Yemin krizi mi egemenliğimize isyan mı?

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Leyla Zana, TBMM'de yemin ederken metindeki "Büyük Türk Milleti" ibaresini değiştirerek yerine "Büyük Türkiye milleti" deme cüretini göstermiştir. Meclis Başkanı'nın 'geçersiz olan yemini tekrarla' çağrısını kabul etmemiştir. Siyasi çevreler ve medya bu olaya "yemin krizi" adını verdi. Tabii bu çok yanlıştı. Zira, mülkün ve egemenliğin sahibi "Büyük Türk Milleti" gerçeğinin ve Anayasa hükmünün reddi anlamına gelen bu kirli isyana "yemin krizi" denemez. Egemenliğimiz, millî iradenin en yüce kurumunda hayâsızca saldırıya uğramıştır.

PKK'ya yardım ve yataklıktan 5 bölücü yoldaşı ile 15 yıl ceza alan bu sicilli kişi, benzer küstahlığı önceki yıllarda da yapmıştır. O zaman bu ihanet, TBMM ve toplumdan şiddetle tepki almış ve kınanmıştı. Ama bugün, aynı duyarlılığı maalesef göremiyoruz. Türk Milletini yok sayarak, uydurma bir "Türkiye milleti!" icat edip, egemenliğin etnik ve mezhep grupları arasında paylaşılmasından bahsediyorlar, ama duyan da ses çıkaran da anlayan da yok.

Leyla Zana, 1991'de yine benzeri bir şekilde ortalığı karıştırmaya yeltendiğinde, feraset sahibi Meclis Başkanı rahmetli Ali Rıza Septioğlu, "Kızım gel yeminini yap. Her yıkıldığın yere han kurulmaz" uyarısıyla; "her canın istediğinde devlet kurulmaz" demek istemiş; devletin ancak bir defa kurulacağından bahsetmişti.

Bölücü terör meselesinde, nereden nereye gelmişiz... Hem de, hazmettire, hazmettire... Çok acı...

Peki, her zaman olduğu gibi yine soralım; bu noktaya nasıl geldik?

Sadece; terör örgütünün saldırıları, AB ve ABD gibi mihrakların baskılarıyla diyebilir miyiz?

Sanmam. O halde, bu sorunun cevabını irdeleyelim: Önce, Zana'nın yemine başlarken Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dönerek Kürtçe "Onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla!" demesi ile yeminin tahrif edilmesi konusunda cevabınızı alabilir miyiz sorusuna "Benden almayın" cevabından başlayalım.

Acaba Erdoğan neden böyle konuştu? "Benden almayın" ne demektir?

Peki sizden alınmayacaksa, kimden alınacak?

Egemenliğimiz haince bir saldırıya uğramışsa, cumhurun başı olarak egemenliğimize neden sahip çıkılmıyor?

Hani, "siz cumhurun başı idiniz ve cumhur ne derse o olurdu", "her yetki millî iradeye aitti" ne oldu?

Acaba Erdoğan, "ben de, bölücü Zana gibi düşünüyorum, ama bunu açıkça söylersem olmaz, cumhur görür; karşı çıkarsam hiç olmaz" mı demek istedi?

Malum, yıllardır; Türk Milleti gerçeği inkar edilerek, "Türk de etnik bir gruptur, aynen diğerleri gibi" denmedi mi? Hiçbir zaman "hepimiz Türk Milletiyiz" denildiğini duyan olmadı. "Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Roman vs.. hepsi kardeştir; demokrasinin gereği olarak eşittir ve vatanın sahibidirler" safsatası, her gün vurgulanıyor. Bizler, şu veya bu gruptan olduğumuz için kardeş, eşit ve vatanın ortak sahibi değil, devletin vatandaşı, milletin ferdi olduğumuz için bu değerlerin ortaklaşa sahibiyiz. Dünyada geçerli olan temel kural bu iken, ucube bir mantık oyunuyla bu değerler sosyal gruplara mal edilerek ele alındı. Böyle olunca da, egemenliğin paylaşılması gündeme getirildi.

PKK/KCK da, aynı sapık iddialarla teröre başvurup bu kadar kana cana kıymadı mı?

Türkiye'mizi, Irak ve Suriye'de olduğu gibi özerklik adı altında devletçiklere bölmek için pazarlıklar yapılmadı mı?

Leyla Zana, cumhurun başına dönerek, "Onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla" derken, ülkemizi etnik gruplar arasında paylaşmayı kastetmiyor mu?

Yine bu Zana; "Ben Başbakan Erdoğan'ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna dair umudumu da, inancımı da asla yitirmedim. Yitirmek de istemiyorum. Yitirseydim giderdim, burada olmazdım." sözleriyle, çözülecek olanın bütünlüğümüz, bin yıllık egemenliğimiz olduğunu anlatmıyor mu? (14 Haz. 2012, Hürriyet)

"Teröre hayır, bölünmeye evet" dönemine girmiş bulunuyoruz. Yani, taraflar arasında "çözüm süreci" denilen proje konusunda bir ihtilaf yoktur. Silah araya girdiği için bir vuruşma vardır. Yetkililer, teröristler silahlarını gömdükleri veya silahlarıyla beraber Türkiye dışına çıktıkları zaman, proje yürürlüğe konacaktır açıklamasını sıkça yapıyor. Hükümetin acil işlerinden olduğu açıklanan Anayasa değişikliği de bunu hedefliyor. Anayasada Devletimizin kimliğini belirleyen, egemenliğin Türk Milletine ait olduğunu ve her ferdin, hiçbir surette ayrım gözetilmeksizin Türk Devletinin vatandaşı olduğunu perçinleyen maddeler değiştirilerek, çok ortaklı bir yapıya geçilmek istenmektedir. Aynen Irak'ta olduğu gibi.

Herkese duyurmak isteriz ki anayasanın kimliğimizle ilgili maddelerini değiştirmek mümkün olamaz ve olmayacaktır. Çünkü, bu anayasa Türk Milletine emanet edilmiştir ve anayasal kurumlarımız egemenliğimize sahip çıkmakla görevlidir. Dolayısıyla, ne kadar uğraşılsa da millî ve üniter devletimiz yoluna devam edecektir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları