Yeni rejime adım adım

Ergun KAFTANCI

     CUMHURBAŞKANI tarafsızlığını yitirdi diyenler haksız değil...

     İçinden çıkıp geldiği partinin vekillerini ve ileri gelenlerini toplayarak siyasal durumu yönlendiren Erdoğan için tarafsız demek artık çok zor!

     Esasen Cumhurbaşkanı'nın bu tavrı, anayasada yer alan ve demokratik parlamenter sistemi ayakta tutan kurallarla da taban tabana zıt...

     Kuşkulara neden olan bir siyasal gelişme yaşanıyor dersek yanlış olmaz...    

     İnsanın söylemeye dili varmıyor ama son gelişmeler bazılarının dediği gibi bir siyasal isyanın işaretidir.

     Mesela MHP'li Oktay Vural, değerlendirmeyi daha ileri taşıdı ve

yaşananın, isyandan da öte bir sivil darbe olduğundan söz etti...

     Bekleyelim bakalım, zaman herhalde ne yaşandığını gösterecek!

     Hızla gelişen olaylardan sonra değişik yorumlar yapılıyor...

     Davutoğlu'nun iki makamdan da vazgeçmesi ve âdeta inzivaya çekileceğini ima etmesi, dikkate değer gelişme niteliğinde...

     Aslında değerlendirmeler "AKP'de yeni dönem" değil, "Türkiye'de yeni dönem" diye yapılmalı...

     Zira yetmiş iki saattir ülkede bu, yani rejim değişikliği konuşuluyor...

     Özetliyorum; Erdoğan'ın çok şikâyetçi olduğu ve sık sık gündeme getirmeye çalıştığı iki başlı yönetim gidiyor, şimdiden -Bu anayasaya rağmen- yerine getirilecek tek başlı yönetimin hazırlığı yapılıyor...

     Duyduğunuz bütün sesler o hazırlığa doğru atılan adımların sesidir...

     Hatırlayacaksınız; Tayyip Bey özellikle 1 Kasım seçiminden sonra

"Güçlü cumhurbaşkanı, güçlü başbakan" demişti.

     Ardından da "İki başlılıkla ülke iyi idare edilemiyor" diyerek durumdan şikâyetçi olmuştu...

     İyi hatırlayın; birkaç kez de yönetim şekli değişti demişti...

     Ankara'daki gelişmenin temelinde yatan asıl neden, şu birkaç cümlede şekilleniyor!...

     Beştepe ile Çankaya arasındaki yirmiye yakın tatsız ilişkiyle ikilinin, olaylara bakışta ve değerlendirmede birbirlerine ters düşmeleri teferruat...

     Ciddi neden, dediğim gibi ülkeyi yönetmeyi Erdoğan'ın -Sistemin adı ne olursa olsun- bir başına üstlenmek istemesi.

     Bugün gelinen nokta yorumlanırken insanın aklına ister istemez "Ters düşmeler acaba yapay mıydı" sorusu da geliyor.

     Gelmesine geliyor da cevap vermek kolay olmuyor!

     Beştepe'ye yakın olanlara bakılırsa yaşamaya başladığımız süreç,

Erdoğan tarafından yönetilmiş ve yönlendirilmiş değil...

     Bu ifade, süreç Davutoğlu tarafından yönetilip yönlendirildi anlamına geliyor. 

     Pekiyi, sizce bu mümkün mü!?

     Başbakanın o kadar gücü olsaydı, kendisini her iki göreve atayan Cumhurbaşkanı ile arasındaki iplerin gerilmesine imkân tanımaz ve bu yöndeki gayretleri de pasifize ederdi.

     Öyle mi!?

     Demek ki süreci düşünmek ve hayata geçirmek Erdoğan'a ait bir

tasarruftur; tartışılması da abestir...

     Davutoğlu ne söylerse söylesin, muğber olmuş durumda.

     Nitekim konuşmasında "Yokum" diyerek parti içindeki görevlere kapalı olduğunu ima etti ve "Benimle yola çıkan, benimle olmalıydı" diyerek çok sayıda AKP'liye serzenişte bulundu...

     İki bakanın dışındaki bakanların -Tuğrul Türkeş dahil- Başbakan'ın kararına kayıtsızlığı, Erdoğan'ın AKP'de ne kadar güçlü olduğunu da gösterdi.

     İlginç bir de beyanı var Davutoğlu'nun:

     -Dört yıllık bir hukuk oluşturduk, bunun kısa sürmesi tercihim değildi, zaruretti...

     Kafalarda yeni bir soru oluştu:

     -O zaruret nedir!

      Zaruret, Erdoğan'ın Başbakan'a söylediği "Kongreyi toplayın ve ayrılın" lafı olabilir miydi...

     Ya da ikilinin, üzerinde uzlaşamadıkları yirmi küsur konudaki görüş ayrılığı mı zarureti oluşturmuştu...

     İkisi de çok mümkün...

     Bu arada "Ayrılığı kendisi istedi" diyerek değerlendirme yapan herkes yanılmış oldu; zira ayrılık isteği Davutoğlu'na ait değildi. Erdoğan açıkça Başbakanın görevlerinden ayrılmasını istemişti!

      Kongre çok yakın tarihte yapılacak değerli okurlar...

      Erdoğan çoktan hazırlığını yaptı ve kimi genel başkanlık ve başbakanlık koltuğuna oturtacağını saptadı. O güne kadar siyasal arenada, yığınla değişik isim dönüp dolaşacak.

      Bu iki göreve gelecek olanı bir Erdoğan biliyor, bir de adı saptanan...

      O nedenle "Kim" sorusuna yanıt aramayın, yanılırsınız!

      Yığınla isim, insanları oyalamak amacıyla ortaya atılıyor...

      Tek doğru var...

      O da AKP'nin başına ve başbakanlık makamına büyük ihtimalle profili düşük birinin getirileceğine dair söylenenler...

      Pekiyi, profili düşük ne demek, onu da irdeleyelim...

      Erdoğan'ın, uygulayacağını açıkça söylediği bir başına yönetim metoduna ayak bağı olmayacak, muti, sessiz ve kolay yönlendirilebilen biri demek...

      Cumhurbaşkanının kafasındaki isim de herhalde öyle olmalı...

 

İki yüzlülük

        YÜZÜMÜZE söyledikleri başka, arkamızdan söyledikleri başkaymış...

        Günaydın beyler...

        Yeni mi farkına vardınız!

             Takındıkları bu tavrı umursamamak lâzım diyor ülkeyi yönetenler; ona da katılıyorum...

        Ekliyorlar:

        -Millet kendi göbeğini kendi kesecek...

        Ohhh bee, nihayet...

        Keşke daha önce uyansalardı da göbeğimizi ikide bir başkalarına kestirmeselerdi!

 

BİR SÖZ

        İYİ dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş