Yeni olay yok!

A+A-
Rauf DENKTAŞ

“1 Nisan EOKA günü” , 54 yıldır resmi Rum makamları, okulları ve kuruluşları tarafından Yunan bayraklarının donattığı coşkulu gösterilerle kutlanır. 1 Nisan nedir? sorusunun yanıtını Hristofyas’ın ağzından verelim:  “Şanlı EOKA mücadelesi bugünkü mücadelemize yön vermektedir ve  ilham kaynağımızdır”.
1 Nisan 1955’de  “Enosis ve sadece Enosis”  diyerek başlatılan cinayet furyası sonunda Enosis’e karşı çıkan İngilizlerden 250, Türklerden 200 ve bağımsızlık istedikleri için 400 Rum öldürülmüştü. 1955-58 arasında 33 karma köyden göç etmek zorunda kalmıştık. Rum-Yunan ikilisinin EOKA terör örgütüne dayanarak başlattığı Enosis mücadelesi Türkiye’nin kararlı tutumu sayesinde 1959’da Zürih ve Londra Antlaşmaları ile dengeli bir sonuca bağlanmış, Enosis (ve buna cevap olan çift Enosis veya Taksim) bu Antlaşmalarla yasaklanmıştı. 1960’da ilân edilen Türk-Rum Ortaklık Cumhuriyetini Rum liderliği  “Enosise sıçrama tahtası”  olarak kabul etmişti. 1963 sonunda başlattıkları saldırı ile ortaklık çökertilmiş ancak bu suçu işleyen Rum ortak adanın  “meşru hükümeti”  addedildiği için Kıbrıs meselesi diye bilinen (fakat kimsenin teşhis koymadığı) bu mesele Rumlar açısından halledilmiş hale getirilmişti. Bu sahte unvan altında seyreden eli kanlı Rum liderliği 1963’den 1974 Barış Harekâtına kadar  “Kıbrıs meselesi azınlık olan Türk cemaatının adayı bölmek için başlattığı isyandan kaynaklanmaktadır”  yalanının arkasına saklanmış fakat 1974 Barış Harekâtından sonra  “Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan Türk istilâsından kaynaklanan bir meseledir”  takdimi ile kuyruklu yalana dönüştürülmüştü. Bugün Hristofyas da  “Kıbrıs meselesi işgalden kaynaklanan bir meseledir”  demekte ve “Federasyon görüşmelerine Federasyona inandığım için değil; Türk askerini adadan çıkarmak için razı oldum” diyerek Rumlar açısından meselenin Garantilerden ve Türk askerinden kurtulmaktan başka bir şey olmadığını kanıtlamıştır.
Gasp edilen  “Meşru Kıbrıs Hükümeti”  unvanını  “Kıbrıs Halkı”  olarak korumak ve bu görüntü altında Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak Rum-Yunan ikilisinin milli siyasetidir. Bu nedenledir ki 1968’den bu yana başlatılan her müzakere sürecini Rum tarafı olumsuzluğa sürüklemiş ve sonuçtan  “Rum’un meşru hükümet olmadığını savunan, Garantilerin devamında ısrar eden, azınlık olmadığını vurgulayan” Türk tarafını suçlayabilmiştir. Hedefleri Enosisi engelleyen Garanti Anlaşmasından kurtulmak ve  “Kıbrıs Halkı iki toplumdan oluşur” yalanının arkasına saklanarak gün gele  “Kıbrıs Halkının”  (yani çoğunluk oyu ile kendilerinin) kendi kaderini tayin hakkını kullanarak Enosise sıçrama kapısını açık tutmaktır. Bunlara göre, Enosis, gündemden düşmeyen ve düşürülmesi de mümkün olmayan, er geç elde edilecek bahtiyarlığın, hürriyetin, güzelliğin ta kendisidir. Milli Konseyde alınan ve her lideri bağlayan kararlar arasında Enosis en başta gelmektedir. Bugüne kadar müzakerelerden bir sonuç alınamamışsa Türk tarafının Enosisi engelleyen Garantilerden ve bunların gerektirdiği Türk askerinin varlığından vazgeçmediği içindir.
 1 Nisan 2009’da Rum tarafı EOKA tedhiş örgütünün 54’üncü yıldönümünü coşku ile kutlarken Baş Papaz Hrisostomos   “EOKA’nın Yunanistan’a bağlanmamızı öngören Enosis mücadelesini (Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleştirilmesi hedefini) yeniden gündeme getirelim”  dedi. Türk ve KKTC basını bu haberi sanki yeni bir gelişmeymiş gibi verdi. Halbuki Başpiskopos Rum tarafının 45 yıldır elde etmeğe çalıştığı hedefi dile getiriyordu.  “Halkımızın 1955’ten beri arzu ettiği ancak maalesef  Zürih-Londra Antlaşmaları ile başaramadığını başarmak için tek yumruk olalım. Bugün birlik içerisinde çok daha iyi şartlara sahibiz ve bunu başarabiliriz” diyen Başpiskopos’un bu sözlerini yorumlamak gerekmemektedir. Kıbrıs meselesine ABD ve Garantör İngiltere 1963-64 yıllarında gerçekçi bir teşhis koymuş olsalardı, bu meselenin halli için  “ya çift Enosis, ya da Türklerin güven içinde yaşayabilecekleri daha sağlam bir ortaklık”  formülünü masaya getirirler ve her iki tarafa da katıksız eşit muamele yaparak 45 yılımızın çalınmasına izin vermezlerdi.
Bugün değişen bir şey yoktur. 1963’deki saldırının nedenleri ne ise bugün bu nedenler aynen devam etmektedir. Kısacası Akritas Planı uygulanmaktadır ve Rum idaresi  “meşru Kıbrıs hükümeti” olarak addedildiği sürece de  “müzakere yolu ile meselenin halli”  düşüncesi ve uygulaması kendi kendimizi aldatmaktan ibaret kalacaktır. KKTC’ye sahip çıkmaz ve bazı sütü bozukların savundukları gibi Türkiye’nin fiili ve etkin Garantisinden vazgeçersek, Kıbrıs Girit olacak ve Kıbrıs’tan Türkler silinip yok edilirken, Türkiye de denizlere açık bir ülke olmaktan çıkacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları