Yeni bir anayasa mı, yeni bir insan tipi mi?..

A+A-
Ahmet SEVGİ

24. dönem TBMM çalışmalarına başladı. Gündemin ilk maddesi yeni anayasa... Sadece Meclis’in değil; basının, köşe yazarlarının ve tartışma programlarının da öncelikli konusu yeni anayasa... Görünen o ki önümüzdeki yıllar (24. dönem) hep yeni anayasa tartışmalarıyla geçecek. Bakmayın siz Başbakan’ın bir yılda biter dediğine. Kavgalar, yumruklaşmalar, toplantıya ara vermeler, boykotlar, halk oylaması... Bir de bakmışsınız 25. dönem milletvekili genel seçimi sathı mailine girilmiş...
Kanunlar ne kadar iyi olursa olsun uygulayıcılar kötüyse müspet netice alınmaz derler. Ben de aynı kanaatteyim. Hatta ben diyorum ki insanoğlu iyi niyetli, vicdan sahibi ve hakkına razı bireyler olsa, ne yasaya ne de anayasaya ihtiyaç duyulur. Dolayısıyla, yeni anayasa yapmaktan ziyade, vicdan sahibi nesiller yetiştirmenin yollarını aramanın daha doğru olacağı düşüncesindeyim.
Esasen anayasa bir mutabakat metnidir. Daha ilk oturumda birbirlerinin boğazına sarılan vekillerden böyle bir metin beklemek ne kadar gerçekçi olur acaba?
Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Romanıyla... diye diye yamalı bohçaya çevrilen bir toplumda nasıl mutabakat sağlayacaksınız?.. Cin şişeden çıktı bir kere. Onu tekrar şişeye sokmak bence muhal görünüyor.
Yeni anayasa çalışmalarını  “kurtlar sofrası”na benzetsem teşbihte hata olur mu bilmem?.. Hani kurtlar acıktıkları zaman bir daire şeklinde otururlar ve içlerinden ilk takati kesileni parçalayıp yerlermiş ya. O hesap, bakalım ilk zayıf düşen kim olacak?.. Aslında ben olayların daha farklı gelişmesinden endişe ediyorum. Yani zayıf kurtlar bir araya gelerek sürünün liderini de parçalayabilirler. Bence buna da hazırlıklı olmalıyız. “Türk” kelimesini ağzına almaktan imtina eden ve adeta Türk’ün dışında,  herkesin hakkını savunacağını göğsünü gere gere ilan edenlerden başka ne beklenir?
Bu noktada Yahya Kemal’in şu beytini hatırlatmadan geçemeyeceğim:
“Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük//Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.”
Evet, yaşanan bütün bu olumsuzlukların temelinde  “köksüzlük” yatmaktadır. Mevlânâ’yı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş Veli’yi, Âşık Paşa’yı ve nihayet Mehmet Âkif’i okumayan, birikimi sadece gazete kültürü ve siyasî dedikodulardan ibaret olan bir yönetici ve aydınlar kadrosuyla varabileceğiniz son nokta, kurtların  “lider”ini yahut arıların  “bey”ini öldürmesi olacaktır.  “Lider” siz sürünün ve  “bey”siz arının kaderi dağılmaktan başka nedir?..
Köksüz bir toplum olmasaydık yani Mevlânâ ve Yunus’tan  “hoşgörü”yü, Âşık Paşa’dan  “birlik fikri”ni, Hacı Bektaş’tan  “incinsek de incinmeme”yi ve Mehmet Âkif’ten  “tefrika girmeden düşmanın giremeyeceği”ni öğrenebilseydik, bugün acısını çektiğimiz  “ayrılık gayrılık”  hastalığına yakalanmazdık diye düşünüyorum...
O zaman gelin yazımızı Şirazlı Hâfız’ın şu beytiyle (mealen) bitirelim:
“Dünyada olgun adam kalmadı. Başka bir âlem yaratmak, yeniden bir insan halk etmek lazım...”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları