlere yaranmak için  “sözlük”ten kelime çıkarıldığını duymuştuk. Sıra ders kitaplarından millî duyguları tırpanlamak için beyitler çıkarmaya gelmiş görünüyor. Arif Nihat Asya’ya  “bayrak şairi” sıfatını kazandıran Bayrak şiirinin bazı mısralarının ders kitaplarından çıkarılmasını başka nasıl yorumlayacağız?..
Bayrak şiirinin başına gelenlerden bilmem haberiniz var mı? Sanırım yoktur. Çünkü gazetelerin çoğu bunu yazmadı. Yazanlar da görülmeyecek bir yere sıkıştırdılar... Öyle ise gelin meseleyi Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den dinleyelim. Sayın Bakan (mealen) diyor ki:  “Ortaöğretim Türk Edebiyatı kitaplarında yer alan Arif Nihat Asya’nın ‘Bayrak’ şiirindeki ‘Sana benim gözümle bakmayanın//Mezarını kazacağım//Seni selamlamadan uçan kuşun//Yuvasını bozacağım’ mısraları öğrenciler tarafından yanlış anlaşılabileceği düşünülerek kitaptan çıkarılmıştır.”
O zaman hemen soralım, bugüne kadar bayrağımıza Arif Nihat Asya’nın gözüyle bakmayan -ki çoktur- kaç kişinin mezarı kazılmıştır? Veya bayrağı selamlamadan uçan kuşların (kuşlar bayrağı selamlar mı) yuvasını bozanlar çıkmış mıdır? Mezarını kazmak, kuşun bayrağı selamlaması/selamlamaması, yuvasını bozmak... Bunlar mecazî ifadelerdir. Şair bayrak sevgisini daha etkili ve daha kalıcı ifade edebilmek için mübâlağa sanatından yararlanmıştır. Edebiyat hocasının görevi edebî sanatları bu tip örneklerle anlatarak işin hakikatini öğretmek değil midir? Bunları anlatacak öğretmenler yetiştirememişsek ve öğrenciler bu tip ifadeleri yanlış anlamaya müsait yetiştiriliyorsa vay bu eğitimin haline... Diğer taraftan aynı yanlış mantıkta ısrar edildiği takdirde başta İstiklâl Marşı olmak üzere ders kitaplarına girmiş daha birçok şiir tırpanlanacak demektir ki bu asla kabul edilemez. Esasen şiir bir bütündür, onun bazı mısralarını çıkarmak öncelikle şaire saygısızlık olur. İzninizle bu noktada bir anekdot nakletmek istiyorum. Lise birinci sınıftaydık. Bir seferinde edebiyat öğretmenimiz gelemediği için derse psikoloji hocamız Fevzi Bey gelmiş ve  “Bayrak” şiirini tahtaya yazarak açıklamıştı. Bunu duyan birkaç muzip öğretmen Millî Güvenlik dersine gelen Albayı da kafaya alarak, başlıklı bir kâğıda Fevzi Bey’e hitaben, falan gün, filan sınıfta komünizm propagandası yaptığınıza dair (Şiirde “kızıl” kelimesi geçiyor ya...) hakkınızda şikâyet var. Belirtilen tarihte komutanlığımıza gelerek ifade vermeniz rica olunur, şeklinde bir mektup yazıp postaya verirler. (Bu arada, Fevzi Bey’in öğretmenler arasında cimriliği ile tanınan bir zat olduğunu sonradan öğreniyoruz.) Mektubu alan Fevzi Bey’in etekleri tutuşur. Denize düşen yılana sarılır hesabı muzip arkadaşlarına durumu anlatır ve yardım talebinde bulunur. Onların beklediği de budur zaten... Fevzi Bey, sen bize falan lokantada bir ziyafet ver, Albayı da davet edelim, yemekte Albaya konuyu açarız, inşallah bizi kırmaz. Başka yapılacak bir şey görünmüyor, derler. Fevzi Bey zoraki de olsa söylenenleri yapar ve danışıklı dövüş tatlıya bağlanmış olur... Evet, Bayrak şiirindeki  “kızıl”  kelimesi o gün Fevzi Hocamızın cüzdanını sarsmıştı,  “mezarını kazacağım, yuvasını bozacağım”  tabirleri bahane edilerek bugün de millî değerlerimiz hırpalanıyor. Acaba biz de Ömer Dinçer’i kahvaltıya mı davet etsek?.. Şaka bir yana, gidişat kötü... Bugün sözlükten kelime çıkarır, yarın yer adlarını değiştirir, öbür gün ders kitaplarını tırpanlarsanız gün gelir bizi geçmişe bağlayan, bir arada yaşama arzumuzu besleyen kaynaklar kurur ve toplum güdülmeye müsait koyun sürüsü haline gelir. Bütün bu yapılanların nihaî hedefi bu olmasın sakın...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş