Yemen türküsü...

A+A-
Halim Bahadır

Gitme Yemen'e Yemen'e

Yemen sıcak dayanaman

Tan borusu çalınınca

Sen küçüksün uyanaman

Hava soğuktu, yağmur yağıyordu ve canım doğal yoğurt çekmişti. Yoğurtçuyu tanıyordum. Arada bir laflardık ayaküstü. "Hava soğuk ama, yoğurt iyi gider gibime geliyor, ne dersiniz" dedim. "Valla öyle beyefendi. Yoğurt dediniz de aklıma eskilerden biri geldi. O da yoğurda bayılırdı. İnsanı harekete geçirir derdi" dedi saygılı bir ses tonuyla. "Haklı adam" dedim. "Çok ilginç bir abimizdi" dedi ve anlatmaya koyuldu: "Maraşlıydı. Birinci Dünya Savaşı başladığında Yemen cephesine gönderildi. Orada birkaç yıl kaldı. Savaştı. Aç kaldı. Soyuldu. Yaralandı. Yoldaşları vahşice öldürüldü gözünün önünde. Dünyada bir cehennem varsa orası Yemen derdi savaştan söz açıldığında. Savaş sonu terhis edildi. Mesleği yoktu. Ailesinin erkekleri savaşta kırılmıştı. Devlet onun durumunda olanlara iş vermiş. İstanbul'da 35 yıl çalışıp emekli oldu. Eyüp'te yaşadı. Kimsesi yoktu. Bir İstanbul beyefendisiydi. Çok zarif, duygu dolu bir adamdı. Benim lokantamda yemeğini yerdi..." Birkaç saniye yutkundu ve devam etti: "Bir gün yemek yerken Yemen türküsü okunmaya başladı radyoda. Kaşığını ağzına yaklaştırdığı anda durdu. Ve gözyaşları sel gibi akmaya başladı birden. Sol eliyle yaşları içine düşmesin diye tabağını itti kenara usulca. Türkü bitti. Kaşığı zarif bir hareketle tabağa bıraktı. Herkesten özür diledi ve çıkıp gitti. 1988 yılında kaybettik onu..." "O zamanlar gidenlerin çok azının dönebildiği bir yerdi Yemen" dedim yolda, "o kadar uzak ki, asker evinden ayrılırken yakınlarına veda eder, helallik ister ve en katı yüreklilerin bile gözyaşları akarken yolcu edilirmiş..."

Ve sonra yukarıdaki türküyü mırıldanırken, birden boşalan yaşlar beyaz sakalımda yağmura karışmaya başlamıştı, elimde yoğurt ve şemsiyemi açmayı unutmuştum yürürken...

***

BEYEFENDİ

Şimdiki zamanın esiri!

Yetmişli yaşlara geliyordu ve o koca geçmişin anılarının çoğunun silikleşmeye başladığı yolundaki cümleyi kurduğunda irkildi Beyefendi, Beyoğlu'nda insan kalabalığının arasından ilerlemeye çalışırken. Arada bir vitrinlere göz gezdirdi. Dizlerin bükülüyor artık evlat diye söylendi birkaç kez. Sakalında siyah tek bir tel bile kalmadı. Bir zamanlar, mesela elli yıl evvel, buralardan geçip giderken, kimler vardı yanında? Ve şimdi nerede bu insanlar? Sana İstanbul eğitimi veren dost yıllar önce girdi mezara... Katıla katıla gülüp eğlendiğin o doyumsuz sohbetlerde yanında olan insanlardan sadece biri hayatta. Mesleki eğitim aldığın ustalardan hiçbiri yok. Doğduklarında heyecandan hemşirelere sarıldığın çocukların büyüyüp kendi gündemleri olan kocaman insanlar artık. Ne çok sevdin ve ne çok sevildin, ey fani... Ama hayat diyeceğini dedi birkaç yıl önce, değil mi? 20 yıl evli kaldığın karını kaybettin 3 yıl önce, bir sabah vakti. Miden, beynin, kasların, gözlerin, bakışların, duyguların, kalbin yorgun mu yorgun...

"Koca geçmiş, geçip gitti" diye mırıldandı, Galatasaray Lisesi'nin önünden yorgun adımlarla geçerken. Sonra bir ara dikilip çevresine bakındı kısacık bir an. "Eskiden" dedi içindeki ses, "Tünel'e kadar yürürdün, devam et bakalım usta, şunun şurasında kaç adım kaldı ki..."

Devam etti.

"Ne tuhaf bir şey şu yaşlanmak" diye söylendi bir süre sonra, "nerede o sonu gelmez gelecek tasarılarım. Vay be... Onları da çekip aldı elimden yıllar. Geçmiş geçti. Anıları anımsamak bile zor. Silikleşmiş çoğu... Gelecek zamanım ise yok gibi bir şey artık..."

"Kısılıp kaldım" dedi Tünel'in oraya vardığında, "sadece şimdiki zaman var hayatımda artık. Ve onun esiriyim... Ve uzak olmayan bir gelecekte, bu esaret de bitecek..."

Ve sonra yüreğinin hüzünle titrediğini duyumsadı, geriye dönüşün o ilk yorgun adımını atarken...

***

İŞTE O KADAR

Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir.

Yazarın Diğer Yazıları